Ekrem DUMANLI
Daha hiç kimseciklerin haberi yokken Kabataş iddialarını duydum. Dostane hislerle kendime arkadaş gördüğüm bir gazete yöneticisi bana Kabataş iddiasını ayrıntısıyla nakletti.
Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Bu alçak saldırının kamuoyuna duyurulması gerektiğine inandım. Ne var ki o arkadaş “Aile yazılsın, konuşulsun istemiyor.” dedi, mevzuyu kapattı. Onun da fevkalade üzgün olduğuna inandım.
Duyduklarımı yayın toplantısında mesai arkadaşlarıma naklettim. Herkesin gözleri doldu, yüreği parçalandı. “Haberleştirelim, röportaj yapalım.” dediler. Haklıydılar. Gazeteci dediğin, gerçeğin üzerine üzerine gitmekle, sonucu ne kadar acı olursa olsun somut bilgiyi kamuoyuyla paylaşmakla mükelleftir.
Huzursuzdum, vicdanım sızlıyordu. Mağdur kişinin yakınlarını aradım. Telefonda onlara hiç kimseye söylemediğim ve söylemeyi doğru bulmadığım bir cümleyi sarf ettim; “Gazetemiz emrinizde.” dedim. Bir kadına (başörtülü olsun ya da olmasın herhangi bir kadına) uzanan hain eller kırılmalıydı. Ulaşabildiğim yakınları, ısrarla bu olayın kendileri için çok büyük bir travmaya dönüştüğünü, duyulmasının sıkıntı doğuracağını ve toplumda da infiale yol açacağını söyledi. Hak verdim onlara. Zaten yapacak bir şey de yoktu. Sadece bir duyum, kulaktan kulağa yayılan bir dedikodu vardı ortada...
Aradan bir zaman geçti ve bir gün Kabataş hadisesinin haberi yapıldı. Mesele o kadar ayrıntılı anlatılıyordu ki, haberde yer alan bilgilere inanmamak mümkün değildi. Aile devreden çıkmış, medyadaki “görgü şahitleri” konuşuyordu. Elde somut belgeler olduğu, görüntülerin yayınlanması halinde toplumda infial oluşacağı söyleniyordu. Bu inandırıcı sözler vicdanı olan herkesi etkiledi, melun saldırganlar lanetlendi. O aşamada olması gereken de buydu.
Maalesef konu politikacıların ağzına çiklet olunca ve oradan kamplaştırıcı bir üslup üretilince mesele insanî olmaktan çıkıp siyasî bir boyuta büründü. Ne var ki saldırı iddialarının ispatına dair somut bir fotoğraf, görüntü, görgü şahidi vs. bulunamıyordu. Aradan günler geçiyor, aylarca süren “Bu cuma görüntüleri yayınlayacağız” iddiası buzluktan bir türlü çıkarılamıyordu.
Ve tam bu aşamada ortaya acı gerçek çıkıverdi. Bir TV kanalının haber bülteninde yer alan görüntüler hakikati gözler önüne seriyordu. Ne 70-80 kişilik çıplak eylemciler vardı ortada, ne dövülen bebek ve yerlerde sürüklenen anne. İddiaların aksine, hanımefendinin eşi, aracıyla olay mahalline geliyor, çocuk arabasını bagaja koyuyor ve aile mutlu bir şekilde Kabataş’tan ayrılıyordu. Olay yerinden sağ salim ayrılan çiftin iddia edildiği gibi alçakça bir saldırıya maruz kalmadığı çok açık ve netti.
Tam kırılma noktası şudur: Aylarca Kabataş olayı üzerinden siyaset yapanlar, medyaları vasıtasıyla yalanda ısrar ediyor. Ve herkesin de bu yalana iştirak etmesini bekliyorlar. Olacak şey değil. İddia ortaya atıldığında kendi kardeşine saldırılmışçasına isyan edip tavır koyanlar, meselenin yalana dayandığını gördükten sonra niçin o yalanda ısrar etsinler ki!
Fidel Okan Bey’in gazeteci arkadaşına “Zaten yakında gelinin ailesinden birileri konuşmaya başladığında, ki bu olacak… Savunacak hiçbir şeyi kalmayınca ‘Kabataş yalancısı’ olarak ömrünün sonuna kadar o gelinle beraber anılacak… Tüm bunlar yaşanmadan belki yapacağı son bir şey vardır… Basit bir şey… Sadece bir özür…” demesi aslında Kabataş olayı ile yüzleşmek için iyi bir fırsattı.
Hatta Fidel arkadaş, Sümeyye’ye suikast iddiasının da kocaman bir yalan olduğunu, düzmece senaryolarla yapılan yayınların bir gün hesaba çekileceğini söylüyor. Yerden göğe kadar haklı.
Kanaat-i acizaneme göre meseleyi daha fazla uzatıp saldırıya maruz kaldığı iddia edilen hanımefendi ve onun ailesini rencide etmek doğru değil. Burada asıl mercek altına alınması gereken goygoycu medya ve ondan bu çanakçılığı her daim bekleyen siyaset.
O siyaset ki her hadisenin kendine yontulmasını istiyor, her mevzuyu siyasî emeli için kullanmayı arzu ediyor. Bunlardan birine, hem de dönemin en sembolik yalanlarından sayılacak olanına, geçen hafta şahit olduk. CHP Milletvekili Umut Oran kendisiyle ilgili iddiaları belgeleriyle çürüttü ve Twitter’ın gönderdiği belge sayesinde görüldü ki Fuat Avni adlı Twitter fenomeni ile Oran arasında hiçbir yazışma yapılmamış. Twitter mesajları üzerinden Cumhurbaşkanı’nın kızına suikast yapılacağı iddiası zaten tel tel dökülüyordu. 140 karakterlik alana 185 karakter mesaj yazan kumpasçı, bu işleri bırakıp bir sirkte palyaçoluk yapmalı. Ya bunu haber (!) yapan kafalar? Adam, tarih (date) yerine ‘history’ yazıp bilgisayar literatürünü altüst ederken kendi beceriksizliğini de ortaya koymuş; ama yandaş medyanın Pinokyoları hiçbir gerçeği umursamıyor ki!
Son bir yılda yapılan yalan haber sayısı yüz yıllık yalanlara bedel. Ve bunu maalesef kendini “dindar nesilden” sayanlar yapıyor. O “muhafazakâr” kişilere şöyle demek boynumuzun borcu: “Arkadaşlar, yalanlarla inşa ettiğiniz medya geminiz Kabataş’ta battı. Anlayın artık!”
Anlayın artık; aylardır yaptığınız yalan haberlerin makyajı bir bir dökülüyor ve dökülecek. Hidayet Karaca’yı bir dizi senaryosundan hapse attırmak, Mehmet Baransu’yu darbe belgelerini yayınlamaktan içeri attırmak için uydurulan suçlar peşinizi bırakmayacak ve tarih huzurunda hesap veremeyeceksiniz. Hrant Dink cinayetinin üzerinden 8 yıl geçtikten sonra dosyadaki somut gerçekleri altüst etmeniz, gerçek ihmali olanları koruyup kollamanız, Ramazan Akyürek ismi üzerinden kumpas kurup masum insanlara en aşağılık suçları atmanız sizi kurtaramayacak. Her yalanınız Kabataş olup suratınızda patlayacak, her gerçek, gemiciklerinizde yeni delikler açacak. Yarın evlatlarınızın yüzüne bakmaktan utanacağınıza, şimdi Allah’tan utanın ve iftiralarla yürüttüğünüz yoldan geri dönün; zira yalan-dolanla attığınız adımlar hem size zarar veriyor; hem de temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz (ama temsil etmediğiniz) değerlere…
Bir kerecik olsun estağfirullah de artık
Hafta içinde Tayyip Erdoğan bir programa katılıyor ve adamın biri “Hoş geldin Allah'ın elçisi!” diye bağırıyor. Meczup mudur, deli midir bilinmez; ancak Erdoğan'ın “Tövbe estağfirullah” demesi “Hemşerim sen ne yapıyorsun, Allah'ın elçisi peygamberlerdir ve son peygamberi Hazreti Muhammed (sas)'dir” diyerek itiraz etmesi gerekiyor. Tık yok. Ne o esnada, ne daha sonra…
Bu tekil bir hadise olsa o çılgın (ve sapkın) lafın duyulmadığına, haddini aşan adamın kaale alınmadığına hamledilebilir. Ne var ki benzer sözler çok söylendi ve maalesef Tayyip Bey hep sükût etmeyi tercih etti. Elinizi vicdanınıza koyun, kendinizi siyasetin alevli tartışmalarından tecrit edin ve şu cümlelerin bir tövbe gerektirip gerektirmediğine karar verin: “Allah'ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider.” (Düzce Milletvekili Fevai Arslan), “Sayın Erdoğan bizim için adeta ikinci peygamberdir.” (AK Parti Aydın İl başkanı İsmail Hakkı Eser), “Başbakan'ımıza (Erdoğan'a) dokunmak bile ibadettir.” (AK Parti Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin), “Allah emri vermiş, ne sen durdurabilirsin ne ben.” (AK Parti Şanlıurfa Milletvekili aday adayı Mustafa Göktaş). Zaten Erdoğan bir konuşmasında rahmetimiz gazabımızı geçmiştir diyerek hadis-i kutsiyi de tevil etmişti. Buna benzer şirk kokan çok laf söylendi, tek tek yazsak bu sütuna sığmaz.
Geçenlerde AK Partili bir belediye, Erdoğan'ın doğum gününü kutlamak için program düzenledi. Afişler hazırlamışlar; o afişteki kırmızı güller, okunacak ilahiler tastamam bir “kutlu doğum” çağrışımı yapıyor. Bu afiş ortaya çıktığında eleştiriler yapıldı. Neyse ki çığ gibi büyüyen tepkiler üzerine belediye afişleri kaldırdı.
Kim ne derse desin; üzücü bir durumla karşı karşıyayız. Her yerde meczuplar çıkabilir ve haddini aşacak sözler sarf edebilir; ancak tevhid akidesi taşıyan her insanın buna müsaade etmemesi, şakşakçıları itidale davet etmesi gerekir.
Efendiler efendisi (sas) kendisi için ayağa kalkanlara bile sitem ediyor “Acemlerin büyüklerine ayağa kalktığı gibi bana ayağa kalkmayın.” diyerek tevazuda herkese örnek oluyordu. Bir müminin diğerini yüzüne karşı övmesi karşısında “Kardeşinin boynunu kırdın” diyerek itab ediyordu. Şimdi ölçüsüz övgüler hiç kimseyi rencide etmiyor. Estağfirullah elfü elfi estağfirullah!..

.
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015