Abdurrahman Dilipak
Dünyada hızla artan bir intihar eğilimi var. Asya, Avrupa, Amerika’dan sonra bu hastalık bizde de yayılıyor. Bakın, bundan sonra daha çok intihar vakası yaşanacak. Tek sorun “Mavi Balina” ya da “Angel” değil. Toplum bir inanç boşluğuna düştü, hedonist hale getirildi, adrenalin bağımlısı. Başarısızlık bile intihar sebebi olabilir bunlar için. Bunlar muhteris insanlar. Cinayet de işleyebilirler. Kumar oynamak da tatmin etmez bunları, “Rus ruleti” de oynayabilirler.
Şimdilik birçoğu, bilgisayar oyunlarında öldürüyor ve başkalarının canları ile sanal bir alemde yaşıyorlar. Yaşamak için öldürmek zorundalar. FETÖ’nün dini, piyasanın sömürüye dayalı imanı para, “idol”ü kadın ve “makam” olunca, olacağı buydu. Ne bekliyordunuz ki! Bakmayın bunların bugün “Boğa kanı”, “Kedi kanı” içtiklerine. Yarın “Aslan sütü”nü içip, “insan kanı” aramaya koyulabilirler.
“Cinnet mustatili”: “Uzayıp giden bir cinnet hali”.. Toplum, bir yandan kışkırtılarak, bir yandan bastırılarak çıldırma noktasına zorlanıyor. Bunun tabii sonucu öldürmektir. Terör ya da intihar. Bunun garibanı ya da filozofu yok. Schopenhauer olsanız ne yazar. Hayat sizin için anlamını yitirmişse intihar bir kaçış yolu olabilir. Ya da alkol ve uyuşturucuya bağlanırsınız. Sadece ritüellere ve seremonilere indirgenmiş, siyaset ve ruhbanların oyuncağı olmuş bir din, bu insanların derdine çare olamaz. Dünya siyaset ve iktisadiyatının anlaşılmaz, akılsız kişiler ve işler üzerine kurulu olduğunu düşünüyor, görüyor ve çözüm üretemiyor, adaletten umudunuzu kesmişseniz, şeytan size intiharı öğütleyebilir ve siz de bu söze uyarsanız, vay halinize. Evet, toplum olarak intihara zorlanıyoruz. İntihar edecek cesareti bile bulamayan, demirci körüğü gibi nefes alıp vermeye devam eden “ölü canlar”la dolu çevremiz.
Kişi karşısındakine saldırınca bu bir cinayet ya da terör oluyor. İntihar da aynı şey aslında. Sonuçta ölen bir insan var. “Bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir”. Bu bir intihar eylemi de olsa.
İnsanı intihara sevk eden şey manevi bir boşluğa düşmekle ilgili. Bu aşırı bir şiddet, çaresizlik, umutsuzluk, hayatın anlamını yitirmesi, ya da aklı zail eden şeyler olabilir. Allah’ın dini, yeri göğü, hayatı ve ölümü açıklar ama bugün “piyasadaki din” anne-baba, ya da gelin kaynana arasındaki sorunu bile çözmüyor. Bir başka açıdan, “nefes alıp vermekle canlı mı sayılır sanki şerir, demirci körüğü de hava alır ve verir.” Aramızda bir sürü canlı ceset dolaşıyor. Aklını kaybedenler, uyuşturucu ve alkol kullananlar, her türlü bağımlılık, intihara sevk etmekle birlikte, süreç intiharla sonuçlanmasa bile insanı hayattan kopartıyor. Canından bezen insanlar, ortada kalmak, kimseye derdini anlatamamak, psikolojik rahatsızlıklar, aile içi çatışma, taciz ve cinsel sorunlar, şiddet, tehdit, şantaj, duygusal sorunlar, yalnızlık, dışlanmışlık, depresyon ve buna benzer şeyler.
Kimi cezalandırmak, kimi intikam almak ister, çatışarak ölmek ister. Kimi macera peşindedir. Merak, adrenalin tutkusu, Rus ruleti başka intihar yollarıdır.
Derin güçler nüfusu sınırlandırmak için önce aileyi yok etmek istiyorlar. Sonra genetik tahlil yöntemi ile risk grubu çocukları fetüs halinde iken izale etmek istiyorlar. Zaten anne-baba aşamasında genetik ve kriminal risk grublarının kısırlaştırılması da var gündemde. Yaşayanların ise kontrollü uyuşturucu ile pasifize edilmesi, ya da herhangi bir sebeple “Ötenazi hakkı” diye intiharı özgürlük kapsamına almak istiyorlar. İntihar olayı gelecekte daha çok konuşulacak. Bitkisel hayat, geri dönüşü imkânsız görülen hallerde, uzman raporu ve ailesinin rızası ile fişi çekme konusunda politikalar geliştirilecek.
Geçenlerde Fatih’te bir aileden 4 kişi birden intihar etti. Ardından Antalya’da yine siyanürle 4 kişi daha intihar etti. Polis ekipleri, salonda çocukların el ele cansız bedenlerini buldu. Banyoda da annenin cesedini buldu. “Akrabalar, komşular neredeydi” diyeceğim ama aile mi kaldı! Artık İstanbul sözleşmesi, CEDAW diye bir takım belalar var başımızda. ABD’nin himayesindeki PYD ile baş etmeye çalışıyoruz da, BM’nin, AB’nin himayesindeki CEDAW ile baş edemiyoruz bir türlü. Hırsız içeride iken evin kapısını kilitlemek fayda vermiyor zira. “Yan masaya janjanlı meyve yerine pahalı kırmızı şarap gönderen ünlü politikacı kimdi. Peki, o masadakiler kimlerdi ve onlar o şarabı kabul etti mi. Bu ‘muhabbet’in arkasında ne vardı?” Bunu bilmiyorum. Konuyu “Bizimkilerin Hürriyeti”nde E. Özkök yazdı. Bu konuda Ufuk Güldemir’in ‘kanarya’sı mı manşet olmalı, Ertuğrul Özkök’ün ‘papağan’ı mı, onu da bilmiyorum. Olmuyor işte, “Dindar nesil”den söz ederken, trollerin kışkırttıkları, kendilerinden olmayan herkesi “Hain” ilan eden, susturmaya çalışan bir “Kindar bir nesil” geliyor. Bakın, PKK-PYD ile savaşırken, onların etki alanı içindeki çocukları da hesaba katalım. Onların beyinlerinde kopan bir fırtına var. Bir oğlu dağda, öteki askerde olan anaları da düşünelim.
FETÖ’gillerin hem siyasi ve iktisadi ayağının üzerine gidiyoruz. Ama bu “Amerikano İslam”a inananların içine düştükleri “Manevi boşluk” kimsenin umurunda mı? Bunların sayısı sanık olan, kaçan, görevden uzaklaştıranlardan belki 100 kat daha fazla. Bunların hali nice olacak?
Hiçbir askeri, siyasi ve iktisadi kazanım kaybedilen aile ve nesli ve imanın boşluğunu dolduramaz.
Kamuoyu araştırmalarına bakın ne demek istediğimi anlarsınız.
Âlimlerin ve amirlerin, güzel örnek olmadığı toplumlarda kırılma, ani ve çok daha şiddetli olabilir.
Uzmanlar aileleri uyarıyor. Çocuklarınızla daha yakın, samimi sohbet ve karşılıklı güven ortamının tesisi zorunlu. Tek başına okul, cemaat yeterli değil. Aile içi “Tearüf” önemli. Bakın bakalım çocuklarınızın arkadaş çevresinde kimler var. Karşı ve eş cinsle duygusal ilişki ne durumda. Cinsel sapma, dini baskı ile karşılaşınca kırılma yaşanabilir. Yalnızlık hissi, neye inanacağını, güveneceğini bilememe; aile içinde dini, siyasi, sosyal görüşlerde farklılaşma, çatışma, ne yapacağını, kime güveneceğini, neye inanacağını bilememe, bunun sonucu evden kaçma ile birlikte yeme içme alışkanlıklarında değişiklik, kişilik değişikliği uykusuzluk ya da uyku bozukluğu, düzensizlik, alkol ve uyuşturucu kullanma, kendine ve dışa dönük şiddet eğilimi, dikkat dağınıklığı ve öğrenememe, bazen dağınıklık, bazen aşırı mükemmeliyetçilik, yalnızlık, gelecek kaygısı, saldırı ve tacize uğramış olmak ya da bu korkunun baskıladığı kişilik hali, aile içi çatışma, kavgalar, boşanma depresyona sebep olabilir. Dikkat ediyorsanız, gençler daha kızgın ve öfkeli, sabırsız, paylaşımcı değil. Ya çok duygusal ve merhametli ya da vurdumduymaz, umursamaz, gayeye giden her yol meşru anlayışında. Huzursuz, huysuz, herkesi suçlayan öfkeli ve sinirli. Açıklanamayan ağrı ve sızıları, şikâyetleri var. Stresli, panik, psikosomatik reflekslerle aslında kendilerini ele verirler.. Eleştiriye aşırı duyarlıdırlar. İstikrarlı değiller ve sürekli değişiklik isterler, çabuk bıkarlar. Kendilerini bazen değersiz görebilirler.
Bu gençler bizim geleceğimiz. Ve gelecek o kadar çok belirsizliklerle dolu ki! Gençlerimizin bu geleceğe ilişkin ekonomik, politik, sosyal, entelektüel risklere karşı daha dayanıklı ve değişen şartlara uyum konusunda yardımlaşma arzusunu artırmamız gerek. Farklılıklarımıza rağmen çatışmadan bir arada yaşamanın bir yolunu bulmalıyız. Adil ve erdemli, ahlaklı bir insan olmanın önündeki engelleri kaldırmalıyız. Yoksa toplumsal cinnete hazır olun.
İntihar, kalabalıklar içinde yalnız kalan insanın isyanıdır. Tek başına siyanür satışını kontrol ederek intiharı engellemek mümkün değil. Tamam, siyanürün satışını, kullanımını takip edin, ama önce insanı intihara götüren yolları kapatın. İntihar etmeyi kafaya koymuşsa biri 40 tane yolunu bulur. Kolay çözümler genelde aldatıcıdır. Ya da vicdanınızı tatmin edersiniz, topluma söyleyecek sözünüz olur. Gerçek bundan ibaret değildir. Bu anlayışla ne uyuşturucu ile baş edebiliriz, ne de intiharı önleyebiliriz. Hani “tearüf” edecektik. “Kederler paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Biz paylaşmayı unuttuk. Öfkemiz merhametimizden, nefretimiz sevgimizden büyük olunca bu sonuç sürpriz değil. Selam ve dua ile.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları











































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
18.01.2026
18.12.2025
7.09.2025
3.08.2025
26.08.2024
5.08.2024
4.06.2024
27.05.2024
20.05.2024
5.05.2024