Ekrem DUMANLI
Konuşmaya başladı mı adamlar, akan sular duruyor. Âli fikirlerini serd etmeye başladılar mı (!) televizyoncuların yüreklerine bir korku düşüyor. Anında canlı yayın. Belki de bin kez söylediği şeyleri tekrar edecek nutuk şövalyeleri; ama hiç önemi yok. Değil mi ki devletlüler ve onların goygoycuları halka hitap edecek; hayatın durması, yayın akışının donması ve terapinin(!) başlaması gerekiyor.
Hal böyle olunca hatipler, milyonlarca insana bir anda ulaşıyor, yaldızlı laflarla kamuoyu oluşturuyor. Daha doğrusu canlı yayınlar vasıtasıyla yapılan beyin yıkama işlemi, rutin bir toplum mühendisliğine dönüşüyor. Bu arada olan oluyor ve insanlar hedef tahtasına yerleştiriliyor, en aşağılık iftiralar, en galiz küfürler, en akıl almaz yalanlar peşi peşine sıralanıyor. Tabii etrafta “Bir dakika! Bu söylediklerinin bir kısmı firavunlara yaraşır bir kibrin ifadesi; bir kısmı da gerçek dışı beyanlardan oluşmakta” diyecek birisi yok. Adamlar kendi kendilerine atıp tutuyor, uydurdukları yalanlara gerçek diye bel bağlıyor, insanları rencide etmeye devam ediyor.
Medya ve siyaset dünyası bir hipnoz çetesiyle karşı karşıya. Ellerinin altında gazeteler var, doğrudan ya da dolaylı yollardan emirlerine amade kıldıkları televizyonlar var; o imkânları tepe tepe kullanıyorlar. Hele seçimler yaklaşıyorsa! Toplumu kamplara ayıracak, insanları ötekileştirecek her türlü yalanı piyasaya sürüveriyorlar. Toplumu hipnotize etmenin yollarını bulmuşlar. Bir yalanı bin kez tekrar ediyorlar. Hatta narsist bir dürtüyle bu palavraya inanmayanları hain telakki ediyorlar.
Toplu hipnozun ilk adımı oto hipnozdan geçiyor. Önce kendi kendilerini hipnoz ederek ayıplarına kılıf arıyorlar. Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet gibi yüz kızartıcı suçları, en mukaddes değerleri kötüye kullanarak tevil ediyorlar. Nefsine uyar, zulme kılıf bulmaya kalkışırsan fetva da uydurursun, mugalata da. Kendini yeryüzünün en paha biçilmez değeri sanan adamlardan korkulur. Sen çok eşi benzeri bulunmayan tek adam olunca (!) yaptığın her işin mubah olduğunu sanırsın.
Görünen o ki, seçimlerin yaklaşmasıyla toplu hipnoz seanslarına hız verilecek. Daha da artacak iftira kampanyaları. Toplumun bütün kesimleri rencide edilecek, aşağılanacak. Peki bunu yapanların eline ne geçecek? Makam-mevki için koltuğa bir kez daha sımsıkı sarılsalar bile toplumu kutuplaştırarak ne kazanmış olacaklar? Koca bir hiç! Ne dünyada huzur bulunabilir toplu hipnozla ne de öbür âlemde.
Son bir hafta içinde uydurulan yalanlara bir bakın lütfen. Üzerinde tek tek durmaya değmez. Sadece bir örnek bile nasıl bir vahametle karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne seriyor. Yandaş medyanın bir bölümü atağa geçiyor aniden ve fuatavni adlı Twitter fenomeni hakkında yayına başlıyor. İddialar komik, akla ziyan, çapsız. Belli ki talimat verilmiş yayın yöneticilerine. Kendi yazısını bile yönettiği gazetesine basmaktan aciz kişilerin ellerine bazı Twitter mesajları tutuşturulmuş. Ellerine tutuşturulan senaryo büyük ama belgelerin(!) sahte olduğu çok açık. Güya fuatavni adlı kişi Emre Uslu imiş. Delil? Yok. Daha da ötesi, Twitter üzerinden fuatavni, Erdoğan’ın kızı için suikast bilgileri vermiş. Kime? CHP milletvekillerine. Haber sapır sapır dökülüyor. Fuatavni, daha o tarihte açılmamış bir hesaptan, takipleşmediği vekillere doğrudan mesaj atamaz ki! Mesajlardaki saçma laflardan vekillerin bu absürt senaryoya ortak edilmesine kadar tam bir fabrikasyon ile karşı karşıyayız. Bu senaryo karşısında Twitter kullanıcısı herkes kahkahaya boğuluyor. İnsan kendini ancak bu kadar rezil, kepaze eder. Umurlarında mı? Sanmam! Karşımızda meslek ilkelerinden bihaber, vefasız, saygısız ve üstelik ahireti unutmuş bir kitle var. Toplu hipnoz seansları eşliğinde bu ülkenin tertemiz evlatlarına her gün iftira etmeyi kendine vazife sayan adamlar, dünyada da ahirette de rezil olacak; başka yolu yok.
Devletin önemli makamında oturan kişilere ne demeli? O makamın insanlara yüklediği bir sorumluluk yok mu? Canlı yayınlar eşliğinde yapılan kara propaganda ile zan altında bırakılan insanların aynı platformda kendini savunma hakkı olmayınca terapistler(!) konuştukça coşuyor, uçtukça uçuyor.
Etraf meczuptan geçilmiyor; gönüllü bir şekilde hipnotize olmaya açık kitleler de yok değil aslında. Sormuyor, soruşturmuyor, araştırmıyorlar. Ne dense gerçek sanıyorlar. Hal böyle olunca toplu hipnoz yalanları yaygınlık kazanıyor. Sindirilmiş medya ile bindirilmiş kıtalar canlı yayınlar aracılığıyla bir araya getirilince Türkiye’de nefes almak zorlaşıyor. Ne zamana kadar sürer bu hipnoz? Bir başka deyişle ülkeyi yalanla, talanla yönetmek ne kadar sürdürülebilir? Geçenlerde Arınç, “Ülke böyle yönetilemez.” demişti. Abdullah Gül de iktidar sahiplerine benzer uyarılarda bulundu. Haklılar. Çünkü toplumun bir bölümünü hipnoz edip narkoz etkisi oluşturabilirsiniz; ancak akla hayale sığmayan telkinler karşısında uyumayan kitleler daima var olacak. O korkunç propaganda gücüyle ve devlet zırhına büründüğünüz zulümle bir dönem her şeyi tersyüz etseniz bile tarihi gerçekler peşinizi bırakmayacak…
Şiddetin baş sorumluları
Toplum içten içe kaynıyor. Yöneticilerin umurunda mı? Maalesef. Onların gündemi kupon araziler, büyük ihaleler, debdebe dolu mekânlar vesaire. Oysa sevgisizlik, saygısızlık, saldırganlık hızla yayılıyor. Bir tür cinnetle karşı karşıyayız. Toplumdaki şiddet ve nefret ile siyasetteki huşunet arasında bir bağ yok mu? Olmaz olur mu! Hiçbir dönemde bu ülkenin yöneticileri bu kadar saldırgan, ayrımcı, ötekileştirici vs. olmadı. Ayrılık-gayrılık hep vardı. Olması da gerekirdi; çünkü değişik kimliklerin olduğu toplumda farklılıklar hep olmuştur. Kültürel bir zenginliktir o aslında.
Oysa şimdi birileri siyasette, ticarette, medyada ayrımcılığı bir üslup haline getirdi. En büyük felaketler bile kenetleyemiyor bizi. En derin acıları bile paylaşamıyor; irademizi hır gürün devamından yana kullanıyoruz. Bunun baş sorumlusu, bu ülkeyi yönetenlerin kullandığı keskin, acımasız, kibirli dildir.
Kadına şiddet her geçen gün artıyor mesela. Tecavüz suçları korkunç boyutlara ulaştı. Özgecan’ın öldürülüp daha sonra yakılmasına karşı duyulan haklı tepki epey bir zamandan beri birikmiş bir öfkedir ve vurdumduymazlığa isyandır. Bu acıyı bile daracık kalıplarla kamplaşmaya dönüştürdü birileri. Yazıklar olsun!
Üniversiteli gençleri yeniden kutuplaştıran, daha ötesi çatıştıran da yine bu nefret söylemleri. Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun hayatına mal oldu bu zehirli dil! Değer miydi?
Sokakta külhanbeylik olur; küçümseyici bir olgunlukla kulakları çekilir artistik hareketler yapanların. Ya kabadayılık; hatta bazen zorbalık ülkeyi yönetme tarzına dönüşürse? Adamlar ona laf yetiştiriyor, buna sataşıyor, öbürüne çamur atıyor, berikine tacizde bulunuyor. Bunun sonu var mı Allah aşkına!
Meclis’te yaşanan kavga ile toplumdaki gerginlik arasında bir bağ tabii ki var. Uzun zamandan beri ülkeyi yönetenler iradelerini şimdi gerginlikten yana kullanıyor. Safları ancak böyle sıklaştırabileceklerini sanıyorlar. Oysa ülke genelindeki tahribat, partilerin küçük menfaatlerinden çok daha önemli. Uzlaşma kültürü paramparça, karşılıklı saygı diye bir şey kalmadı, şiddet kol geziyor her yerde. En baş sorumluluk bu ülkeyi yönetenlere ait; çünkü onların olgunluğu ya da toyluğu topluma şekil veriyor. İktidar, takındığı tavır ile insanların aldığı pozisyonu belirliyor. Ve maalesef stratejisini gerilimden yana kullanıyor. Hayra alamet değil…
PANORAMA
Gazetelerde yer alan haberlere göre Emniyet fezleke hazırlamış ve ilk defa Hizmet Hareketi’ne terör örgütü denmiş. Açık söylüyorum, böyle bir evrak düzenleyen Emniyet yetkilileri, savcılar, hâkimler suç işlemiş olur. Ergenekon soruşturmasında yer alan bombalara, silahlara vs. rağmen “iddia edilen Ergenekon terör örgütü” tabiri kullanılıyordu ve medya bunun dışına çıktığında ceza alıyordu. Hizmet Hareketi ile ilişkilendirilen davalar fos çıktı. Buna rağmen terör örgütü tabirini kullanan (buna siyasetçiler ve devlet adamları dahildir) suç işlemiş olur; çünkü mahkeme kararıyla sonuçlanmış ve ispat edilmiş bir terör davası yoktur.
Türkiye’nin her yerinden insanlar polis nezaretinde tek tek toplanıyor ve savcı karşısına çıkarılıyor. Suç? Tayyip Erdoğan’a hakaret. Her yaştan, her meslekten insan bu suçlamayla gözaltına alınıyor. Son günlerde çok yaygın hale gelen bu suç, neredeyse genel bir itaatsizlik eylemine dönüşmek üzere. Ya çok sayıda hakaret eden var; ya da kanun çok geniş yorumlanıyor ve herkes bu tür bir suçlama ile karşı karşıya kalıyor. Milyonlarca seveni olan bir insana hakaret edilmemeli. Erdoğan’a da hakaret edilmemeli. Ancak şöyle çetin bir soru var karşımızda: Ya Erdoğan insanlara hakaret ederse? Devlet adamına hakaret etmek suç oluyor da, devlet adamının birilerine hakaret etmesi suç olmuyor mu? Hani kanun önünde herkes eşitti?
Kibir, büyük bir beladır; hem ferdi içten içe çürütür hem sosyal hayatı bitirir, tüketir. Ne yazık ki bu dönemde kibir, siyasetle bütünleşti. Daha düne kadar “devletin zulmüne maruz” kaldığını iddia eden ve kendine mustazafîn yakıştırması yapanların tekebbüründen geçilmiyor gayrı. Muhalefet için kullanılan lafları art arda yazın nerelere savrulduğumuzu çok net anlarsınız. Tarafsızlık yemini yapmış bir devlet görevlisi muhalefete “şantiye bekçileri” dedi. Sokakta insanlar birbirlerine “şantiye şefi, tamirci çırağı” gibi laflar söylese bile devleti yönetenler böyle konuşmamalı. Kaldı ki bu işleri yapan emekçileri rencide etme hakkını kim veriyor? AK Parti Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş, Meclis’te dövülen vekiller için “onlar birbirlerine vurdu, ayakları kaydı” gibi laflar söyledi. Tabii ki gerçek dışıydı söyledikleri. Kibirli sözler akıllarda kaldı; çünkü eski Türkiye’nin klişesi yeniden hortlamıştı.

Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları










































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015