Besim F. Dellaloğlu
Modern toplumlara nazaran modernleşme toplumlarında toplumsal değişim daha sancılı olur. Çünkü modernleşme bilinci, idraki olageldiği gibi olmanın ayakta kalmak için artık yeterli olmadığının farkındalığıyla başlar. Bu sebeple Osmanlı’da modernleşme ihtiyacı öncelikle askeri alanda fark edilmiştir. Değişimin algoritması içinde kendiliğindenlik ve iradilik daha sert çatışırlar. Zira değişimin hamuruna bir de “zorunluluk”, “geri kalmışlık” boyutu dâhil olmuştur artık. Bu da kendilikle, gelenekle, geçmişle olan tüm ilişkileri daha da gerginleştirir, politikleştirir. Kişiler, gruplar, toplum sadece kendi tarihleri, toplumsal ilişki ağları içinde değişemezler. En kişisel tercihler bile büyük politik bağlamlarla ilişki içinde ortaya çıkabilir. Geleneğe dair tutumlar gündelik hayatın sahiciliğinden kopar ve makro siyasetin konusu olur. Gelenek kimileri için fazla değerli hâle gelir, kimileri içinse iyice değersizleşir. Burada en önemli olan nokta, geleneğe dair tutumun o geleneğin bulunduğu alanın ihtiyaçlarına göre değil, makro siyasetin ihtiyaçlarına göre belirlenmiş olmasıdır.
Geleneğin Aşırı Siyasallaşması
Modernleşme toplumlarının görünürdeki büyük çatışmasının kutuplarını oluşturan ama aslında sadece aynı madalyonun iki yüzü olan siyasi konumlar, örneğin Avrupa’nın dünyanın en geleneksel toplumlarını içerdiği göremezler. Bu görememe hâlinin bizatihi kendisi bir modernleşme sendromudur ve örneğin Türkiye’nin sağcı/solcu, dindar/laik kesimlerinde ortaktır. Sebepleri farklı olsa da sonuç aynıdır. Türkiye’de sağ da sol da Avrupa ile gelenek kelimelerini aynı cümle içinde kullanmaz. Çünkü Avrupa modern olandır, gelenek ise “bu topraklar”. Sol Avrupa’yı seçer, sağ ise geleneği. İşte bu modernleşme trajedisiyle yüzleşmeden “bu topraklar”dan fikir, kavram, medeniyet çıkması da pek mümkün değildir.
Geleneğin aşırı politikleşmesinin bir diğer anlamı, bu kavramın neredeyse sağın tapulu mülkü haline gelmesidir. Aslında bu da modernleşme toplumlarındaki toplumsal işbölümünün tipik sonuçlarından biridir. Gelenek modernleşmeciler için nasıl kategorik olarak kötü, acilen değiştirilmesi gereken bir şey ise, sağcılar için de kategorik olarak iyi bir şey haline gelir. Hatta neredeyse kutsallaşır.
Türkiye’de her iki kesimin de anlamakta zorlandıkları, aslında geleneğin modern bir şey olmasıdır. Bugünde var olan bir şeyin geleneksel olması için öncelikle eski, daha doğrusu kadim olması gerekir. Eski olan şimdiye ulaşamıyorsa ya da şimdide mevcut olan eski değilse gelenek mevcut değildir. Dolayısıyla geleneksel olanla modern olan arasındaki ilişki modernleşme toplumlarının sandığının aksine kopuşlar kadar süreklilikler de içerir.
Ancak geleneğin siyasallaşması ve giderek bu siyasallaşmanın iyice bayağılaşması kişileri gelenekle otomatikman özdeşleştirir. Gelenekle ilişkiyi genel olarak bir siyasal kimlik haline getirir. Artık geleneğin spesifik alanının, tarihinin, zanaatının, uzmanlığının pek bir anlamı kalmaz. Bu zihniyet, gelenek kavramını bir bütün olarak sahiplenir ama geleneği alanlarının hak ettiği bir biçimde yeniden üretebilecek, şimdiye ve dünyaya ait kılacak bir üretimi meydana getirmekte de oldukça zorlanır. Hatta bu gerilimin siyasi rantını devşirmeyi bir alışkanlık haline getirir. Türkiye’de sağın gelenekle ilişkisi büyük ölçüde bu şekilde özetlenebilir.
Sosyolojiyi Fethetmek
Üniversitede de durum pek farklı değildir. Örneğin sağcı sosyologlarda şöyle bir ön kabul var: Biz kendi aramızda sürekli olarak içinde “gelenek” kelimesi geçen cümleler kurarsak ve kadro yapılanmalarında hep kendimiz gibi adayları kuruma dâhil edersek geleneğin oluşmasını sağlarız. Bu ise aslında alanı siyasete teslim etmektir. Sosyolojik geleneği reddetmektir.
Kimilerinin derdi üzüm yemek değil, bağcı dövmektir. Amaç sanki sosyoloji yapmak değil sosyolojiyi de fethetmektir. Bu anlamda, yerli sosyoloji, İslami sosyoloji, özgün sosyoloji gibi başlangıçta anlamlı olabilecek sloganlar artık Türkiye’de sosyoloji yapmanın önünde bir engel haline gelir. Mesele aslında sanıldığından çok daha basittir. Sosyolojik gelenekten söz edebilmek için ortada önce bir sosyoloji olmalıdır ve sonra da bunun bir gelenek, alan, kurum haline gelmiş olması lazımdır.
Türkiye’de bir sosyolojik gelenek olmadığının en önemli işaretlerinden biri örneğin, ülkenin en eski sosyoloji bölümlerinden birinin sosyoloji mezunlarının iş bulmalarının kolaylaştırılması için Ankara’daki siyasetçi/sosyolog “abilerinden” yardım isteyen bir tweet atabilmesidir. Bu tutumu kurumsallaşmama, örgütlenememe, alanı üretememe, ergen kalma, vesayet gibi birçok açıdan değerlendirebiliriz. Ancak bence en vahim olanı bu tutumun bir sosyolojik öz bilinçten yoksun olmasıdır. Bu tweet’i yazanın zihninde bir alan, bir gelenek olarak sosyoloji mefhumu mevcut değildir. Alanını bir özne olarak tasavvur edememekte, alandan çıkmış siyasetçilerden medet ummaktadır. Örneğin psikoloji Türkiye’de sosyolojiden daha fazla gelenek oluşturmuş ve kurumsallaşmıştır. Alana dair merkez siyaset bir tutum aldığında çok ciddi kurumsal alan refleksleri gösterebilmektedir.
“İcat Edilmiş Gelenek”
Gelenek kavramının aşırı politikleşmesi, geleneksel olanın akıl, fikir, vicdan, idrak, izan süzgeçlerinden geçmeden topyekûn kabul edilmesi ya da reddedilmesine neden olur. Geleneğe değer verenlerin çoğunlukta olduğu ortamlarda ise genel kabullerin hepsi gelenek statüsü elde eder. Ben, üniversitede öğrenci ve hoca olarak yaklaşık 35 sene geçirdikten sonra emekli oldum. Eskiden hocaların danışmanlık yaptıkları öğrencilerin tezlerine, kitap ya da makale olarak yayımlanması durumunda kendi adlarını da yazar olarak eklemeleri diye bir şey pek hatırlamıyorum. Ama bugün öğrencisinin tezine adını ekleyerek yayın yapmanın özellikle sağcı sosyologlarda bir “gelenek” haline gelmiş olduğunu söyleyebilirim. Akademik teşvik uygulamasının başlamasıyla birlikte bu tercihin ivme kazandığı da ayrıca söylenebilir.
Solcu sosyologlar arasında ise bu tür tutumlara girenlere pek rastlamadım. Bu uygulamayı hayata geçirenler genelde bunun bir “gelenek” olduğunu ileri sürerek savunmaktadırlar kendilerini. Eric Hobsbawm’ın da adını anarak buna “icat edilmiş gelenek” diyebiliriz belki! Ancak bence asıl sorulması gereken soru bunun doğru olup olmadığıdır. Tez, öğrencinin ürettiği bir üründür. Hoca ise süreçte sadece danışman olarak rol alır. Bunun için bir ders ücreti tahakkuk eder ve danışmanlık zaten akademik bir etkinlik olarak CV’de yerini de alır. Kitap olarak yayımlanmış bir tezin içinde hocanın adının geçeceği yer kapak değil, kitabın yazarının önsözündeki teşekkürlere dair bölümdür. Eğer kitabın kapağında hocanın adı öğrenciyle birlikte yazılabiliyorsa o halde eserin tez halinde de aynı şekilde olması gerekmez mi?
Gelenek kavramının arkasına saklanarak çok sık yapılan bir uygulama da tez konusu seçimlerinde öğrencileri sistematik olarak sınırlama eğilimidir. Bir sosyoloji bölümünde elbette öğrencilerin tez konusu seçimleriyle hocaların uzmanlık alanları arasında bir algoritma olması doğaldır. Ancak bu filtreler Türkiye’de akademik kriterlere göre değil, siyasi/ideolojik reflekslere göre işlemekte ve gerekçe olarak da yine “gelenek” kavramı kullanılabilmektedir. Örneğin, Edward Said veya Michel Foucault’nun görüşlerini siyaseten uygun bulmadığınız ve “Bizim bölümde bu isimler üzerine tez yazılamaz” dediğinizde sosyolojik gelenek oluşmasına katkı vermek bir yana iyice mahallileşirsiniz ve şimdiyi kaybedersiniz. Doçentlik jürisinde adaya ve dosyasına öncelikle siyaseten yaklaşmak, bizden mi değil mi testi uygulamak da sosyolojik geleneğe işaret değildir.
Türkiye’de sosyolojinin ciddiye alınabilir bir gelenek oluşturabilmesinin koşulu ideolojilerin hangisinin Türkiye için daha uygun olduğuna karar vermek değil, belki de mevcut ideolojilerin ilişkisel tarihini çözümleyebilmektir. Örneğin, Türkiye’deki bütün ideolojilerin Osmanlı-Türkiye tecrübesini modernleşme tarihinin birer ürünü olarak anlayabilmektir. Bu aynı zamanda şu anlama da gelir: Türkiye’de sağ soldan, İslamcılık Kemalizm’den, yerlicilik Batıcılıktan bağımsız olarak ele alınamaz. Bunların hiçbiri kendi vakumlarında oluşmamıştır.
Uzun lafın kısası sosyolojik geleneği önemseyenler, bağlamsız bir gelenek fetişizmine değil, bir alan, bir kanon, bir kamu olarak sosyolojiye odaklanmalıdırlar öncelikle. Bu birkaç kuşak istikrarlı bir biçimde sürdürüldüğünde gelenek zaten oluşacaktır.
https://www.perspektif.online/sosyolojik-gelenek/
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.11.2022
17.11.2022
7.11.2022
19.09.2022
26.08.2022
29.07.2022
12.06.2022
12.06.2022
6.05.2022
25.04.2022