Kemal CAN
Türkiye'de siyasi umutsuzluğun ve sürekli duvara çarpan sahte formüllerin asli kaynağı, "karşı bloktan oy almak/alamamak" paradoksu. Siyasi sürecin işlemeye başlaması, bir şeylerin değişmesi için ön koşul kabul edilen, olmaması umutsuzluğun, çaresizliğin en önemli gerekçesi haline gelen bir realite. Çatı aday formülleri, İYİ Parti heyecanı hep buralardan çıktı, seçim yenilgileri hep buraya bağlandı. Anlayacağı dilden, duyabileceği bir sesten "hatası" anlatılınca ikna olacak bir kitle varsayılıyor.
Üst üste alınan yıpratıcı seçim sonuçlarının yarattığı mağlubiyet; bu sonuçların karşılanmasının yarattığı yalnızlık hissi hâlâ dağılmış değil. Yetmezmiş gibi, dozu artan baskılar, nefessiz bırakan kuşatmanın sistemli olarak artırılması. Daha da yetmezmiş gibi giderek hayatın her alanına doğru ilerleyen ekonomik kriz havası, endişesi. “Ne olacak” diye herkesin birbirine sorduğu ama aslında ne olacağını öğrenmekten herkesin korkması. Bütün bu olup bitenlerin “kimsenin” umurunda olmadığını düşünenlerin artan kalabalığı ve aynı ölçüde artan yalnızlığı. Hepsinden fenası, beklemekten ve izlemekten başka şeye güç yetmeyeceği düşüncesi. Bütün bunlar, dozu ve şiddeti artık geometrik bir hızla yükselse de tamamen yepyeni şeyler değil, hatta biraz da alışılan olmaya başladı. Asıl yıpratıcı olan da bu galiba.
Murat Sevinç’in bu haftaki, “İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut…” başlıklı Gazete Duvar yazısında söylediği gibi, “yorgunluk/bıkkınlık hissinden yorulacak” kadar uzunca bir süredir maruz kalınan bir hal var. “Yorgunluk/bıkkınlık hissinden yorgun olarak” başlıyor bütün günler ve haftalar. Yenilgi ve yetememe, yetişememe hissinin ağırlığı her geçen gün artıyor. Ne yapıyoruz, neden yapıyoruz sorusuna cevap bulmak her sefer daha zor oluyor. Ama yine Murat Sevinç’in yazdığı gibi, “herhangi bir şey yapabilecek gücü kendimizde bulabilmek için, öncelikle bireysel moral ve asgari mutluluğa ihtiyacımız var.” İğneyle kazılan kuyunun dibindeki umut lazım herkese. İhtiyacımız olanı yaratmak için biraz başka türlü bakmak, başka türlü düşünmeye çalışmak ve başka türlü ilişki kurmak.
Moral ve asgari mutluluk bulabilmek için, güzel olana, güzelleştirilebilir olana daha fazla dikkat ve özen gerek. Bütün düşünme biçimleri, bütün siyasi akımlar da, umuda ihtiyaç olup görülecek/gösterilecek güzel/iyi bulamayınca bazen ütopyaya, bazen nostaljiye bu yüzden başvuruyor. Gösterecek bulunamazsa kurulacak (veya geri getirilecek) bir güzellikten bahsetmek gerekiyor. Zaten umut denen şey, bir ihtimal ve onu mümkün kılacak bir imkandan ibaret değil mi? Toplumsal, siyasal alana dair umut için imkan insandır. İnsanların daha güzel, daha iyi, daha eşit, daha adaletli, daha özgür, daha kardeşçe, daha mutlu bir dünyayı isteyebilme ihtimali. Ve güzel bir ihtimal için bir imkan olan insanın nasıl görüldüğü, ona nasıl yaklaşıldığı umuttan konuşmaya başlamanın da ilk adımı.
KÖTÜLÜK, KÖTÜLER ÇOK KÖTÜ OLDUĞUNDAN DEĞİL
Mesela, Türkiye’de -hep var olan ama- son yıllarda görülmemiş bir zirveye ulaşan hain, casus, düşman, yıkıcı, bölücü, terörist suçlamalarının sağanak haline geldiğini izliyoruz. Sadece ulu orta kullanılan suçlamaların değil, bu iddialarla açılan adli soruşturmaların sayısı bile dünya istatistiklerini zorlayacak seviyelere ulaştı. Yani neredeyse memleketin bir yarısının diğer yarısını – ihanet edilen şey konusunda farklılaşsa da – hıyanetle suçladığı bir tablonun eşiğindeyiz. Bir ülkede bu kadar satılmış varsa veya bu sayıda hain olduğu iddia ediliyorsa nasıl özgürlük olacak, nasıl demokrasi olacak. Dolayısıyla, “normalleşmenin” başlangıcı veya bir yumuşamaya dair umudun doğması ancak bu tablonun değişmesiyle mümkün. Yine aynı şekilde, ülkede ve dünyada “kötüler” yenilmez bir çoğunluksa her şey nasıl daha iyi olacak?
Dünyada neden bu kadar kötülük var tartışmasını, kötü insanların çokluğu üzerinden kurmak yerine, neden bu kadar insan kötülüğün yanında diye sormak umut için ilk adım. Nasıl bir ülkenin yarısı hain olduğu için iflah olmaz güvenlik sorunları yaşandığına inanılması akıl dışıysa, kötülüğün kötüler çoğunlukta olduğu için yaşandığına inanmak da o kadar saçma. Kötü insan sayısının çok üzerinde bir kötülük yaratılabilmesi, ancak kötü olmayanların da kötünün yanında olması veya en azından karşısında olmamasıyla mümkün. Toparlarsak, “niye bu insanlar bu kadar kötü” diye başlamak yorgunluktan/bıkkınlıktan yoran bir umutsuzluğu, “niye bu kadar insan kötünün yanında” diye başlamak imkan ve ihtimal içeren bir iyimserliği çağırıyor. (“Kötü” yerine başka sıfatlarla kullanıldığında da anlam değişmiyor)
Yaklaşık 15 ay önce, Ayşe Çavdar’ın Artı Gerçek’te yazdığı “Reis’in taifesi: Lümpenburjivazi vs. avam” yazısını bir daha hatırlayalım. Ayşe, Almanya’da yaşadığı bir olayı ve diyaloğu son derece akıcı bir dille hikaye ediyor ve bir taksi şoförünün durumunu şu cümleyle özetliyordu: “Hayatının, çocuklarının rızkının, zamanında verdiği kötü bir kararla yanlış insanlara ve onların kötülüklerine sermaye olduğunu düşünmektense, bu umuda sarılmayı tercih etmişti”. Meseleye buradan bakınca, güçsüzlerin gücü olan vicdanı siyasete geri getirmek için, o şoförün orada olmasına değil, neden orada kafa yormak daha az yorucu ve belki onun da buna kafa yormasının mümkün olduğunu düşünmek ise ferahlatıcı. Bu konuda ilham verici bir Kaushik Basu çevirisi de medyascope.tv’de
yayınlandı.
‘ÖTEKİLERLE’ İÇERİDEN KONUŞMAK
Önceki gün Gazete Duvar’da yayınlanan bir haberde,”CHP yönetiminin hazırlayıp Abant Kampı’nda milletvekillerine sunduğu, ‘Yerel Seçimler 2019 Stratejisi-Yöntem, Hedefler, Öncelikler ve Öneriler’ raporunda ‘Entelektüel, akademik ve elitist bariyerleri aşıp sağ partilere oy veren büyük kesimin diliyle konuşma’ önerisi yapıldı” deniliyor. Çözüm kılığındaki umutsuz ve çaresiz halin raporlaştırılmış şekli. Bu cümle, yıkma iddiasında olduğu bariyerin tam tepesinden konuşuyor. İlişki kurmaya niyet ettikleri için, “birilerinin kandırabildiğini ben neden kandıramayım” düşüncesinin ilerisine gidemiyor. Üstelik bunu imitasyon bir dille yapabileceği fikrini sürdürüyor. Böyle bir bakışta, ne bir imkan olarak insan, ne daha iyi yapmak için bir ihtimal var. “Onlar” neden olmaması gereken yerde sorusuna onları dahil etmeden verilebilecek bir cevap, alındığı zannedilen cevapla gidilecek bir yol yok.
Türkiye’de siyasi umutsuzluğun ve sürekli duvara çarpan sahte formüllerin asli kaynağı, “karşı bloktan oy almak/alamamak” paradoksu. Siyasi sürecin işlemeye başlaması, bir şeylerin değişmesi için ön koşul kabul edilen, olmaması umutsuzluğun, çaresizliğin en önemli gerekçesi haline gelen bir realite. Çatı aday formülleri, İYİ Parti heyecanı hep buralardan çıktı, seçim yenilgileri hep buraya bağlandı. Anlayacağı dilden, duyabileceği bir sesten “hatası” anlatılınca ikna olacak bir kitle varsayılıyor. Tartışma hemen bu ön kabulü aşarak, bir yöntem meselesine dönüşüyor. Oysa ifşa, yüzleşmeye yol açması garantili olmayan, kolayca ve çoğunlukla savunmaya da kaçabilecek bir alan yaratıyor. İfşa, yüze vurma, gerçeği gösterme; utanma, zarar ve sorumluluk gibi ahlaki veya vicdani bir zeminde yüzleşmeye dönmediğinde değişimi değil katılaşmayı besliyor. (Bakınız; kangrenleşmiş bütün tarihi meseleler)
3 Ağustos 2017 tarihinde bu köşede yazılmış olan “İktidar destekçisi ile nasıl konuşmalı” başlıklı yazıda, insanın kendi gerçeğiyle yüzleşmesinin gücünden söz ederek şöyle yazmışım: “Baskıların karşısında muktedirler için rica ve ‘vicdana çağrı’ ne kadar geçerli ise, destekçileri için de ancak o kadar geçerli. İkna edilecek, kazanılacak, suyuna gidilerek yumuşatılacak her durumda ‘mağdur’ kalabalıklardan değil, pasif bir izleyici olmadığının, sorumluluğunun hiç az olmadığının hatırlatılması gereken, tam destek koşuluyla iradesini rehin bırakmış ve yaşananlara taammüden katılan insanlardan bahsetmek gerekiyor.” Kötü olmayanların bunun farkına varması bir imkansa, kötülerin yanında olmaktan vazgeçecek bir yüzleşmeyi başarabilmesi de bir ihtimaldir. Herkesin kendini dahil etmeye gönüllü olmadığı bir yüzleşme yalandır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları

































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
5.01.2026
28.12.2025
21.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
23.11.2025
16.11.2025
3.11.2025
26.10.2025