Bülent KORUCU
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ofislerinde bulunan dinleme cihazlarıyla ilgili iddianame yazıldı.
Öncelikle şunu söylemek bir vecibe: Başbakan’ın ofisi ülkenin mahremidir, oraya yönelecek saldırıları bertaraf etmek ve hesabını sormak namus borcudur. Bu hesabı soramayan bir devlet vatandaşın hayatını da, özelini de koruyamaz. ‘Himmete muhtaç dede’ konumuna düşer. Hele öne sürüldüğü gibi cihazı yerleştirenler o mekânı korumakla görevli kişilerse meselenin vahameti büyür. Bu iddianame maalesef gerçeği ortaya çıkarmaktan çok uzak; dolayısıyla hesabı soracak nitelikte de değil. Çok gecikmiş, kafası karışık ve argümanları zayıf bir metin var karşımızda. (İsmet Berkan kariyerindeki bir gazetecinin böyle bir iddianameyi sorgulamadan ve analiz etmeden tefrika etmesini anlamakta zorlandığımı belirtmeliyim.)
GECİKME REKORTMENİ DOSYA
Böcek dosyasının en önemli hastalığı gecikme. Şüphe çeken yavaşlık ilk andan itibaren kendini gösteriyor. MİT Bilim Teknoloji ve Teknik Uygulamalar eski Başkan Vekili Basri Aktepe, 28 Ocak 2013 tarihinde Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişlerine verdiği ifadesinde arama emrini aldıktan sonra 20 gün beklediklerini anlatıyor. Arama emrini MİT Müsteşarı Hakan Fidan’dan bizzat aldığını bildiren Aktepe, şunları söylüyor: “Aramada güvenilir bir ekip oluşturmam gerektiği yönünde emir aldım. Yaklaşık 20 gün bu şekilde bekledik.” Başbakan’ın dinlendiğine dair bir şüphe oluştu ise 20 gün müdahale etmemenin gerekçesi ne olabilir? Cihazların yerleştirilmesi için zaman tanımak mı? Gecikme bununla da sınırlı kalmıyor. Savcılığa ilk ihbar 24 Şubat 2012’de geliyor. Savcılık dosyayı ve adlî soruşturmaya mesnet olacak delilleri istemesine rağmen Başbakanlık’tan ancak 13 Ocak 2014’te alabiliyor. Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun soruşturma yaptığı ifade ediliyor. Oysa ortada dört başı mamur bir adlî suç iddiası vardır. Soruşturmayı BTK’ya yaptırmak hukuka aykırı. İdarî soruşturma makamı olan teftiş kurulunun adlî bir soruşturma yapmaya yetkisi bulunmadığı gibi yetkin olmadığı da açık. Kaldı ki BTK’ya da soruşturma emri böcekler 24-25 Aralık 2011’de bulunduktan tam bir yıl sonra 25 Aralık 2012’de verilmiş. Böylesine yüksek önemi haiz soruşturmanın savsaklanması düşünülemeyeceğine göre, gecikmelerin sebebi ortaya konulmalı. En başta da savcılığın bunu dert etmesi gerekirdi. Soruşturma ilk andan itibaren uzman yetkililer eliyle yürümediği için standart olay yeri inceleme prosedürü uygulanmamış ve belki de ulaşılabilecek birçok delilin karartılmasına/yok olmasına yol açılmış.
BİLİRKİŞİ RAPORLARI ÇELİŞKİLİ
Savcılık, böceklerin 24-25 Kasım’da ve şüpheliler tarafından yerleştirildiği kanaatinden hareketle parçaları birleştirmeye çalışmış. Yani delilden suçluya ulaşma yerine şüpheliden delile gitmeyi deniyor. Bunun için de elinde neredeyse hiç delil yok. Parmak izi yok, görüntü kaydı yok, kaydedildiği ileri sürülen ses dosyaları ele geçirilememiş. Bilirkişi raporlarından böceğin yerleştirildiği tarihi netleştirmeye uğraşıyor. Daha doğrusu kafasındaki tarihi bilirkişiye söyletme gayreti içinde. İki diye yazılsa da aslında ortada tek bilirkişi raporu mevcut. TÜBİTAK raporu var bir de suyunun suyu diyeceğimiz TOBB Üniversitesi incelemesi. Konutlardaki aramadan hemen sonra eldeki cihazlar TÜBİTAK’a gönderiliyor. Kurum nerede elde edildiğini bilmediği cihazlar ve taşıyıcı unsurlarını kimyasal analizlerden geçirip 4-5 Aralık 2011 tarihine ulaşıyor. Yapıştırıcının katılaşma tarihi üzerinden gidiliyor. Raporlar 2012’nin Ocak ve Mart aylarında MİT’e teslim ediliyor. Söz konusu rapor savcının işine yaramıyor. Olaydan iki yıl sonra başka bir ‘bilirkişi’ raporu talep ediliyor. TOBB Üniversitesi’nden Teyfik Demir. (Savcı sehven Diker yazmış). Cihazlar Demir’e ne zaman gönderilmiş ve nasıl analiz edilmiş? Hiçbir zaman! Olaydan iki yıl sonra yapılacak analizden sonuç almak mümkün değil. Zaten üniversitede kimya bölümü olmadığı için analizlerin yapılabileceği laboratuvarlar da bulunmuyor. Demir, TÜBİTAK’ın raporları üzerinden ‘Kasım’ın 20’sinden sonraki bir tarihe’ ulaşmış. İddianamede analizi bizzat ve sıcağı sıcağına yapan TÜBİTAK raporundan bir paragraf, Demir’in yazısından iki sayfa alıntı var. Kimyasal analizi yapan, 4-5 Aralık, onun raporunu okuyan ise 20 Kasım’dan sonraki bir tarih diyor. Savcı ise kendi ‘tahminini’ 14-24 Kasım olarak zikrediyor.
TANIKLAR AMA NEYE?
İddianame çelişkili teknik delilleri, yine zayıf tanık ifadeleriyle desteklemeye çalışıyor. Tanıklıklarına başvurulan kişiler şüphelilerin de reddetmediği arama faaliyetlerini anlatıyor. Aramayı yapan Başbakanlık Güvenlik Sistemleri Büro Amiri; yardım eden ise İDB Teknik Şube Müdür Yardımcısı. Şahitlerden hiçbiri cihazı yerleştirirken, prizi değiştirirken gördüm demiyor. Herhangi şüpheli bir durumdan da söz etmiyor. Hatta ifadelerde çelişkiler var ve savcının gözünden kaçmış. Mesela Keçiören’deki konutta santral memuresi olay tarihini 28 Kasım olarak hatırlıyor. Gelenler içinde Başbakan Danışmanı Mustafa Varank’tan bahsediyor. Ama aynı anda şüpheli polisleri ismini vererek teşhis ettiğini belirtiyor. Savcı Durak Çetin’in tarihler ve kişiler konusunda henüz kendi zihnini bile netleştiremediği anlaşılıyor. Ayrıca eksik tanıklıklar gözden kaçmıyor. Mesela soruşturmanın başlangıcına ihbarıyla sebep olan Mehmet Kaya’nın ifadesi neden alınmamış?
ÇELİŞKİLER, ÇELİŞKİLER…
Siyasi amaçlı casusluk en ağır suçlama ama suçun unsurlarını iddianamede bulamıyoruz. Kayıtlara ulaşılamamış, hangi ülke adına faaliyet icra edildiği ortaya çıkarılmamış. Başbakanlık resmî konutunun etrafında çok sayıda yabancı misyon bulunduğu yarım ağız yazılmış. Elçilikler dinleme mesafesindeymiş!
Çok profesyonel olması beklenen kişilere çok basit hatalar izafe edilmiş. Mesela şüpheli MİT görevlisinin eşi adına kayıtlı telefondan örgütle irtibat kurduğu savunuluyor. Üç-beş casus filmi seyretmiş ergenler bile bu hatayı yapmaz. Şüpheli Başbakanlık büro amiri, meslektaşı teknik şube müdürünü emniyet müdürlüğünde ziyaret ediyor ve ziyaretçi defterine kayıt yazdırıyor. Savcı da bunu aradaki irtibatın delili olarak iddianameye yazıyor. Teknik bürolarda çalıştıkları için katıldıkları fuarlar hakeza örgüt delili olarak sıralanmış. Teknik şubede ast-üst çalışan insanların görüşmesi de aynı kapsamda ele alınmış. Aynı kişiler bazı yerlerde asli fail bazı yerlerde ise suça iştirak ve yardım eden olarak yazılmış. Her açıdan özensiz ve karışık bir metin ortaya çıkmış.
Gizli tanık Hançer’i unutmayalım. Savunma ve güvenlik alanında faaliyet gösteren bir şirkette çalışan Hançer, Başbakanlık’ta bulunduğu iddia edilen cihazlara benzer cihazları şüpheli polislere faturası emniyet müdürlüğüne kesilerek sattığını anlatmış. Söylediği kişi zaten bu alımları yapmakla görevli ODTÜ elektronik mezunu mühendis ve aynı zamanda rütbeli polis. Faturaların kopyasını gizli tanıktan almaya ne gerek var; asılları zaten devlet arşivinde. 40-50 bin Euro gibi satış rakamları olan cihazları devlete kayıtlı şekilde alıp, Başbakanlık’a yerleştirmek için biraz geri zekâlı olmak gerekiyor. Gizli tanık diğer daire başkanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı ile de ürün satmak üzere iletişim halinde olduklarını vurguluyor. Adı geçen ürünün Türkiye satış hakkı ellerinde bulunduğu için diğer birimlere de büyük ihtimalle satış yapmışlardır. Resmi fatura ile birimler adına alım yapmak şüpheli olmak için yetiyorsa diğer birimler de bu açıdan incelenmiş midir?
İddia edilen suçu oluşturacak unsurlar ortaya konulamıyor. Varlığı tespit edilen unsurlarla şüphelilerin irtibatı sağlanamıyor. Parmak izi yok, tanık ifadesi yok, görüntü kaydı yok, dinlendiği ileri sürülen kayıtlar ortada yok, cihazları nereden kimin aldığı bilinmiyor… Bu kadar yok içinden bir suç ve örgüt ortaya çıkarmaya çalışan savcının işi epey zor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.07.2016
4.02.2016
1.02.2016
23.02.2016
5.02.2016
2.02.2016
29.01.2016
22.01.2016
15.01.2016
1.02.2016