Besim F. Dellaloğlu
İçine doğduğum evde her odada el dokuma halı seriliydi. Hatta odaların bir köşesinde dürülü olarak duran başka halılar da mevcuttu; mevsimine göre serili olan halılarla yer değiştirmek üzere. Girip çıktığım bütün akrabaların evlerinde de durum aynıydı. Dedem halıya çok meraklıydı. Emekliliğinde Kapalıçarşı’daki esnaf arkadaşlarından eski halıları alır ve onları uzun uzun tamir ederdi. Bu işten pek para kazandığını sanmıyorum. Bunu büyük ihtimalle kendisine bir meşgale olarak edinmişti. Hobisine vakit ayırmaktan zevk alıyordu sanırım. Babaannemle evlerinde bir arka oda vardı. Bu oda her zaman halı ve tespih kokardı. Tespih meselesini başka bir yazıya sakladığım için burada ona değinmek istemiyorum. Dedem arka odada saatlerce halılar üzerinde çalışırdı.
Bu nedenle çocukluğumdan itibaren el dokuma halılarla düzenli bir irtibatım oldu. Hep el halısı dolu evlerde büyüdüğüm için benim alışkanlık evrenimde el halılarının her zaman önemli bir yeri vardı. Çok erken yaşlarda bir Taşpınar ile bir Milas’ı hem ayırt etmeye hem de farklılıklarının nereden kaynaklandığını anlamaya başladım. Atölye halılarını hiç sevmedim. Onlar da el dokuma olmalarına rağmen bana hep biraz endüstriyel gibi geldiler. Pamuk iskelet üzerine yün ile dokunmuş olmaları sayesinde düğüm yoğunlukları daha fazla olduğu için daha ayrıntılı desenlere sahiptiler. Ama bu haklarını hep İran halısı hayranlığıyla çiçekli motifler için kullanıyorlardı. Belki de hâlâ bu nedenle çiçekli nevresim takımından bile nefret ederim. Kendi evimi açarken annemin büyük bir Kayseri Bünyan halısı vermeyi önermesine rağmen daha küçük olan Taşpınar halılarını tercih ettim. Kayseri Bünyan yerine Hereke olsaydı bile kararım değişmezdi. Ben her zaman saf yün olan, geometrik desenli Anadolu halılarını tercih ettim.
Daha sonra 20’li yaşlarımda profesyonel turist rehberliği yapmaya başladım. Bu iştigal bütün öğrencilik hayatımda, hatta asistanlığımın ilk yıllarında da devam etti. Daha sonra ben mi rehberliği bıraktım, rehberlik mi beni bıraktı tam olarak hatırlamıyorum. İşte o esnada, halının kıymetini daha bilinçli olarak takdir eder hale geldim. Tahmin edebileceğiniz gibi turist gruplarının en çok ziyaret ettikleri yerlerden biri halı dükkânlarıdır. Özellikle Avrupalı bir turistin Türkiye’den dönerken yanında götürebileceği en değerli geleneksel ürünlerden biri el dokuma halıdır. Turist grupları için yapılan 30-45 dakikalık halı sunumlarını hep hayranlıkla izlerdim. Birçok rehber sunum sırasında dışarıda çay-kahve içmeyi tercih ederdi. Ben ise her sunumu, bütün ayrıntılarına kadar takip ederdim çünkü her seferinde yeni bir şey öğrenirdim. Hayatla okuyarak ilişki kurma alışkanlığım da olduğu için elbette el dokuma halılar hakkında epey okudum.
El halısının endüstriyel halıdan en önemli farkı, yöresel, iklimsel, geleneksel süreklilikler olmasına rağmen hiçbir zaman birbirinin aynı iki el halısının mevcut olmamasıdır. Her halı en azından ayrıntılarda farklıdır. Rönesans sonrası resimde ressamın imza atmaya başlaması gibi, halıyı dokuyan genç kız da mutlaka bir köşeye bir imza atar. Ancak bu imzayı, yani farklılık, özgünlük işaretini görebilmek her zaman kolay değildir. Bunun için biraz da olsa halıdan anlamak lazımdır. El halısının Fordist-Taylorist seri üretimden en önemli farkı budur zaten. Makine halısında marka etiketi halının arkasındadır ve aynı halıdan binlerce üretilebilir. Oysa el halısında marka, yani alametifarika olan imza eserin içine gizlenmiştir. Her el halısı biriciktir. El halısı öncelikle kendi çeyizi için ürettiği bir şeydir genç kızın. Halının ticarileşmesi çok daha sonradır. Anadolu antropolojik kültürünün, yeni geleneğinin bütün dünyaya sunabileceği en değerli ürünlerden biridir el halısı.
Alametifarika Kusurda Gizlidir
Thorstein Bunde Veblen’in, Aylak Sınıfın Teorisi: Kurumların İktisadi İncelemesi başlıklı klasik eserindeki şu satırlar, meramımı anlatmama yardımcı olabilir:
“El emeğinin onursal işaretleri, her zaman değilse de çoğunlukla, el-yapımı eşyaların hatlarındaki belli kusur ve bozukluklardır ve işçinin tasarımı icra ederken nerelerde yetersiz kaldığını gösterirler. Bu nedenle, belli bir kaba işçilik payı, el-yapımı malların üstünlük gerekçesini oluşturur.” (Heretik, Ankara, 2016, s. 141)
Veblen’in de belirttiği gibi alametifarika çoğu zaman kusurda gizlidir. İmza halıya kusur olarak gizlenmiştir. İşte bu tür özgünlüklerden, halı okumayı bilenler için birçok ayrıntı görünür hale gelebilir. Genç kızın özellikleri, köyünün konumu, bitki örtüsü vb. veriler halıya içkindir. Oysa makine halısındaki teknik mükemmellik, işlevin mana üzerindeki mutlak iktidarının işaretidir. Endüstriyel halı saf işlevdir bana göre, estetik değildir çünkü artık anlamı yoktur.
Bugün elbette artık pek köy hayatı yaşamıyoruz. Yaşasak bile bunu cebimizdeki dönüş biletiyle yapıyoruz. Genç kızlar çeyiz düzmek yerine artık okula gidiyorlar. Hepimiz modernleştik, şehirlileştik, medenileştik. Okullaşmamız arttı, tüketim kalıplarımız değişti. Hayatımız AVM’lerde, kafelerde, birahanelerde geçiyor. Dolayısıyla el halısı da hayatımızdan yavaş yavaş çekiliyor. Hâlâ rehberlik yapan bazı arkadaşlarımdan duyduğuma göre Türkiye’de el dokuma halı üretimi neredeyse durmuş durumda. Piyasada Türk halısı diye satılan halıların büyük bir bölümü Çin’de üretiliyor. Wi-Fi çağında desenleri, tasarımları göndermek artık çok kolay. Çinli genç kızlar Milas, Yağcıbedir, Taşpınar, Kars halıları üretiyorlar. Türkiye’de el dokuma halının müşterileri arasında turistler hâlâ önemli bir yekûn tutuyor. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları eskisi kadar el dokuma halıya rağbet etmiyor. Gençler, hızla zenginleşen, şehirlileşen sınıflar makine halısını tercih ediyor. Böylece geleneksel bir ürün modernleşen hayatımızda kendisine yer bulamıyor.
Veblen’in aynı kitapta yer alan aşağıdaki satırları Türkiye’de neden gerçek bir muhafazakârlığın mümkün olmadığını sanayi/zanaat ilişkisi üzerinden pek güzel anlatır:
“Gündelik kullanımdaki makine yapımı mallar, zarif tüketim titizliğine pek kafa yormamış olan bayağı ve görgüsüz kişilerde aşırı mükemmelliklerinden dolayı çoğunlukla hayranlık uyandırırlar.” (s. 141)
Yani görgüsüzlüğün bile bir sosyolojisi vardır! İnşallah ileride “Görgüsüzlüğün Sosyolojisi” başlıklı bir yazı yazabilirim. Ama benim derdimin mevcut meselelerle ilgili bir tür “olağan şüpheliler” listesi çıkarmak olmadığını yazılarımı düzenli takip eden okurlarım bilirler. O iş emniyet müdürlüğünün iş tanımına dâhildir. Bir sosyolog ise olup bitenin ardındaki nedenselliğe merak salar.
Günümüz Türkiye’sinin hızla toplumsal mobilite yaşayan ve kendilerine muhafazakâr diyen, ama bence fazla hızlı sekülerleşen İslamcı sınıflarının da el dokuma halıya ciddi bir ilgi gösterdiklerini göremiyoruz. Üstelik ağızlarından “gelenek”, “yerli ve milli”, “bu topraklar” gibi kavramlar düşmemesine rağmen. El halısı satın almaya ekonomik anlamda gücü yetebilecek orta ve üst gelirli İslamcılar da evlerini genellikle endüstriyel halılarla döşüyorlar. Bu da bir sosyolog olarak bana okuduğunuz yazını başlığını, yani “Halının Sosyolojisi”ni yapma imkânı verebiliyor. Yani emekli olduktan sonra Gazete Duvar’da ve Perspektif’te yazdığım ve başlığı “… Sosyolojisi” olan yazılarla alay edenlere ciddi bir cevap haline gelebiliyor bu yazının temas ettiği sosyolojik gerçeklik. Bu yazılar elbette belli bir abartı dozu içeriyorlar. Ancak bazen, hatta çoğu zaman abartmadan gösteremezsiniz. Tiyatro sahnesinde gündelik hayat sesinizle konuşursanız, sizi sadece ön sıralarda oturanlar duyabilir. Sahnede sesinizi duyurabilmek için fısıldarken bile bağırmayı becerebilmeniz gerekir. Bu da tıpkı halının bile sosyolojisinin olabilmesine benzer.
Kültürün Aşırı Siyasallaşması
Günümüzün iktisaden güçlü İslamcıları bütün o gelenek, bu topraklar, yerlilik ve millilik hayranlıklarına rağmen bu topraklardan çıkmış en geleneksel ve yerli/milli ürün olabilecek el dokuma halıya pek ilgi göstermiyorlar. Bence bunun temel nedeni modernleşme toplumlarında kültürün aşırı siyasallaşması, ideolojikleşmesi. Türkiye tipi toplumlarda bireyler bu tür konularda kişisel karar üretemiyorlar. El halısı üreten o genç kızlar kadar fark yaratamıyorlar. Gelenek onlar için makro siyasetin rant getiren bir söylemi. Yerlilik ve millilik oy getiren bir hamaset. Araba alırken, kıyafet alırken Batılı markaları tercih ediyorlar. Türkiye’de yerlilik/millilik söylemi erken Cumhuriyet’te olduğu gibi bir “yerli mallar haftası”na bile sahip değil! Hiçbir tüketim kararı, kişiyi tanımlayacak tutum, ilgili alana yönelik derin bir ilgiye, bilgiye, zevke, biricikliğe dayanmıyor. İşlevsellik artık kullanımdan gösterişe doğru hızla hareket edebiliyor. Metanın kullanım değeri geriliyor, gösteriş değeri daha öne çıkmaya başlıyor. Bu son cümleyi kurmak için biraz da olsun Marx ve Veblen aşinalığı yetebiliyor! Yani Marx ve Veblen günümüz Türkiye İslamcılarını tanımlayabiliyor. İslamcıları çözümleyen sosyoloğun Müslüman olması bir şart değil. Belki de İslamcı, yerli/milli sosyolojiye gerek yok, sadece sosyoloji yapılsa yeter de artar bile.
Uzun lafın kısası, insanların öyle veya böyle davranıyor olmalarının tek açıklaması mutlak iyi ya da kötü olmalarında değil. Sadece sahip oldukları ideolojiler veya siyasal konumlarla da belirlenmiyor. Eğer sosyoloji diye bir bilimi ciddiye alıyorsanız, bütün insan tutum ve davranışlarının ardında göz ardı edilemeyecek sosyolojik nedensellikler mevcut olduğunu kabul etmeniz gerekiyor. Yani bir el dokuma halının düğümlerinin içinde bile bir sosyoloji mevcut olabilir. Bu ülkede sosyoloji ciddiye alınmadığı sürece ben de kendi çapımda sonu “sosyolojisi” diye biten başlıklarla yazılar yazacağım gibi gözüküyor. Çünkü her alan biraz da inattır.
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.11.2022
17.11.2022
7.11.2022
19.09.2022
26.08.2022
29.07.2022
12.06.2022
12.06.2022
6.05.2022
25.04.2022