Cemil ERTEM
Biz tatildeyken dünya piyasaları ‘iş’ yaptı ama inanın değişen hiçbir şey yok. Hâlâ dünya, ABD Merkez Bankası (Fed) kaynaklı bıkkınlık veren ‘parasal genişleme sona erince ne olacak’ tartışmasını yapıyor. Bunun, göründüğü kadar basit bir tartışma olmadığını söyleyelim. Aslında Fed, hazine tahvilleri ve hükümet destekli mortgage tahvilleri alımı yaparak, bunların arzını sınırlayıp, getirilerini düşürüyor. Bunun iki önemli sonucu var; birincisi bu tahvil getirilerinin düşmesi düşük faizi desteklediği gibi, arzında sıkıntı olmayan ve getirisi görece daha yükselen özel sektör tahvillerine yönelimi artırıyor. Ancak özel sektör tahvillerine yönelim, yalnız devlet destekli tahvillerin getirisinin göreli düşmesi ve bunların faizlerinin nispeten yüksek olması ile sonsuza değin sürmez. Burada Fed, sonsuza değin, devlet destekli tahvil alsa bile, bunun diğer tarafta -yani özel sektör tarafında- bir sonu var. Yani özel sektörün karlılığı ve daha fazla kâr getirecek alanlarının artması gerek. İşte bu henüz ortalıkta yok ve krizin ana nedeni de bu. Bu durumda Fed, ‘sonsuza değin devlet destekli tahvil alacağım’ dese bile, kriz kaçınılmaz. İkincisi Fed, bu tahvil alımları için sanıldığı gibi dolar basmıyor, dolar yaratıyor. Yani banka sisteminin Fed’in pasifinde -zorunlu olarak- park ettiği fonlarla, tahvil alımları arasında bir denge gözetiyor ve bilançosunun önce pasif sonra aktif tarafını büyütüyor. Yani aktifteki varlıklarla banka sisteminin Fed’teki zorunlu alacakları -ki bunlar Fed’in sisteme borcu ve pasifi- arasındaki ilişki hemen hemen birebir. Böyle olunca bu bir kısır döngü, çünkü para basarak suni bir enflasyon sağlamaktan bile aciz bir oyun bu aslında. Fed, banka sistemine fon sağlıyor görünüyor ama bu fonlar, yatırıma dönüşmediği için tekrar Fed’e geri dönüyor, Fed bunlarla yeniden devlet destekli tahvil alıyor, devlet destekli tahvillerin getirisi düşüyor. Faizler düşük kalıyor, ortada para varmış gibi yapılıyor ama bu para yeni yatırımlara dönüşmüyor.
İpin ucu kaçınca...
Ancak bu oyun uzayınca bazı kaçaklar ve denetlenemeyen haller oluşmaya başladı. Çünkü banka sistemi bunun sonsuza değin süremeyeceğini biliyordu ve Fed’in tahvil alarak oluşturduğu likiditeyi yeni ‘alanlarda’ kullanmaya başladı. Bu yeni alanlar, ilk önce emeğin göreli ucuz ve yatırım yapılabilir, karlılığı yüksek güney ve doğu ülkeleri idi. Ancak bu parasal döngü bir müddet sonra Fed’in ve batının denetleyemediği yeni bir çıkış başlattı. Güneye ve doğuya inen para, hızla reel alanlarda sermayeleşiyor ve kalıcı hale geliyordu. Doğuda beşeri sarmayenin de öne çıkmasıyla teknoloji talebi, gelişmiş ülkere olmuyor, teknoloji de doğuda üretiliyor ve rezerv paralar (dolar ve Euro) kaynaklarına dönmüyordu. Bunun ilk ve somut örneği G. Kore’dir. Ama G. Kore’nin hızla çoğalması, buraya Vietnam’ın, Brezilya’nın hatta Türkiye’nin eklenmesi sözkonusu oldu. Hele bu anlamda Brezilya ve Türkiye çok tehlikeliydi. Çünkü bu iki ülke, içinde bulundukları bölgelerin doğal kaynaklarını, ekonomik ve siyasi olarak denetleme imkanlarına sahiptiler.
Batının kısır döngüsü
Şunu bilmek gerekiyor; Fed’in yaptığı ve yukarıda anlattığımız parasal genişlemenin bir hedefi vardı. O hedef de, ABD’den başlayarak ve AB’yi bu çemberin içine alarak, batıyı ilk önce finansal olarak konsolide etmek sonra da banka sistemindeki fonlarla ABD’nin ve AB’nin ortaya çıkmakta olan ‘yeni’ sektörlerini beslemek ve teknoloji ağırlıklı yeni bir batı kaynaklı ekonomik cycle -döngü- oluşturmaktı. Ama bu olmuyor. İşte bunun olmamasının en büyük nedeni de, bu yeni ekonomik döngünün, beşeri sermayenin -ki bu büyük ölçüde 15-30 yaş arası genç nüfustur- etkin olarak kullanmaya başladığı, yönettiği teknolojinin batıdan ziyade artık doğuda ortaya çıkması. Bugün AB’de genç işsizlik oranları yüzde 50’lere gidiyor. Çünkü burada bu genç nüfusu beşeri sermayeye dönüştürecek yeni ekonomik cycle -döngü- hâlâ ortada yok. Bu, ABD’de kısmen var ama batının işini görecek kadar değil. Ancak öte yandan AB’de yaşlanan nüfus, teknolojiye dayalı yeni ekonomik döngüyü ve beşeri sermaye ağırlıklı büyümeyi ıskalıyor. Bunun için artan genç işsizliğe rağmen AB ülkeleri doğum oranlarının artmasını daha fazla teşvik etmeye başladılar. Öte yandan Polonya gibi küçük Avrupa ülkelerinde düşen ve yaşlanan nüfus bu ülkelerden ziyade, bu ülkeleri hem yakın bir pazar hem de ucuz işgücü deposu gibi gören Almanya gibileri endişelendiriyor. Örneğin, Polonya’nın 40 milyon olan nüfusu 2050’de 30 milyona inecek. Nüfustaki 10 milyonluk gerilemenin Polonya’nın emeklilik kurumlarını olumsuz etkilemesi ve bunun krizin yeni bir safhası olması da cabası. Şu günlerde Polonya hükümeti, annelik izinlerinin uzatılmasından, çocuk yardımlarının artırılmasına ve yapay döllenmeyi teşviğe kadar varan bir dizi önlemi peşi sıra alıyor.
Genç nüfus ‘kontrol’ edilir mi?
Eskiden özellikle, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde hızla artan nüfus, az gelişmişliği daha yukarı çeken bir kısır döngüye yol açardı. Bu anlamda bu ülkelerde doğum artışının kontrol edilmesi, az gelişmiş bölgelerde az çocuk ve buraya dönük bir nüfus planlaması esasdı. Ancak şimdi, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, artan genç nüfus, tutarlı bir eğitim ve sanayi-bilgi toplumu stratejisiyle birleşirse, doğrudan kalkınmanın ve refahın öncüsü bir olgu. Öte yandan bu ülkelerden eğitimli genç emeğin batıya gitmesi, beyin göçü olarak görülmemeli. Tam aksine bunu, beşeri sermayenin ihracı kapsamında, geriye dönüşü yüksek bir refah kazanımı olarak değerlendirmek gerek.
Ancak, tam da şimdilerde, doğudaki bu dinamik genç nüfus, çok başka şekillerde kontrol edilmek isteniyor... Bu ülkelerin, batı ile doğu arasındaki farkın kapanmasına ramak kala, siyasi istikrarsızlığın ve dolayısıyla ekonomik krizin öznesi yapılması, genç nüfus üzerinden olmamalı...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları







































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2018
24.10.2018
18.10.2018
17.10.2018
25.09.2018
21.09.2018
18.09.2018
11.09.2018