Ferhat KENTEL
Barışa ve korkaklıklara dair...
23.02.2013
3418
Uzun zaman sonra inadına iyimser olmak, bu şekilde ortalıkta dolaşan şiddet dillerine teslim olmamak için direnmek “gerekli bir şey”ken, bugün iyimserlik kendiliğinden gelip insanı kuşatıyor. Sağdan soldan gelen demeçler, açıklamalar, tutum ve tavır alışlar “evet, bu iş olacak; bu memlekete barış gelecek!” dedirtiyor insana. Sürmekte olan barış müzakereleriyle birlikte, insan derin bir yerlerde, karanlıkta ya da kurtların o çok sevdiği puslu havalarda debelenmekten kurtulup, sanki yüzeye çıkmaya başlıyor.
Tabii, farkındayım; hiç kolay olmayacak bu... Daha kimbilir, ne Sinoplar, ne Samsunlar, ne Dörtyollar tezgâhlanacak... Ya da bırakın tezgâhı; daha kimbilir nerelerde milliyetçiliğin korkak ve yalancı ve de düşmanlık üreten dehlizlerine itilmiş bu memleketin insanları düne kadar ölesiye düşman belledikleri insanlarla konuşuluyor olmasına tahammül edemeyecekler. Onların arasında birileri zihinsel konforlarının ve ezberlerinin bozulması karşısında galeyana gelecekler.
Evet, ama o “korkudan beslenen galeyan dili” artık o kadar da güçlü değil. Çünkü barışın dili artık sadece üç beş tane aktivistin, aydının, solcunun dili değil. Barış sadece “güzel bir ideal” ya da güzel, romantik bir kelime değil. Barış artık “gerçek”; derimizin üzerinde hissettiğimiz bir ihtiyaç; karabasan gibi çöken ölümlerin, evlat acılarının üzerine kendini dayatan bir ilaç. Hiçbir kuru kahramanlık palavrasının veya kutsal amacın örtemeyeceği kadar, “ama, mama” dedirtmeyecek kadar “gerçek”...
Bu yüzden Sinop’ta dört tane insana saldırarak erkekliklerini ve milliyetçiliklerini parlatan güruh sadece bir küçük “güruh” olarak kaldı. Çünkü barışın dili aslında Sinop’ta da, Samsun’da da bu korkak erkeklik dilinden çok daha güçlü ve çok daha fazla cesaret taşıyor.
Hafızadan sızan güvensizlik
Evet, barışın dili çok daha cesur. Çünkü dün Madımak’ta birbirilerinin arkasına saklanarak insanları ateşe verenler de korkaktı. Misyonerler üç tane Müslüman’ı Hıristiyan yaptılar diye kendinden geçen, “din” falan değil, değişmez bir “öz” derdinde olanlar da korkaklığın zirvesindeydiler. Hrant’ı öldürdükten sonra kahraman edasıyla bayrağın arkasına saklanıp poz verenler de korkaklıklarını sergiliyorlardı. Kendi “öz”ünden emin olamadığı için, kelimelerin somutluğuna çıkamasa da, derinlerde bir yerde huzursuzluk veren bir hafızadan ötürü herkesten çok Türk olmaya çalışanların, bu alanda mangalda kül bırakmayanların da korkudan başka bir sermayesi yok.
O kadar çok güvensizlik içindeler ve o kadar çok korkuları var ki... Ancak başkalarını “günah keçisi” yaparak kendilerini huzura eriyormuş gibi hissediyorlar. Sanal âlemde devlet babadan, öğretmenlerinden yedikleri darbelerle kırılmış erkeklik duygularını galiz küfürlerle, şiddetle onarmaya çalışan ergenler, ya da ergen kalmış yaşlıların yaptığı gibi...
O canım ormanları HES barajlarıyla yok eden, o canım tarım toprakları sanayi atıklarıyla zehirlenirken kılı kıpırdamayan “toprak budalaları”... Milleti ve erkekliği namus meselesinin arkasına saklayan ve bu yolla her türlü namussuzluğu yapma hakkını kendinde gören, “vatanım, milletim!” diye bağırarak kendinden geçen, iğdiş olmuş insanlık hâlleri...
Bu “hâl” için hedefin kim olduğu önemli değil. Ve o hedefi yok etmek için takınılan dil de önemli değil. Kimsede kötü bir “öz” yok yani, ama korku eşliğinde “özleşme” çabası var.
Bütün bu vahşet üreten korkuya “hak vermek” değil belki ama, bu kadar çok korkan insanlık hâlini “anlamak” lazım. Çünkü ulus-devletin acımasız tornasından geçtik hepimiz. Allah’tan “barışmam da, barıştırmam da!” diyen küçük bir azınlığın dışında çoğumuz iyileşmeye başladık.
*
» Bugün 23 şubat. 1944’te Çeçenler, İnguşlar, Karaçaylar ve Balkarlar gibi Kuzey Kafkasya halklarının topraklarından sürgün edilişinin yıldönümü. Stalin’in diktatörlüğünde simgelenen Sovyet totalitarizminin “ihanet” söylemleri eşliğinde yarattığı bir insanlık felaketi. Daha sonra Kırım Tatarlarına da aynı zulüm reva görüldü. Şimdi birbirimizin vatandaşıyız. Onları duymak, iyileşmemize ve iyileştirmemize katkıda bulunacak.
» Berfo Nine’nin 105 yıllık ömrü devletin kaybettiği oğluna ulaşmaya yetmedi. Berfo Nine oğlu Cemil Kırbayır’ın kemiklerini 33 yıl aradı; oğlunun katili Kenan Evren’in yargılandığı 12 Eylül Mahkemesi’ne kadar gitti. Artık nefesi yetmedi. Allah rahmet eylesin.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020