Cemil ERTEM
Dün İstanbul’da yapılan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katıldığı, TÜMSİAD Genel Kurulu, bizim uzun bir zamandır anlatmaya çalıştığımız, dışa açık, anti-tekel, rekabetçi yeni ekonomi yolunun en üst düzeyde dile getirildiği bir platform oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un konuşmaları, Türkiye’nin 2015 sonrası nasıl bir ekonomik modelle yola devam edeceğinin işaretlerini verdi.
Erdoğan konuşmasında, uzun süredir dillendirilen “üst akıl” kavramını da açıklık getirdi. Erdoğan, bu sefer, Paralel Örgüt’ün bir üst “akılla” hareket ettiğini söylemekle yetinmedi, bu üst “akıl” ı açıkca tarif etti; “uluslararası egemen güçler, emperyal güçler…”
Cumhurbaşkanı’nın bu tarifi, aynı zamanda, bana şu soruyu sordurdu; peki, Paralel Örgüt ve benzerleri, hem Türkiye için hem de dünya için nasıl bir ekonomi istiyor, neyi savunuyorlar?
Kim dışa açık, kim kapalı…
Gerçekten açık, küresel rekabeti öne çıkartan, merkeze devleti değil de, insanı koyan bir ekonomi anlayışı mı eleştirilerine merkez oluyor?
Paralel Örgüt’ün “üst akıl” ını oluşturan küresel sermaye oligarşisinin, Türkiye’ye, özellikle Erdoğan’a, yönelik karalamaya varan eleştiri içeriğine baktığımızda, Türkiye’nin devletçi, içe kapalı (otarşik) bir ekonomi yoluna saptığını,”liberal” modelden, giderek uzaklaşmaya işaret eden söylemlerin devletin en tepesinden hükümete doğru, giderek artan bir dozda, yürümeye başladığını okursunuz.
Bundan yaklaşık bir yıl önce, “Erdoganomics” diye bir kavrama rastladım, Türkiye’yi eleştiren bir ingilizce haber sitesinde. Yazar, Erdoganomics kavramıyla, seksenlerde ABD’de başlayan neoliberal dönüşüme bağlı olarak, ABD Başkanı R. Reagan ile anılan Reaganomics’e gönerme yapıyordu.
Ancak Reaganomics’den farklı olarak, Erdoganomics’in, Türkiye’de otarşik- devletçi piyasayı çalıştırmayan ve giderek kapanan bir ekonomi modeline gittiğini savunuyordu. Aslında bu çok bilinen bir Goebbels yöntemidir; kendi yolunun saklanması, üstünün örtülmesi gereken bir yol olduğunu bilirsin ve bunu aynen rakibinin-karşısında olduğunun- yolu olarak anlatırsın.
“Üst aklın” ekonomik modeli
Öncelikle, Türkiye’nin şu an gündeminde olan ve uzun bir sürede olacak olan, Paralel Örgüt’ün ve onun “üst aklı”nın nasıl bir ekonomik model savunduğunu anlatayım.
Bilirsiniz klasik ekonomi teorisinde arz ve talep, serbest piyasa koşullarında, dengelenir ve bu denge hali, aynı zamanda, bir fiyat düzeyine tekabül eder; buna piyasa-denge- fiyatı deriz. Ancak gerçek hayat teori kadar basit değildir.
Arz artar ama talep, sistemin eşitsiz işleyişi gereği, aynı oranda artmaz. Yatırılan sermaye erime sürecine girer; değersizleşir. Sonuçta tekel sahiplerinin karları düşmeye başlar, ortada düşen talebe bağlı olarak hızla düşen ürün fiyatları ve düşen karlar vardır. Bu çok temel soruna, sanayi devriminin hemen sonrasında, çok uluslu tekellerin bulduğu çözüm, pazarı genişletmek ve bu yeni pazarları aynı zamanda ucuz hammadde, emek deposu olarak kullanmaktı.
Bu, soyguna dönük sömürgeciliği, yatırıma dönük sömürgeciliğe dönüştüren önemli bir aşamaya tekabül eder. Yani artık, gelişmiş ülkeler sermaye ihraç edecek ama bu sermaye ihraç edilen ülkenin yöneteceği bir sermaye olmacaktı. Yerli işbirlikçiler ve satın alınan devlet bürokrasisi (Paralel Devlet Örgütü) sömürgeci ülkelerin ihraç ettiği sermayenin bekçisi olacaktı.
Türkiye, bu çerçevede, yetmişli yıllarda bir “yeni” sömürge idi. 12 Eylül, 28 Şubat darbelerin ekonomik ayağını, dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Paralel Örgüt’le birlikte eleştirdiği TÜSİAD sermayesi örgütledi. Bunların “muhatabı” her zaman işte bu sermaye ihraç eden üst akıl, yani Erdoğan’ın tanımıyla, “uluslararası egemen, emperyal güçler oldu.
Mezar Vade Borç Ekonomisi
Ama burada bitmiyor tabii… Azgelişmiş ülkelerde açılan pazarlar da yetmedi; çünkü yoksulların alım güçlerinin bir sınırı vardı. Arz artıyor, talep yine yetersiz kalıyor ve sermaye değersizleşiyordu. Bu sefer küresel finans-kapital devreye girdi. Nasılsa merkez bankaları ve azgelişmiş ülke hazineleri bunların elindeydi. IMF programları marifetiyle ülkeler, borç kıskacına alındı. Batması kaçınılmaz olan, “kemer sıkma” programları daha tamamlanmadan ülke ekonomisi duruyor ve yeni borç, daha da yüksek faizle, kapıya geliyordu. Tabii bu devleti borçlandırma sürecinde, banka sistemi tüketicilere “parlak” borçlanma teklifleri yaparak, çalışan tüm nüfusu da “mezar vade” borçlandırıyordu.
Banka sistemi, yoksul ülke hazinelerini yüksek faizden borçlandırarak soyuyor ve aynı zamanda, binbir çesit kredi türü ve kartı icat ederek, üretim yerine tüketimi kamçılıyordu. Bütün bu süreçte, yani yetmişli yıllardan, ikibinli yılların ortalarına kadar, gelişmekte olan ülkede hanehalkları, tüketici kredileri, kredi kartı faizleri olarak milyarlarca doları Londra, New-York ve Frankfurt’da konuşlu finans-kapital merkezlerine aktardı. Gelişmekte olan ülkelerin, ekonomi ile devlet kurumları, özellikle merkez bankaları ve hazineleri, gelişmiş ülkelerden ihraç edilen sermayenin ve onun yerli işbirlikçilerinin çıkarları doğrultusunda bürokratlaştırıldı.
İşte Merkez Bankaları “bağımsızlığı” ve “üst aklın” finans gücünü yaygınlaştırmak için oluşturulan “bağımsız” düzenleyeci ve denetleyeci kurumlar tezleri, bu sürecin sonucu mutlaklaştırıldı. Ve bir piyasa amentüsü haline getirildi. Bu piyasa amentüsünden vazgeçen ülke hükümetlerine, darbe tezgahının gerekçesi ise hazırdı; piyasacı değiller, dolayısıyla demokrasi ile de alakaları olamaz.
Üst aklın ekonomisi kapalı ve anti-demokratiktir
Oysa tam tersi idi; Türkiye’de Erdoğan’la gelen değişim süreci ve Latin Amerika ülkelerinde, yetmişli-seksenli yıllardan sonra, cuntaların çözülmesi ile birlikte oluşan demokratikleşme süreçlerinin hükümetleri, dışa açık, rekabetçi, anti-tekel düzenlemeleri öne çıkardılar ve piyasaya girişleri bir avuç tekelin elinden aldılar. Ayrıca bu ülkelerde kamu tekellerinin, özel tekellere devri olarak uygulanan özelleştirmelerden de vazgeçilmeye başlandı. İşte şimdilerde, Latin Amerika’da da, Türkiye’de de bunun kıyameti kopuyor.
Tekelci haramilerin “eski” düzeni ile yeni, dışa açık, KOBİ’leri ve orta sınıfı yukarıya taşıyacak yeni ekonominin mücadelesi var. Bu mücadele, kimi zaman Türkiye’de olduğu gibi faiz tartışması üzerinden, kimi zaman, Arjantin’de olduğu gibi, küresel finans çevrelerinin borç operasyonu üzerinden yapılıyor.
Bugün faiz dediğimiz ekonomik ve finansal araç, artık paranın zaman maliyeti gibi teorik tanımlamaları çoktan aşmıştır. Faiz, finans-kapitalin, enflasyon oluşturarak gelir aktarma- enflasyon bir sonuçtur, özellikle yüksek finansman maliyetinin sonucudur- ve reel sektörü-sanayiyi- ele geçirme, yönetme aracıdır. Ve bir modeli hatta paradigmayı anlatır.
İşte Paralel Örgüt ve onun küresel üst aklı bu ekonomik modeli “liberalizm” diye savunur ki, artık bu modelin kriz olmadan uygulanma şansı yoktur. Bundan dolayıdır ki, “Parelel Üst Akıl,” çok ama çok geniş bir cephedir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2018
24.10.2018
18.10.2018
17.10.2018
25.09.2018
21.09.2018
18.09.2018
11.09.2018