Fehim TAŞTEKİN
Deklare edilen plana bakılınca tampona karşı tampon pozisyonu alan taraf Amerika oluyor. ABD’nin gözlem noktaları kurma kararı bir yanıyla “Suriye’de tanımlanan hedeflerimize ulaşıncaya kadar Kürtlerle ortak hareket etmek zorundayız” diyen tutumun ikrarı. Bir yanıyla da Amerikan yönetiminde Türkiye’nin çok örselendiğini ve bu gidişatla daha fazla Rusya’ya kayacağından endişe eden kanadın öne çıktığının göstergesi.
Suriye’de olaylar patlak verdiğinde müdahale bahanesi arayanların havada kaptığı bir söz vardı: “Öylesine despot bir rejim ki Kürtlere kimlik bile vermiyor.”
Daha çok Türkiye kökenli Kürtleri ilgilendiren bu meseleyi en çok dillendiren Suriye’nin kuzey komşusuydu. Kritik süreçte dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 6 Nisan 2011’de Devlet Başkanı Beşşar el Esad’ın önüne koyduğu taleplerden birisi de Kürtlere kimlik verilmesiydi. Türkiye, Şam’da Kürtlerin sözcüsü kesilmişti. Mademki Kürtler en mağdur kesimdi, o halde olası isyana kendi renklerini vermeleri de beklenen bir durum olmalıydı? Ne var ki kendi bölgelerinde kontrolü ele almaları ve cihatçı grupları uzak tutmaları Ankara’nın nevrini döndürdü. O gün bugündür hikâye tersten yazılıyor. “Kürtlerin hamisi Türkiye” görüntüsünden “Kürtlere hiçbir statüye geçit vermeyen Türkiye” gerçeğine hızla dönüş yaşandı.
2012-2015 arası Kürt bölgelerine karşı İslamcı örgütler üzerinden vekâlet savaşı, 2016’da Fırat Kalkanı’yla Kürtlerin önünü kesecek şekilde doğrudan müdahale, 2018’de Zeytin Dalı’yla Afrin’i zapt ve bugünlerde Fırat’ın doğusuna obüs toplarıyla yeni bir fasıl açma çabası…
Türkiye, Afrin senaryosunu Tel Ebyad (Girê Spî) ve Ras el Ayn’dan (Serekaniye) başlayıp Kobani-Cezire hattına taşıma planını meşrulaştırmak için “Sınırdan terörist sızmalar oluyor” iddiasını ısıtınca Amerikan yönetimi de “Öyleyse önlem alayım” diye kontur çekti. Alacağı önlem ne? Sınıra gözlem noktaları kurmak.
Türk dış politikası, Suriye’de kendini daha ne kadar ters köşeye atacak bilmiyoruz.
Geçen ayın sonunda Türkiye obüs topları ile sınırdan ateş açmaya başlayınca Amerikan güçleri de YPG ile ortak devriye turu atarak bir kez daha NATO’daki müttefikinin önüne set çekti. ABD benzer ‘bayrak gösterme’ taktiğine, Türk ordusu 2016’da Menbic’e yöneldiğinde ve 2017’de Karaçok’ta YPG’nin medya merkezini vurduğunda başvurmuştu. Bir nevi “Biz buradayken sakın ateş açma” mesajı eşliğinde fren yaptırma taktiği.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Rahip Brunson’ı bırakmanın ABD Başkanı Donald Trump’ın yüzünde bıraktığı tebessüme güvenerek Paris’te yüz yüze geldiğinde başkanın gidişatı durduracağına dair inancını dile getirmişti. 11 Kasım’da Paris’teki liderler buluşmasına bir de 20-21 Kasım’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Washington temasları eklendi.
***
Türk ordusunun sınır hatlarını ısıtarak IŞİD’le mücadelenin sekteye uğrattığından yakınan Amerikan yönetimi, PKK’nin lider kadrosundaki üç ismin yakalanması için toplam 12 milyon dolar ödül açıklayarak Türkiye’yi teskin etme yoluna gitti. Aslında Suriye siyasetinde kırılmaların yaşandığı 2014-2015’teki süreçte “Türkiye ve Irak sahnesinde PKK’ye karşı istediğini yap ama Suriye’de YPG’ye dokunma” diyen politikanın devamıydı bu. Bu arada ABD’nin yeni Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ‘Defense One’ toplantısında tekrarladığı üzere YPG ile işbirliğinin Suriye’de ilan edilen üç hedefle ilgili olarak devam ettiğini ve bunun geçici olduğunu söyledi. Bir bakıma “IŞİD bitirildiğinde, İran unsurları Suriye’den çıkarıldığında ve siyasi geçiş süreci gerçekleştiğinde bizim de YPG’ye ihtiyacımız kalmayacak, bu vakte kadar bizi anlayışla karşılayın” demeye getirdi. Trump bile Suriye’de ne yaptıklarının ya da ne yapacaklarının şuurunda değil ya orası ayrı mesele.
“Türkiye, Fırat’ın doğusunda tampon bölgeleri mi kuracak” sorusu etrafında dönen 3 haftalık bir hengameden sonra ABD Savunma Bakanı Jim Mattis önceki gün Pentagon’da gazetecilerle sohbet ederken “Suriye’nin kuzey sınırı boyunca birkaç yerde gözlem noktaları kuracağız” dedi. Amacı da şöyle çerçeveledi:
“Çünkü en azından bizim faaliyet alanımızda bir şey gördüğümüzde Türkleri arayıp uyaracak konumda olmak istiyoruz. Türkiye’ye yönelik her türlü tehdidi takip etmeye çalışacağız. Türk ordusu ile sınırın karşısından çok konuşuyor olacağız. Gece ve gündüz çok açık bir şekilde işaretli bölgeler olacak. Böylece Türkler bizim tam olarak nerede olduğumuz net olarak görecek.”
Halbuki medyada yansıdığı kadarıyla AKP yönetiminin niyeti şuydu:
“Türkiye sınırdan içeriye doğru 30-40 kilometrelik bir tampon bölge kuracak. Harekât, Tel Ebyad ve Ras el Ayn’dan başlayacak, operasyon sınır boyunca Fırat’tan Dicle nehrine kadar yayılacak. 911 kilometrelik sınır tamamen TSK’nin kontrolüne geçecek. Fırat’ın batısında yer alan Tel Rıfat için de Ruslarla birlikte çözüm bulunacak.”
Deklare edilen bu plana bakılınca tampona karşı tampon pozisyonu alan taraf Amerika oluyor.
ABD’nin gözlem noktaları kurma kararı bir yanıyla “Suriye’de tanımlanan hedeflerimize ulaşıncaya kadar Kürtlerle ortak hareket etmek zorundayız” diyen tutumun ikrarı. Bir yanıyla da Amerikan yönetiminde Türkiye’nin çok örselendiğinin ve bu gidişatla daha fazla Rusya’ya kayacağından endişe eden kanadın öne çıktığının göstergesi. Yine de ABD, İran’ı kuşatma stratejisine asıldığı bir sırada Suriye’den çekilmenin yolunu açacak şekilde Kürtlerle ortaklığa son vermek istemiyor. Bununla birlikte Ankara’nın artan tazyiki, ABD’yi IŞİD sonrası için net bir taahhütte bulunmaya zorluyor. Bu da Washington’da Kürtlerle ittifakın özünü bozmadan Ankara’ya oyalayacak jestlerde bulunma eğilimini güçlendiriyor.
***
Astana süreci ağır ağır siyasal zemine doğru kayarken tarafların Kürtlerle ilgili sancısı daha belirgin hale geliyor. Evet, İdlib çıkmazı şu anda Fırat’ın doğusuna yönelimi öteliyor. Fakat herkesin tutumunu netleştirmek durumunda kalacağı eşik çok uzakta değil.
Önümüzdeki süreci tayin edecek birbiriyle bağlantılı bir sürü belirsizlik dizili:
Rusya henüz sonuç çıkmasa da Şam’la masaya oturttuğu Kürtleri Cenevre’ye taşıyabilecek mi?
BM’nin himayesinde anayasa yazma çalışmaları başlarsa Kürtler süreçte olabilecek mi?
Cenevre formatının dışında Şam yönetimi Rusların desteğiyle Kürtlerle başlattığı müzakere sürecine ciddiyet katabilecek mi?
Türkiye siyasi çözüm sürecini hepten sabote etme pahasına Kürtlere karşı vetosunu koruyabilecek mi?
Diyelim ki Ankara’ya rağmen süreç işledi, günün sonunda Türkiye Kürtlerin bir şekilde statü kazanma ihtimalini hazmedebilecek mi?
IŞİD şu an tutunduğu son üç kasabada temizlendiğinde ABD, Suriye’den çekilecek mi ya da Kürtlere arka çıkacak mı?
Bir adımı karşılayacak bir sürü adım.
Afrin’de Türk müdahalesine yakılan yeşil ışığın yarattığı travmaya rağmen Kürtlerle ilgili olası yumuşak geçişi sağlama hususunda Rusların eli daha üstün. Amerikan yönetiminin Suriye krizindeki pozisyonu, tüm tarafların ‘restleşme’ eğilimini kamçılıyor. Rusların açmazı şu: İdlib kördüğümü çözülünceye kadar Rusya, Kürtlerle ilgili ısrarını büyüterek Türkiye ile işbirliği zeminini yitirmek istemiyor. Ama Suriye krizinde sona saklanan en çetin düğüm de Kürtler. Ertelenen fasıl illa ki açılacak.
Burada en rahat kart çeken taraf Türkiye. Sahanın çelişkilerini çok iyi kullanıyor. Fırat’ın doğusuna müdahale seçeneğini masada tutarak hem Amerikalıları hem Rusları zorlamaya devam edecektir.
Ayrıca iç politikadaki ‘gerilim tüketimi’ sınırların ötesinde risk alma iştahını canlı tutuyor. İktidarın yerel seçimlere hangi siyasal iklimle gitmek istediği belli. Bu seçimde de hamasetçi, milliyetçi ve fetihçi çıkışlara bel bağlıyor. Bu çerçevede MHP’ye yeniden el verirken sınır ötesi için deklare ettiği hedeflerden geri adım atmayacaktır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.01.2026
20.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
30.12.2025
26.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
26.11.2025
11.11.2025