Celal BAŞLANGIÇ
Yüzlerinde endişe vardı, şaşkındılar, "Bu bizim başımıza nasıl geldi" diye soran gözlerle bakıyorlardı, kiminin kirpikleri iki damla gözyaşıyla ıslanıyordu.
Bazıları bir kırmızı gül, bir demek çiçek bırakıyor; duygularını, düşüncelerini bir pankart, bir döviz yapıp asıyor, kimi de mum yakıyordu.
13 Kasım'da 130 kişinin öldürüldüğü Paris Katliamı'nın üzerinden neredeyse 15 gün geçmişti ama IŞİD'ci vahşilerin cafe, konser salonu, stadyum gibi saldırdığı tam altı noktada günlerdir olduğu gibi yine toplanmıştı Parisliler. Bir ibadet yapar gibi Cumhuriyet Alanı'ndaki anıtın üzerine kocaman bir pankart asmışlardı:
"Yine de Korkmuyoruz!"
Fransız Devrimi'nin simgeleri "Eşitlik, Kardeşlik, Özgürlük" figürleriyle bezenmiş anıtın üç bir yanı bir katliama karşı "savrulur ama batmaz"ın çığlıklarıyla bezenmişti.
Bunca ölüme karşın anıta bıraklan mesajlarda insanlığın bütün farklılıklara inat, barış içinde bir arada yaşama kültürünün bir yansımasıydı.
Bir dövizde "Barışa Çağrı" başlığının altında hiç de bir dine mensup insanların başka bir dine mensup insanlar tarafından öldürüldüğüne ilişkin en küçük bir nefret duygusu yoktu:
"Biz Yahudiyiz, biz Hıristiyanız, biz Budistiz, biz Müslümanız, biz Ateistiz. Biz insanlığız. Savaşa , barbarlığa ve sonsuz intikama hayır!"
Bir başkasında geleceğe ilişkin umut vardı:
"Fransa çok güzel. Çünkü bu şiddetten korkmayacak, tüm farklılarıyla birlikte demokrasiye devam edecek."
Bir başka pankart:
"İnsanları öldürebilirler ama insanlık asla ölmeyecek!"
Kimse bir nefret duygusuyla parçalamamıştı bir Müslümanın anıta bıraktığı yazıyı:
"Benim İslamım aşktan, benim İslamım barıştan, benim İslamım dayanışmadan söz ediyor. Dini ne olursa olsun, bütün insanlar aynı şekilde doğmuştur."
Paris'in Cumhuriyet Alan'ndaki tanıklığımızı Ankara'da 102 kişinin yaşamını yitirdiği 10 Ekim katliamının ardından birkaç gün süren küçük anmalarla, bırakılan çiçekleri tekmeleyen vahşilerle, AKP'li belediyenin sanki kendi utanç izlerini silmek istercesine İstasyon Alanını yıkayıp süpürmesiyle karşılaştırınca"çağdaş uygarlık düzeyine varmak için daha çok yolumuz var" diye düşünmeden edemiyor insan.
GAZETECİLERE TUTUKLAMA, BARO BAŞKANINA SUİKAST
"Kendi ülkesinin" uçakları tarafından 1990'lı yıllarda bombalanan Şırnak köylülerinin davasından, Cizre'deki eli kanlı JİTEM örgütlenmesinin katlettiği 21 köylünün, Roboski'de yine "kendi ülkesinin" uçakları tarafından katledilen Roboskili Kürtlerin, bu yılın 16 Ağustos'undan bu yana sokağa çıkma yasağı ilan edilen, kentleri kuşatan, mahalleleri, sokakları tanklarla, toplarlarla bombalayan, Özel Harekatçılarla kendi insanlarına savaş açan, keskin nişancılarla sivil halkı öldüren bir devlet olma anlayışına karşı yıllardır birimiz hukukçu, diğerimiz gazeteci olarak mücadele ettiğimiz bir yoldaşımı, Tahir Elçi'yi kahpe bir suikastte yitirmenin haberiyle başlamıştım 28 Kasım Cumartesi sabahına Paris'te. Bu acıyı 130 kişinin katledildiği Paris''in Cumhuriyet Alanı'nın çevresindeki yas noktalarına kadar taşımıştım.
Zaten 26 Kasım'da ulaştığımız Paris'te ilk vahim haber gelmişti. Gazeteci dostlarım Can Dündar ve Erdem Gül, sadece gazetecilik yaptıkları için tutuklanmışlardı. Daha bu haberin vahametini binlerce kilometre uzakta yaşarken başka bir felaket haberi gelmişti; Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi öldürülmüştü...
İki gündür Paris'te ve Strasbourg'da düzenlenen söyleşiler için EMEP Genel Başkan Yardımcısı ve Barış Bloku Eş Sözcüsü Nuray Sancar'la birlikte DIDF (İşçi ve Gençlik Dernekleri Federasyonu)'in konuğu olarak Fransa'daydık ve iki gün üst üste Türkiye'den aldığımız haberlerle hem şaşkına dönmüş, hem de derin bir acıya düşmüştük.
BAYRAK YERİNE SÜTYEN VE DON
Paris'in 35 kilometre uzaklıktaki banliyösü Grigny'deki "Sofra Market" ve "Sinem Pastanesi"nin üst katındaki salonda da, DIDF'in Paris'teki merkezinde de, Strasbourg'daki Marcel Marceau Kültür Merkezi'ndeki panellerde de özellikle Türkiye'den göçmüş sosyalistlerin, işçilerin, eğitim için gelmiş öğrencilerin tek bir kaygısı vardı:
"Türkiye nereye gidiyor?"
Sadece doğup büyüdükleri ülkeden değil, yaşadıkları ülkeden de endişeliydiler. Çünkü Türkiye'de sokağa çıkma yasakları, gazeteci tutuklamaları, siyasal suikastler dönemi yaşanıyordu.
Fransa'da siyasal İslam'ın saldırısı, bunu fırsat bilen iktidarın özgürlükleri kısıtlaması, gelir dağılımındaki eşitsizlik, işsizlik, yoksuzluk, farklı olanların ötekilenmesinin vardığı son nokta, IŞİD'den duyulan endişe, egemenlerin yaşanan krizi yanlış yorumlaması sonucu varoşlarda iktidar tarafından desteklenen"camileşme" politikaları, Türkiye'den göçen eski tüfek sosyalistlerin çocuklarından bazıların kökten dinci eğilimlere ilgi duymasının yarattığı endişe dile getirilen ortak duygulardı.
Cezayirli, Tunuslu, Faslı imamların elindeki camileri "isyanı bastırmak"duygusuyla toplumsal uçurumları kapatmak yerine sadece para yardımı yapmayı kolay bir çözüm yolu olarak gören Fransız devleti eleştiri oklarının hedefindeydi Paris'teki toplantılarda.
Salonda bulunan ve Paris'te işinsanı olan bir kadın, 2012'nin Mart'ında Tohlose'da önce üç askeri ardından da bir Yahudi okulunu basıp üçü çocuk dört kişiyi öldüren 20'li yaşlardaki Muhammed Merah'ın olaydan çok kısa bir süre öncesine kadar komşusu olduğunu anlatıyor:
"Babası Cezayir kökenli Arap'tı. Annesi Portekizliydi. Sosyal yardımla geçinen bir aileydi. Komşu olarak çok yakındık. Kardeşleri içeri girer çıkardı esrar, eroin satışından. Muhammed de bu suçlara karışmıştı. Evimize gider gelirdi, sonra İslamcı terörist olarak çıktı karşımıza.
Kimileri Irak işgali ve ardından gelen 11 Eylül saldırısının sonrasında Fransa'ya yansıyan İslamifobi'nin 2002-2004 yılları arasında yaşadığı süreci "kırılma yılları" olarak değerlendiriyor, özellikle Paris'in gettolarında İslamcılığın çaresizlikten bir modaya dönüştüğünü anlatıyordu.
Kabul etmek gerekir ki, Fransa'daki iktidar da yaşanan süreci, Paris katliamını bir fırsat olarak değerlendirip ilerici, muhalif, emekçi sınıflar üzerinde bir baskı unsuru kullanmayı başarmıştı. Hatta neredeyse Türkiye'de 7 Haziran seçimleri sonrasında yaşanan "Bayrağını al da gel" kampanyasına benzer çağrılarla milliyetçiliği yükseltip her eve, her işyerine bir bayrak asılmasını hedeflemişti. Yaklaşan Fransa seçimleri de sürecin daha ağır yaşanmasına yol açmıştı.
Elbette sosyalistinden anarşistine, ekolojistinden entellektüeline birçok kişi milliyetçi duyguların ayaklandırılmasına, ayrımcılığı, ötekileştirmeyi körükleyen bu anlayışın yol açacağı politikalara karşı tepkisini geliştirmekten geri durmadı, hatta bazıları da sosyal medyada görüntülerini paylaştıkları bir protesto biçimini seçti; kırmızı, mavi, beyaz bayrak yerine aynı renkleri taşıyan sütyenlerini, donlarını evlerinin camlarına, balkonlarına asma yolunu tercih etti.
BOMBA, KELEPÇE VE KURŞUN SESİNİ TANIYORUZ
Türkiye'de Can Dündar ve Erdem Gül tutuklanırken, Tahir Elçi'nin hunhar bir suikaste kurban gittiği haberi gelirken anladım ki yaşanılan olaylardan anında haberimiz olsa bile uzağında olmak daha bir koyuyor insana.
Hemen ulaşamamak, bir şey yapamamak, sadece acıyı, kederi uzaktan yaşamak insanları daha derin endişelere yöneltiyor. Beş gün boyunca Paris'te, Strasbourg'da sürekli birlikte olduğum dostlarda da aynı duygunun yaşandığını gördüm.
Paris'e vardığımız gece Can Dündar'la Erdem Gül sadece ödüllük gazetecilik yaptıkları için tutuklanmış, bir gün sonra Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi tutuklanmıştı.
Bütün bu yaşananların kederiyle bir cumartesi sabahı IŞİD çetelerinin öldürdüğü 130 kişiyi anmak için Paris'in Cumhuriyet Alanı'na giderken DIDF'li yoldaşlar yanlarında 10 Ekim'de yine aynı katiller tarafından öldürülen 102 kişinin fotoğrafı olan bir posteri götürüyorlardı anıta koymak üzere. Posterin üstünde "Ankara'dan Paris'e dayanışma", altında ise "Biz sadece barış istedik" yazıyordu.
Ankara'da katledilenlerle Paris'te katledilenler bir anıtın çevresinde bırakılan çiçeklerin, asılan pankartların, posterlerin, dövizlerin, yakılan mumların arasında buluşuyordu.
7 Haziran seçimlerinden bu yana yaşadığımız birkaç aydan çok öteye gitmeye gerek yok.
Suruç'tan Ankara'ya, oradan Paris'e uzanan bir çizgide patlayan bombaların sesini biz zaten tanıyorduk.
Sadece Cumhuriyet'ten Can Dündar'a, Erdem Gül'e geçtiğimiz perşembe gecesi takılan değil, birkaç hafta öncesinde Van'ın Erciş ilçesinde DİHA'dan İdris Yılmaz'a, JİNHA'dan Vildan Atmaca'ya takılan kelepçenin sesini de biz zaten tanıyorduk.
Bu ülkenin vicdanı, adalet duygusu, barış umudu Amed'in kadim avukatı değerli hukukçu Baro Başkanı, onlarca yıllık dostum Tahir Elçi'ye de sıkılan kurşunun sesini biz zaten tanıyorduk.
Aynen, bakmayın tek tek toprağa verdiğimize, bugün hala yaşayan dostlarım Yusuf Hayaloğlu'nun yazdığı, Ahmet Kaya'nın söylediği gibi:
"Diyarbakır ortasında vurulmuş uzanırım,
Ben bu kurşun sesini nerde olsa tanırım"
CELAL BAŞLANGIÇ | HABERDAR
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları





















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.03.2023
17.03.2023
1.01.2023
17.11.2022
9.09.2022
10.07.2021
26.06.2021
22.06.2021
8.06.2021
4.06.2021