Ali Türer
Kimlik üzerinden siyaset yapanlar çözüm sürecinden ne bekliyorlar?
Toplumsal sistem içinde yeniden kurulacak dengenin bütün tarafların katkısıyla ortaya çıkmasını istiyorsanız çözümü demokrasi içinde, barış içinde ararsınız.Booklice görünüştedeğil, bir taraf için değil, herkes için çözüm ortaya çıkar. Sistem içinde ortaya çıkan karışıklığa demokrasi içinde çözüm bulunmuş olur. Dahası ortaya çıkan karışıklık süreç içinde demokrasiyi geliştiren bir rol oynar. Demokratik yapı toplumsal dengenin, karışıklık içinden yeniden yeniden kurulabilmesinin güvencesi haline gelmiştir.
Oysa ortaya çıkacak olanı tümüyle kontrol altında tutmayı kafanıza koyduysanız, ortada sandık da olsa örtük ya da açık bir biçimde şiddet, zor kullandıysanız; çözüm demokrasi içinden değil demokrasi iğdiş edilerek ortaya çıkmıştır. Karşınızdaki güçler üstünlüğünüzü kabul etmiş olsalar da bu durum geçicidir, ortaya çıkan denge görece ve geçicidir. Demokrasi içinde sistemi zenginleştiren, geliştiren bir rol oynayamadığı için gerçekte karmaşa çözümlenmemiştir, olsa olsa üstü örtülmüştür, derinden derine system içinde büyümeye devam edecektir.
Türkiye’de çözümün tarafları hep kimlik savaşçıları oldular. Bu topraklarda eğitim yoluyla yetiştirilen siyasi aktörler gücünü kandan ya da imandan alan kurtarıcılardı. Hal böyle olunca şiddet de çözüm sürecinde kullanılan en yaygın araçlardan biri oldu hep.
Sandığın iktidardaki gücü ayırt etmek üzere kullanılması şiddetin süreçteki etkisini azaltan bir rol oynar mı oynar. Ama kimliğe dayalı siyasi kültür içinde sandığın şiddeti meşrulaştıran bir rol oynadığını da görmek lazım. İktidara gelen karşıtına “bak gücüm bu, neler yapabileceğimi gör, ona göre ayağını denk al” deme fırsatı buluyor. Muhalefet ise “bak iktidarı eline geçirdin ama benim de hatırı sayılır gücüm var; sana ne sorunlar çıkarabileceğimi gör, ona göre davran” demiş oluyor. Siyasi kültür içinde demokrasinin sandıktan ibaret ve sandıkla sınırlı hale gelmesinin başlıca nedeni işte bu?
Öte yandan kuşkusuz şiddet kullanmanın toplumda yarattığı bir travma da var. Bu travma, şiddeti kullanan ile ilgili toplumda olumsuz bir algı oluşmasına yol açıyor. Böylece “kamuoyu gözünde küçük düşürme” aracı olarak şiddetin bir başka kullanım biçimi daha ortaya çıkıyor.
Bu nedenle siyasi aktör kullandığı şiddeti, karşısındaki gücün kullandığı şiddetin ortaya çıkan bir sonucuymuş gibi sunuyor. Dahası şiddeti bu amaçla kullanabilmek için karşındakini şiddet kullanmak zorunda bırakacak durumlar yaratıyor. Sokaklarda eli sopalı, coplu, sırt çantalı, eli taşlı insanlar dolaşsın ki, kolluk güçlerinin kullandığı şiddet meşru hale gelebilsin. Kolluk güçleri insanları sopalasın, kurşunlasın, işkenceden geçirsin ki örgüt dağa insan devşirebilsin. Bölgedeki yaşamı kontrol altında, tehdit altında tutmak için kale kollar kur ki bölge halkı sokaklara dökülebilsin.
Bugünlerde şiddetin bu kullanım biçiminin somut örneklerine yaygın biçimde tanık oluyoruz.
Eğitim sistemi Kürt çocukların ana dilde eğitim görmelerine, dilini kültürünü öğrenmelerine fırsat vermiyor. Dışlanan, kendine bir gelecek göremeyen çocuk örgütün gösterdiği yolda abileri ile birlikte sokakta tepkisini ortaya koyuyor. Kolluk güçleri en küçük bir karşı çıkışı çocuk, yetişkin ayırt etmeden copla, gaz ile basınçlı su ile bastırıyor. Böylece protesto etmek için sokaklara dökülenin daha donanımlı ve kararlı bir biçimde ortaya çıkabilmesinin koşulları hazırlanıyor. Örgütün propagandası ve kışkırtması ile daha kararlı biçimde sokağa dökülen çocuklar gençler iktidarı temsil eden kolluk güçlerine fırsat buldukça taş, demir bilye, havai fişek, Molotof kokteyl atıyorlar. Bu koşullarda ele geçen çocuklara kolluk güçleri de yargı da acımıyor. Yakalandıklarında kötü muamelelere, hatta işkenceye maruz kalıyorlar. Kaldıkları ceza evlerinde tacize, tecavüze uğruyorlar. Savcılar 40-50 yıl gibi cezalar istemi ile bu çocuklara davalar açıyor.
Bu durumda örgüt çocuklara kucak açıyor, ya da çocuklar kurtuluşu dağa çıkmakta buluyorlar. Anneler, babalar feryat ediyor. Çocuklarını istiyor. İktidar çocukları kaçırdı diye örgütü suçluyor. Örgüt çocuklara uyguladığı baskı ve şiddet için dağa çıkmak zorunda bıraktıkları için iktidarı suçluyor.
Ve bütün bunların olduğu yerde taraflar bize dönüp “merak etmeyin sorun çözüyoruz, çözüm süreci işletiyoruz” diyorlar.
Ağızlarda barış, demokrasi, elde ise cop, gaz, basınçlı su, havai fişek, Molotof kokteyl, taş; kesilen yollar, inşa edilen kalekollar, dağlarda silahlı insanlar; sokaklarda ölen, öldürülen gençler; kaçan, ya da kaçırılan çocuklar, ağlayan analar, çözülmemiş cinayetler. Listeyi uzatın uzatabildiğiniz kadar, bütün bunlar barış sürecinin, çözüm sürecinin görüntüleri gibi mi geliyor size?
Bu nasıl barış, bu nasıl çözüm süreci beyler; siz bu toplumla dalga mı geçiyorsunuz?
Toplumda adalet duygusunun her geçen gün iğdiş edilmesi de şiddeti özendiren bir rol oynuyor. Ortaya konan şiddetin hesabı sorulmuyor. Uluderede uyguladığı şiddetin hesabını vermeye yanaşmayanlar çözüm süreci işletiyor. Şiddetin tarafı olan örgüt liderlerinin, darbe tezgahlayıcıların serbest kalabilmeleri için kampanyalar düzenleniyor. Şiddete maruz kalan veya şiddete tanık olan, yapılanın yapanın yanınakarkaldığını görüyor. Böylece şiddeti sorun çözme aracı olarak kullanmayı bir biçimde öğrenmiş oluyor.
Barış isteyen devlet, hukuk sistemi; işkence yaptığı görüntülerle sabit olan polislere bir aydan bir yıla kadar ceza isterken, işkence gördüğü için davacı olan kadına polise hakaret ettiği gerekcesi ile sekiz yıl ceza mı ister? İşkenceyi bir ayla, hakareti sekiz yılla cezalandıran bu hukuk sistemi şiddeti özendirmiş olmuyor mu?
R.T Erdoğan ve ekibi benzerine demokratik dünyada tanık olmadığımız bir başkanlık sistemine doğru gittiklerini açıkça dile getiriyorlar. Şiddeti beslemek için taraflar ellerinden geleni yapıyorlar. Hal böyle iken her Allahın günü demokrasiden, barıştan, çözüm sürecinden söz ediliyor. Bunun inandırıcı bir yanı var mı? Şiddetin araç olarak kullanıldığı yerde çözüm mümkün mü?
Türkiye bugün bir Suriye değilse, hala birimize düşmediysek, çözülmediysek bu kurtarıcılarımızın maharetini değil insanların tanık oldukları şiddete rağmen dolduruşa gelmediklerini gösterir.
Ama bunun böyle devam edeceğini kim söyleyebilir?
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları

























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024