İsmet Berkan
Meclis’teki süreç komisyonundan üç üye pazartesi günü İmralı Adasına oldukça mahçup bir ziyaret yaptı. Heyet üyelerinin en mahcubu, Ak Parti milletvekili Hüseyin Yayman’dı.
Bu sabah öğreniyoruz ki aslında Kürt sorununun çözümü konusunda kitapları da olan Yayman, pazartesi günü Nefes gazetesi yazarı Deniz Zeyrek’in telefonuna çıkmış ve İmralı’da olmadığını, o an hastanede röntgen çektirmekte olduğunu söylemiş, “Salı veya çarşamba gideceğiz” demiş ama sonra anlaşılmış gibi İmralı Adasına sabah saat 11.00’de varmış, öğleden sonra 15.00’te de ayrılmışlar.
Bu yalana neden ihtiyaç duyulmuş bilmiyorum ama bu sabah öğreniyoruz, üç milletvekilinin Abdullah Öcalan’la görümesi 2 saat 50 dakika sürmüş; doğal olarak daha çok Öcalan konuşmuş, milletvekilleri sorular sormuş. Bazı haberlere göre içeride MİT görevlisi bulunmamış, başka bazı haberlere göre “Tutanak için MİT’in imkanlarından yararlanılmış.” Yine bazı haberlere göre görüşmenin ses kaydı yapılmış ama içeride fotoğraf çekilmemiş.
Her neyse bunlar çok da önemli değil. Heyet görüşmesinin tutanaklarını (ses kaydının çözülmüş hali herhalde) komisyona sunulacak, umarım kamuoyuna da açıklanacak bu tutanak ve biz de konuşulanları öğreneceğiz.
Öcalan SDG için ne dedi?
Ama dünden beri içeride komisyonun ne konuştuğu, Öcalan’ın ne dediğiyle ilgili bir sürü “kulis” haberi yayıldı.
Malum, Öcalan’dan beklenen en önemli mesaj, Kuzey Irak ve Türkiye’deki PKK’ya verdiği “Kendinizi fesh edin ve silahları bırakın” mesajının Suriye’deki PKK için, yani YPG ve onun üst kuruluşu olan SDG ile siyasi kanat PYD için de geçerli olup olmadığıydı. Acaba Öcalan zamanında bir devlet yetkilisine Mazlum Abdi için söylediği, “O benim çocuğum gibidir, sözümden çıkmaz, esas zor olanı Kandil’i ikna etmek” cümlesini bugün de aynen kuruyor muydu? Suriye’deki YPG’nin onun talimatıyla silah bırakacağına hala inanıyor muydu?
Biliyorsunuz, Öcalan’ın mesajının Suriye’deki YPG’yi de kapsayıp kapsamaması bizde çok tartışılıyor. Örneğin Devlet Bahçeli kapsadığını düşünüyor.
Aynı zamanda Suriye’deki YPG’nin ne yapacağı konusu Türkiye ile ABD arasında bile pazarlık konusu. Şam rejimi ile SDG de görüşüp duruyor. Biraz sonra bunlara gireceğim.
İç kamuoyunda Öcalan’ın Meclis aracılığıyla Suriye’ye bir mesaj gönderip göndermeyeceği merak edilirken sağolsun Hürriyet’ten Abdülkadir Selvi bugünkü yazısında bu merakımızı gidermeye yeltenmiş, aynen şöyle diyor:
“Ben en çok SDG’ye mesaj verip vermediğini merak ediyordum. O nedenle ulaşabildiğim yerlere bunu sordum. Öcalan, SDG’nin Suriye’ye entegre olması konusunda net mesaj vermiş. SDG’nin, Suriye ordusuna entegre olmasını isterken bunu gerekçelendirmiş. Yeni Suriye’nin bir parçası olmanın önemine değinmiş. Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısının SDG’yi kapsayıp kapsamadığı tartışılmıştı. İmralı heyetinde yer alan rahmetli Sırrı Süreyya Önder, SDG’yi de kapsadığını açık bir dille ifade etmişti. Ama Şam yönetimiyle 10 Mart’ta yaptığı mutabakata rağmen SDG şimdiye kadar ipe un sermeyi tercih etti.”
Ne anlıyorsunuz bu cümlelerden? Ben şunu anlıyorum: Öcalan SDG’ye “Silahlarınızı bırakmayın, silahlarınız ve disiplininizle Suriye ordusuna katılın” demiş TBMM heyetine.
Suriye’yi yakından izlemeye çalışan herkes gayet iyi biliyor: SDG komutanı Mazlum Abdi ile Şam’daki Ahmet Şara yönetiminin zaman zaman ABD’yi de yanlarına alarak yaptığı pazarlık tam bu konuda: YPG birliklerinin bugünkü mevcut komuta yapılarıyla Suriye ordusuna katılmasını istiyor Mazlum Abdi, üstelik bu YPG tümenlerinin halen SDG kontrolunda olan bölgelerde konuşlu kalmaya devam etmesini ve gerekirse bir iç güvenlik gücü gibi olmasını da istiyor. Şam ise şimdilik buna direniyor.
Suriye’ye ve Kürtlere gerçekçi gözle bakmak gerek
Suriye’nin nüfusu 20-22 milyon. Bu ülkede Kürtler yüzde 10’un biraz altında bir nüfusa sahip. Yapılan tahminlere göre 1,8-2 milyon kadar Kürt yaşıyor Suriye’de.
Bu kadar Kürt’ün tamamını temsil etme iddiasındaki YPG’nin askeri varlığının ne büyüklükte olduğu tartışmalı. Örneğin Wikipedia 100 bin kişilik bir güçten söz ediyor. Alman kamu yayıncısı DW, bir seferinde 40-60 bin kişilik güçten söz etmişti. European Council of Foreign Relations adlı düşünce kuruluşunun bir uzmanı, pek de tarafsız sayılamayacak bir makalesinde SDG’nin toplamda 250 bin kişiye maaş verdiğini söylüyor. Bunlar içinde YPG birlikleri de var.
İster 40 bin kişi olsun ister 100 bin, en fazla 2 milyon nüfuslu bir halk için oransal olarak çok büyük bir ordudan söz ediyoruz. 100 bin kişiyi gerçek kabul etsek, aynı oranı Türkiye’ye uygularsak 850 bin kişilik ordu eder. Oysa TSK mevcudu 350 bin kişi.
SDG DE YPG DE BARIŞ DÖNEMİNDE SÜRDÜRÜLEMEZ YAPILAR
Şunu demeye çalışıyorum: YPG olağanüstü şartlarda ortaya çıkmış ve bu yüzden çok da normal olmayan bir büyüklüğe sahip bir askeri grup.
Ülkedeki Kürt nüfusu 2 milyon kabul etsek, en düşük tahmin olan 40 bin kişilik YPG, kadınlı erkekli her elli Kürtten birinin YPG askeri olması anlamına gelir. Kürtlerin yetişkin ve askerliğe elverişli nüfusu diye bakacak olsak bu oran çok daha yüksek seviyelere gelir.
Bu rakamlarla neden oynadığımı da anlatayım: YPG esasen sürdürülebilir bir yapı değil. Zaten eğer gerçekten 250 bin kişiye (her sekiz Kürtten birine) her ay maaş veriyorsa SDG de sürdürülemez.
Kıyaslama için bir örnek daha vereyim: 16 milyonu aşkın nüfusu olan İstanbul’da 56 bin polis görev yapıyor ve iç güvenlik böyle sağlanıyor.
2 milyon nüfuslu Kürtler için 40 bin kişi barış döneminde çok fazla. SDG’nin bu 40 bin kişilik askeri gücü korumaya uğraşması, tek bir şeye delalet eder: Bu örgüt barışa hazırlanmıyor, yarın sabah Suriye’de yeniden savaş olacakmış, iç savaş yeniden alevlenecekmiş gibi davranıyor.
SDG kabaca Suriye topraklarının üçte birini kontrolu altında tutuyor. Bu da sürdürülemez bir şey; çünkü kontrol ettiği topraklarda Kürt nüfus çoğunlukta değil.
SDG BU SAATTEN SONRA SAVAŞAMAZ DA
Ayrıca SDG artık bütün dünya tarafından meşruiyeti kabul edilmiş bir yönetime dönüşen Ahmet Şara yönetimine karşı yeniden iç savaş da başlatamaz; başlatırsa sahip olduğu bütün desteği kaybeder.
Ben bunları söylerken öyle özel bir istihbara, derin bilgilere falan sahip biri olarak söylemiyorum: Görünen köy kılavuz istemiyor, mevcut SDG’nin sürdürülebilirliği sadece ‘meşru’ savaşın devam etmesine, Amerika’nın aynen yardım sağlamasına, Avrupa’dan para gelmesine ve SDG’nin Suriye’ye ait petrol gelirini çalmasına bağlı. Bu kaynaklardan biri aksadığı zaman SDG için işler çok kötüye gidebilir. Bir yıldır uzatmaları oynuyor SDG ve dışarı yansıdığı kadarıyla gerçekçi bir pazarlık pozisyonuna da sahip değil.
Bu hayaller dünyasına şimdi bir destek de İmralı’dan, üstelik TBMM’nin aracılığıyla gidiyor Abdülkadir Selvi’nin yazdığına göre, Öcalan SDG’ye “Silahları bırakmayın, Suriye ordusuna entegre olun” diyor. Yani manevi oğlu Mazlum Abdi’nin pazarlık pozisyonunu söylüyor.
Bu iş zor Yonca…
Bu köşenin sürekli okurları, benim son yürütülen süreci desteklediğimi, başarılı olmasını dilediğimi biliyorlar.
Ancak zaman zaman tepki çekmek pahasına da olsa, kişisel görüş ve yönelimimin sahadaki somut gerçekleri görmezden gelmesine izin vermiyorum. Türkiye bu sürecin sonunda bir yere varacaksa, bunu elbette iyimserlikle yapacak ama iyimser olmak somut gerçeklere gözümüzü kapatmayı gerektirmez. İhtiyatı hiç elden bırakmamak, sürecin başarısı için de geçerli.
Artık belki eskisi gibi değil ama adlarına “kanaat önderi” denen kişiler de bu süreçte ister istemez açıkladıkları görüşlerle etkili oluyorlar.
Eğer Abdülkadir Selvi’nin yazdığı doğruysa, Öcalan’ın Meclis heyetine söylediği SDG ile ilgili cümleler sürece olumlu katkı anlamına gelmez.
Az önce anlatmaya çalıştım, SDG sürdürülemez bir hayal dünyasında yaşıyor; lider ve akil insan olarak Öcalan’dan beklenen daha gerçekçi ve sürdürülebilir bir politikayı cesaretle önermesiydi ama o bunu yapmadı.
Suriye mozaiğinin önemli bir parçası olan Kürtler elbette gelecekte kendilerini güvenceye almak istiyor, geçmişin acılarını yeniden yaşamak istiyorlar ama bunun yolu artık silahtan geçmiyor, demokratik katılımdan geçiyor. Aynen Türkiye’deki gibi.
Süreci desteklemekle eleştirel tutumdan ayrılmamak bana göre aynı anlama gelen şeyler. 2013-15 arasındaki çözüm süreci biraz da bu eleştirel tutumun bilinçli biçimde ortadan kaldırılması yüzünden çöktü, çünkü sürecin siyasi aktörlerine gerçeği hatırlatan kimse kalmadı.
Aynı hatayı tekrar etmemeli Türkiye.
BERAAT ETMİŞ ÖZGÜR BİR FATİH ALTAYLI
Bugün Fatih Altaylı ikinci kez yargı önüne çıkıyor.
Fatih, 22 Hazirandan beri, yani 158 gündür hapiste.
Bana soracak olursanız en ufak bir suçu bile yok.
Savcılar onun Cumhurbaşkanını tehdit ettiğini öne sürüyor. Üstelik Altaylı’nın sadece tehdit etmediğini, Cumhurbaşkanına fiili saldırıda bulunduğunu iddia ediyor.
Savcılara göre Altaylı bu suçları YouTube’da konuşarak işlemiş.
Konuşarak tehdit etmeyi anlayabilirim ama konuşarak fiili saldırıda bulunmayı aklım havsalam almıyor. Kaldı ki Altaylı konuşmasında tehdit de etmiyor zaten. O sözleri tehdit olarak algılamak bir hayli tartışmalı bir tutum.
Aslında Altaylı’nun geçen ay, daha ilk duruşmasında beraat etmesini bekliyordum. Ama bir gün önce Ayşe Barım’ı serbest bırakma kararı bir üst mahkemeden dönen 26. Ağır Ceza Fatih’i bir aydan daha uzun süre daha hapiste bıraktı, davayı bitirmedi, bugüne erteledi.
Bugün ben Fatih’in sadece tahliye edilmesini değil, beraat da etmesini bekliyorum.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları


















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2026
7.02.2026
5.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
19.01.2026
15.01.2026
9.01.2026
7.01.2026
5.01.2026