Yıldıray OĞUR
İddianameden devam ediyoruz... Ama 15 Temmuz 2016 günü öğle saatlerinde Yenimahalle’deki MİT karargâhına pilot binbaşı H.A.’nın girmesine gelmeden önce bir 40 yıl kadar geriye gitmemiz gerekiyor...
Çünkü İddianame ilk kez somut bilgiler ve rakamlarla FETÖ’nün ordu içinde 1974’ten 2016’ya kadarki 42 yıllık hikâyesini anlatıyor.
“Mahrem Hizmetler” ya da “Çok Hususi Hizmetler” adı verilen ordu içindeki FETÖ faaliyetleri hakkında 1980 öncesine ait bilgiler sınırlı. Hâlbuki tutuklu darbeci generallerin bir kısmı 1978-79 girişli. Muhtemelen bu girişlerin de bir hazırlık süreci olmalı.
Nitekim iddianameye göre ordu içindeki FETÖ yapılanmasına yönelik ilk soruşturmanın tarihi 1982. Kuleli Askerî Lisesi’nde FETÖ mensubu olduğu için atılan öğrenci sayısı 90. Bu çok daha uzun bir hazırlık dönemiyle ulaşılabilecek bir sayı. İddianameden, 1982 yılında Kuleli’den atılan askerî öğrencilerin daha sonraki yıllarda örgüt içinde başka işlerde istihdam edildiğini öğreniyoruz. Bunlardan birinin 2011 seçimlerinde AK Parti’den Meclis’e giren Muhammed Çetin olduğu biliniyor.
1982 yılında 90 öğrencinin atılmasıyla sonuçlanan FETÖ’cülere yönelik soruşturmada adı geçen bazı öğrenciler, iddianameye göre “yaşlarının küçük olması nedeniyle ilişikleri kesilmeden, ceza verilerek veya ikaz edilerek TSK’ya kazandırılmaya” çalışıldı. Bu öğrencilerden 6’sı 15 Temmuz darbe girişimi sırasında üst düzey rütbeli generaller olarak karşımıza çıktılar.
O öğrencilerden biri Şener Topuç’un 1982’den 2016’ya macerası ordudaki FETÖ yapılanmasının 42 yıllık hikâyesinin özeti. Bu 42 yıl boyunca terfi basamaklarından kimseye hiçbir şey hissettirmeden hızla yükselen Topuç, daha ortada Ergenekon-Balyoz vb. soruşturmalar yokken 2006 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı sırasında bu konuda çok hassas olduğu söylenen İlker Başbuğ’un özel kalem müdürlüğünü yürütmüş. 2010-2012 yılları arasında ise Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı yapmış. 2012 yılında atandığı Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığı’nda üç yıl kalmış. Yani 17-25 Aralık 2013’ten sonra bile Kara Kuvvetleri’nde kimin FETÖ’cü olup olmadığına sorularına cevap veren koltukta oturmaktaymış. Ve 2015 yılı Yüksek Askerî Şûrası’yla da Tuğgeneral olarak Afganistan’da Türk ISAF Gücü’nün komutanlığına getirilmiş. Darbenin ardından Türkiye’ye çağrıldığında ise Dubai’ye kaçtığını, daha sonra getirildiği Türkiye’de darbeden ve FETÖ üyeliğinden tutuklandığını biliyoruz.
1982 yılında Kuleli Askerî Lisesi’ndeki FETÖ soruşturmasında “ikna edilerek” ordudan atılmayan öğrencilerden bir diğeri Murat Yetgin, 2016 yılında darbeden tutuklandığında Kara Harp Okulu Komutanı bir tuğgeneral, yine o öğrencilerden Hidayet Arı, darbe gecesi Edirne’den tankları İstanbul’a doğru yürütmeye çalışırken durdurulan 54’üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanı bir tuğgeneral olarak karşımıza çıktı. Diğer iki isim de darbede tutuklandı; 57. Topçu Tugay Komutanı Tuğgeneral Mehmet Nuri Başol ve İstanbul’da onlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan darbecilerin en rütbelilerinden 1. Ordu Harekât Başkanı Tuğgeneral Eyüp Gürler.
İddianameye göre 1986 yılındaki askerî liseler sınavında bazı derslerden tüm soruları doğru yaparak askerî liseye girmiş ve 1994 yılında teğmen olmuş, yani 94 devresinden 89 kurmay albay ve yarbaydan 66’sı da 15 Temmuz darbesine katıldıkları için ordudan atıldılar.
Bu soruşturmalara karşı örgütün ta 80’li yıllarda geliştirdiği yöntem akıllara durgunluk verici:
“Müteakip yıllarda da binlerce askerî lise öğrencisini ortaokulu yurt dışında okumuş gibi göstermiş, böylece askerî liselere giren öğrencilerin ortaokul döneminin araştırılarak örgütle ilişkilerinin tespit edilmesini önlemiştir...”
Son bir bilgi yine iddianameden; 1986 yılında Maltepe Askerî Lisesi’nde yapılan soruşturmalarda 450 kişilik bir devreden 270 öğrencinin FETÖ evlerine gittiği tespit edilmiş. Bu öğrencilerden 250’si itirafçı olarak atılmaktan kurtulmuş, ‘itiraf etmeyen 20 öğrenciyse okuldan atılmış.
Daha 80’li yıllarda bu kadar büyük sayılara rağmen yine iddianamedeki döküme göre 1982-2016 yılları arasında 157’si subay ve 253’ü ast subay olmak üzere 400 asker Gülenci olduğu için ordudan atıldılar.
Bu rakamın sıhhatli bir rakam olup olmadığını, irtica parantezinde dindar subayları kapsayıp kapsamadığını bilmiyoruz.
(“Bilmiyoruz çünkü iddianamede 28 Şubat döneminde artan irticacı subay avıyla ilgili tespit de epey tartışmalı:
“… Bazı sosyal tesislerde meydana gelen türbanlı bir vatandaşımıza nizamiyede müsaade edilmemesi gibi benzeri münferit hadiseler, örgüte müzahir medya organlarınca sürekli gündeme getirilmiştir. Yüzlerce yıllık bir gelenekten gelen halkımızın nazarında ‘Peygamber Ocağı’ olarak itibar kazanmış Türk Ordusu, âdeta din düşmanıymış gibi algılanmıştır. FETÖ mensupları, kendileri hakkında yürütülen soruşturmaları önlemek maksadıyla bu durumdan azami istifade etmiş ve kamuoyunda ‘TSK’da dindar subaylara baskı yapılıyor’ olgusu oluşturulmuştur.”)
Ama şu tespit, FETÖ’nün ordu içinde en kritik koltukları 2005 yılında ele geçirdiğini söylüyor:
“Sonuç olarak 2005 yılından itibaren, sistematik bir şekilde, harp okullarına atanma, askerî okullara öğrenci alımı, sözleşmeli personel temini, sözleşmeli subayların ve astsubayların statü değişikliği, yurt dışı ve yurtiçi yükseköğrenime personel gönderme, kurmay kolejlerine personel seçimi, GATA’daki öğretim üyesi atamaları, askerî hâkim temini, yüksek yargı üyelerinin seçimi ve benzeri onlarca konu tamamen TSK içerisindeki FETÖ yapılanmasının kontrolüne geçmiştir.”
İddianamede FETÖ’nün orduda en etkili olduğu pozisyonlar personel ve istihbarat başkanlıkları, üst düzey komutanların özel kalem müdürlükleri ve emir subaylığı kadroları olarak sıralanmış. Yine iddianameden okumak gerekirse:
“Darbeye iştirak eden örgüt elemanlarının mesleki safahatları incelendiğinde, atama dairelerine yaklaşık 20 yıl önce yerleşmeye başladıkları tespit edilmiştir. Başlangıçta bir iki eleman yerleştirmek suretiyle yapılan sızma, yıllar boyunca artarak devam etmiş, örgüt elemanlarının gücü, etkisi ve sayısı her geçen yıl artmıştır. Nihai olarak Gnkur. ve Kuvvet Personel Başkanlıklarının neredeyse tamamının FETÖ mensubu kişilerden oluştuğu anlaşılmıştır.”
“FETÖ’nün kritik kadro ve görev alanlarından birisi olarak belirlediği bir diğer alan ise Emir Subaylığı, Özel Kalem Müdürlüğü, İcra Subaylığı vb. kadrolardır. Son on yıldan beri en üst makamlar dâhil, kritik komutanlık emir subaylarının, Özel Kalem Müdürlerinin ve icra subaylarının tamamına yakını FETÖ tarafından özel olarak seçilmiş kişilerden oluşacak şekilde tayin edilmeleri sağlanmıştır.”
Subayların kurmaylık için gerekli olan yurt dışı görevlendirmeleriyle ilgili bütün sistemin de (dil sınavları, yurt dışı atamaları yürüten birimler) çok uzun yıllardır FETÖ’nün elinde olduğu anlaşılıyor.
İddianamedeki rakamlar ürkütücü. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yurt dışında görevde olan 525 subaydan 409’u darbe ve FETÖ üyeliğinden görevden alındı. 177 astsubaydan da 103. Daha korkutucu rakam darbe sırasında yurt dışına gönderilmek üzere tayini çıkan 241 subaydan 219’u darbe ve FETÖ suçlamasıyla ordudan atıldılar. Yani örgüt, 2016 yılında özellikle İzmir’de yürütülen ve iki amirale ucu uzanan soruşturmaların artmasından sonra subaylarını yurtdışına göndererek gözden kaçırmaya çalışmıştı.
Ama ona gelmeden iddianamede FETÖ’nün ordu içindeki yapılanmasının üçüncü safhası olarak geçen 2007-2014 arası yani Ergenekon, Balyoz, Askerî Casusluk ve benzeri davalarla geçen dönem hakkında yapılan tespiti paylaşalım:
“TSK içerisindeki her faaliyeti, örgütten aldığı talimatlar doğrultusunda, kendi lehine yönlendirebilecek güce erişen FETÖ, son aşama olarak komuta kademesini de kendi istekleri doğrultusunda şekillendirebilmek maksadıyla 2007 yılından itibaren harekete geçmiş ve kendisine mensup olmayan ve kendileri için engel gördükleri herkesi sistematik şekilde tasfiye etmeye başlamıştır.”
Ve iddianamede en ayrıntılı bilgilerin ve rakamların olduğu döneme bakalım; 2014 Ocak ve sonrası. Yani 17/25 Aralık 2013’le birlikte Gülen cemaatinin artık paralel devlet olarak anıldığı ve bu yüzden devlet içindeki örgütlenmesine yönelik operasyonların, soruşturmaların başladığı en kritik 3 yıl. Herhâlde en çarpıcı ve ibret verici olan bölüm burası.
Önce 2014 Ağustos Yüksek Askerî Şûrası rakamlarına bakalım. Hatırlayalım; artık ortada iktidarın da düşman listesinde birinci sıraya çıkmış, paralel devlet diye somut bir tehlike vardı ve ona karşı da büyük bir mücadele başlamıştı. Bu örgütün orduda da etkili olduğu açıkça yazılıyor, ifade ediliyordu.
Buna rağmen iddianamedeki tablolara göre 2014 yılı YAŞ’ında albaylıktan tuğgeneralliğe/tuğamiralliğe terfi edenlerin % 63’ü 15 Temmuz sonrası ordudan atıldı. %13’ü de kendileri istifa etti. Yani 2014 YAŞ’ında tuğgeneral ve tuğamiral olmuş olanların % 76’sı FETÖ’cü çıktı. Aynı YAŞ’ta tuğgeneral/tuğamirallikten tümgeneral/tümamiralliğe terfi edenlerin ise % 50’si ordudan atıldı. Bu rakam hava kuvvetleri komutanlığında ise %100.
2015 Yüksek Askerî Şûra’sında bu rakamlar daha da artıyor. 2015 yılında albaylıktan tuğgeneralliğe/tuğamiralliğe terfi edenlerin 15 Temmuz’dan sonra % 63’ü ihraç edildi, %15’ü istifa etti, yani % 78’I darbeci/FETÖ’cü çıktı. Bu rakam tümgeneralliğe/tümamiralliğe yükselenlerde % 53. Bu yüzde elli üç içinde, yani 2015 YAŞ’ında tümgeneralliğe terfi eden isimler arasında 15 Temmuz’un kilit isimlerinden Tümgeneral Mehmet Dişli de var.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda ise 2015 YAŞ’ında tümgeneral yapılan 4 tuğgeneral 15 Temmuz sonrası ordudan atıldı yani oran yine %100.
Ama bu iddianame sayesinde ilk kez öğrendiğimiz bir bilgi bunların hepsinden daha çarpıcı. O da darbe nedeniyle yapılamayan 2016 Ağustos’u Yüksek Askerî Şûra atamalarıyla ilgili rakamlar.
Savcılar bu yapılamayan YAŞ atama listeleri üzerine Genelkurmay Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral Nerim Bitlislioğlu’nun 20.02.2017 tarihli bilirkişi raporunu incelemiş ve şöyle yazmış:
“Örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kritik yerlerini ele geçiren asker üyelerinin 2016 yılı için yapmış oldukları Yüksek Askerî Şûra çalışmaları başlığında hazırlanan dosyanın incelenmesinde, terfi ettirilecek personelin büyük çoğunluğunun darbe faaliyetlerine katılmış örgüt üyeleri olduğu anlaşılmış.”
Yani 2016 yılında darbe olmayıp YAŞ yapılsaydı, en azından Genelkurmay’ın hazırladığı listelere göre atanacakların çoğu yine FETÖ’cü subaylar olacaktı.
Aslında bunda şaşılacak çok fazla bir şey yok. Çünkü darbe sırasında Genelkurmay Personel Daire Başkanı Korgeneral İlhan Talu da darbenin kritik isimlerinden biriydi ve tutuklandı. Onun gibi bu atamalara karar veren Kara, Hava, Deniz, Jandarma personel başkanları da darbeden tutuklandılar.
İddianamede yer alan Genelkurmay Plan ve Daire Başkanı Mehmet Partigöç’ün ifadesinde geçen bir bilgi ise 2016 YAŞ’ıyla ilgili başka bir hazırlık olduğunu da gösteriyor. Okuyalım:
“Hatırladığım kadarı ile 2016 yılında Darbe girişimine yakın tarihlerde 1. Amiri olan İlhan TALU’nun tarafına yaklaşık 300 kişinin isim listesini vererek ‘görev yerlerini tespit edin bir haberleşme ağında isimleri geçiyormuş bunların tespitini yapın’ dediğini, kendilerinin de şahısların çalıştığı yerleri tespit ederek kendisine bilgi verdiklerini…”
Burada bahsedilen haberleşme ağının ne olduğu iddianamede yazmıyor. Ama bunun byLock listesi olduğunu tahmin edebiliriz. Çünkü MİT, byLock’u darbeden önce Ocak 2016’da ortaya çıkarmıştı. Tam olarak isimlerin verilip verilmediğini bilmiyoruz. Daha önceki yıllarda da MİT’in YAŞ’la öncesinde ordudaki paralel yapılanmayla ilgili Genelkurmay’a listeler verdiğiyle ilgili haberler çıkmıştı. Hatta Akşam gazetesinin 2014 tarihli böyle bir manşeti Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Genelkurmay’dan yapılan üçlü açıklamayla yalanlanmıştı. MİT ya da Emniyet’in Genelkurmay’a Yüksek Askeri Şuralar öncesi FETÖ’cü listeleri verip vermediği, verdiyse bu listelerin ne yapıldığı sorusunun henüz bir cevabı yok.
İddianamede yer alan Mehmet Partigöç’ün Genelkurmay’daki ofisindeki masasının üzerine eşi ve kızları için bıraktığı notta yazan “Ama bu başkaldırıyı yapmasaydım da beni hayatımın sonuna kadar hapse atacaklardı” sözünün bir tasfiye beklentisi olduğunu ortaya koyuyor. Bazı subay ifadeleri de bu korkuyu destekliyor.
2013 sonrası ordudaki paralel yapılanmayla mücadeledeki aksaklıklarla ilgili en çarpıcı ifade Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nınki. Aksakallı Paşa ifadesinde Şehit Ömer Halisdemir’e vurması için talimat verdiği Özel Kuvetller’de görevli Tuğgeneral Semih Terzi’nin FETÖ’cü olduğunu 2015 yılında Genelkurmay’a bildirdiğini söylemiş:
“Kara Kuvvetleri İç Güvenlik Şube Müdürü iken Semih TERZİ'yi Kara Kuvvetleri Komutanının Özel Kalem Müdürü olarak tanıdığını, daha sonra Özel Kuvvetlerde birlikte çalıştığını, 2015 Ağustos öncesinde Özel Kuvvetlerde görevli Tuğgeneral Semih TERZİ, Tuğgeneral Mehmet Nuri BAŞOL ve Tuğgeneral Mehmet Cengiz DOĞAN'ın görevden alınması için teklifte bulunduğunu, Semih TERZİ dışındakilerin görevden alındığını, ancak Semih Terzi’yi görevden almadıklarını, 2015-2016 yıllarında Semih TERZİ'nin buradaki görevden alınması için 2 defa teklifte bulunduğunu, ancak görevden alınmadığını, Semih TERZİ'ye olumsuz sicil ve olumsuz kanaat yazdığını, 2016 sicil belgesinin Genelkurmay'dan istenebileceğini, 5-6 ay önce kendisine Silopi'de ‘dilekçeni yaz bu birlikten defol git’ dediğini, Semih TERZİ'nin FETÖ’cü olduğunu tahmin ettiğini, buna yönelik şüpheleri olduğunu…”
Aksakallı Paşa ifadesinde Özel Kuvvetler Komutanlığı’na atanan Kurmay Albay Fırat Alakuş ve Kurmay Albay Fatih Yarımbaş’ın da FETÖ’cü olduklarını, atamamalarının yapılmaması gerektiğini darbeden önce YAŞ döneminde Genelkurmay’a bildirdiğini anlatıyor. O kurmay Albaylardan Yarımbaş darbe gecesi Aksakallı’nın arabasının önünü kesip onu öldürmeye çalışacak, Kurmay Albay Fırat Alakuş ise Özel Kuvvetler timinin başında darbe akşamı Genelkurmay’ı basıp komutanları gözaltına alacaktı.
Sadece bu köşede bile hakkında 2014’ten beri yazılar çıkan 2010 KPSS dosyasında kopya çekerek atamaları yapılan şüpheli 487 subay eşi hakkında bile yeterli bir soruşturma yapılsaydı, örneğin o subay eşlerinden biri olan (S.A.) üzerinden Kurmay Albay Fırat Alakuş’un adına da ulaşılacaktı ve böylece darbe akşamı Yurtta Sulh Konseyi üyesi olarak Genelkurmay’ı basacak Kurmay Albay deşifre edilecek, belki ordudaki FETÖ’cü yapı bu izin peşinden ortaya çıkarılacaktı.
Ama iddianamede darbeden tutuklanan Genelkurmay Personel Daire Başkanı İlhan Talu’dan çıkan bir dosyada yazılanlar KPSS 2010 da dâhil olmak üzere, ordudaki paralel yapı soruşturmalarının nasıl savuşturulduğu ve hükümetin hangi argümanlarla ikna edildiğini gayet iyi anlatıyor:
“Her 3 klasörde de, 1 nolu klasörün sonuç kısmında da yer aldığı şekilde, TSK’nın PDY ile mücadelede gereken her türlü tedbir hassasiyet ve kararlığı uyguladığı, TSK nın bu konudaki kararlılığında her hangi bir zaafının olmadığı, bu mücadelede acele edilmemesi gerektiği PDY’nın TSK içerisinde olduğundan büyük gösterme gayretlerinin iyi niyetli olmadığı bu iddiaların belli bir kesim tarafından intikam ve hesaplaşma niyetiyle planlı olarak üretildiği, aslında bu iddialardan ziyade bu iddialara itibar edildiği algısı oluşturacak eylemlerin ve eylemsizliklerin TSK’ya daha zarar vereceği, değerlendirmelerini destekler mahiyette evraklar olduğu, 1 adet klasörün; toplam 9 sayfadan oluştuğu, içeriğinde KPSS 2010 Soruşturma/Kovuşturması kapsamında TSK personeli ve yakınları ile ilgili meydana gelen gelişmeler başlıklı yazı ve konu ile ilgili gazete kupürleri, sınavdan alınan notlar başlıklı çizelge, yıllar içerisinde Harbiyelilerin durumu başlıklı çizelge olduğu…”
İddianamede 17/25 Aralık 2013’ten sonra bu örgütün deşifre edilmesi için ele geçen üç yıllık fırsatın kötüye kullanılması şöyle eleştirilmiş:
“FETÖ hakkında gerek TSK içinde gerekse de ulusal yargı kurumlarında yürütülen soruşturmalar akamete uğratılmıştır. ‘Askerî liseye soktuğu bir çocuğu 40 yıl sonra orgeneral yapmayı hedefleyen bir örgüt, çok tehlikeli bir örgüttür’ gerçeği göz ardı edilmiştir.’’
17/25 Aralık’a rağmen üç yıl sonra 15 Temmuz’un nasıl olabildiği sorusunun cevabı Türkiye’nin yönetilmesinde, güvenlik ve yargı kurumlarında yaşanan sorunlar üzerine henüz yeterli bir sorgulama yapılamadı. Ama bu üç boyunca kaçırılmış fırsatlara rağmen, darbenin sabahı FETÖ örgütü içinde bulunan bir binbaşı kendisine verilen MİT müsteşarını gözaltına alma görevi vicdanını rahatsız edince Yenimahalle’ye gitti. MİT binasına girdi.
Darbeyi engellemek için hala bir fırsat vardı. Ama bu da bir sonraki yazıya kaldı.
Yazarlar
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları













































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025