Kemal CAN
Son yıllarda gündelik konuşmalardan başlayarak her türden sözlü iletişime doğru yayılan bir “enfeksiyon” var. Enfeksiyon diyorum, çünkü olay aslında hastalıklı bir durum, bulaşıcı ve önlenmezse yerleşik (kronik) bir hal alıyor. Galiba sosyal medyanın kısa yazma zorunluluğu -veya bahanesi de- sorunu genişletiyor. Tek kelimeye indirgenmiş ifadelerle koca koca meselelerin anlatılabileceğine inanılıyor. Aşırı genelleme içeren bir sıfatı birine, bir duruma yapıştırınca gerekli her şeyi söylemiş sayılıyor. “Aynen” diyerek hiçbir nüans koymadan tuhaf bir ortaklık, paralellik geliştiriliyor. Sadece “aynen” sözünün kullanım bolluğundan Türkiye’de çok geniş ve derin bir konsensüs olduğu sonucuna varılabilir. Bu kadar çok insan, bu kadar çok konuda “aynen” diyorsa, ortak zemin sanıldığından çok daha büyük demektir. “Her şeyi ile tartışmasız katılmak” anlamında “aynen” diyebileceğimiz kaç söz olabilir hayatta?
İşin şakası bir yana, aşırı sıfat yüklü tek kelimeye indirgenmiş görüşler, pozisyon tarifleri yoğun bir ses kirliliği altında bir dilsizliğe neden oluyor. Çok şey söyleniyormuş gibi yapılarak, aslında herhangi bir şey konuşulamaz oluyor veya söylenenin ne olduğu önemsiz hale geliyor. Tanıl Bora’nın Zamanın Kelimeleri, Yeni Türkiye’nin Siyasi Dili kitabı bu salgının zihniyet dünyalarını nasıl biçimlendirdiğini, nasıl yaygınlaşıp herkesi etkilediğini anlatıyor. Bu şablon kavramları üretenlerin istekleri karşılandıktan sonra, aynı kavram karşı alanda da normalleşip kullanılır hale geliyor. Hatta bir süre sonra bazı klişeleri kullanmamak eksiklik gibi değerlendiriliyor. Birinden bahsederken, bir olayı tanımlarken hangi sıfatların kullanıldığı, ortaya konulan görüşlerden daha önemli sayılıyor.
Pek bir şey söylemese de veya son derece yanlış anlaşılmaya müsait olsa da, kısa ve kestirme laflar belki de haklı olarak tercih ve takdir ediliyor. Yanlış söylememek veya ayrıntı kaçırmamak için biraz karmaşık -belki de biraz zor anlaşılır – olmak da pek sevilmiyor. Bunun anlaşılmaz bir tarafı yok. Zaten yeterince karmaşık ve can sıkıcı gelişmeler karşısında ekstra zorlanmayı kimse istemez. Ancak, özellikle siyasi alana hakim olan bu “stenografik dil”, hayatı kolaylaştırmak için imal edilmiş değil. Dönemin moda tabiriyle “tüketici dostu” hiç değil.
Tam tersine karmaşıklığı artıran ve devamından umulan faydayla beslenen bir çabanın ürünü. Bir şeyleri anlaşılır kılmaya değil, bir düşünme biçimini, zihni refleksi yerleştirmeye niyetli. Kendisi ve kökeni çok çetrefilli bir takım kavramların uluorta kullanılabilir olması bu yüzden. Mesela, “algı yaratma” ile “boş yapma” arasında fazla bir mesafe kalmamış durumda.
Hukuki, siyasi, toplumsal bütün kavramlarının içinin boşaltıldığı bir dönemde, bu anlamsızlaştırma gayretinin sahipleri klişeleri daha da öne çıkartıyor. Son yılların gözde kavramı “algı operasyonu” yine yoğun biçimde kullanıma girdi. İktidar sözcüleri ve onlardan öğrendiklerini tekrarlayan herkes, sürekli algılardan bahsediyor. Hani neredeyse; açıklanan seçim sonuçlarına rağmen, “seçimi kazanmamış muhalefet, kazanmış algısı yaratıyor”; yumruk ve linç görüntüleri yokmuş gibi, “Kılıçdaroğlu kendisine saldırılmış algısı üretiyor” diyecekler. Bu “algı operasyonu” veya “algı yaratma” lafı gerçeklikle bağı tamamen kopartan bir işlev için kullanılıyor. Aslında hiçbir şey olmuyor ve yaşanan her şey yaratılan algıdan ibaret. Tanıl Bora’nın “akıl-fikir haysiyetinin boğulması” olarak tarif ettiği duruma hizmet eden kavram, apaçık göz önünde yaşanan olayların gerçekliğini bozacak bir “hakikat haysiyetsizliğine” doğru ilerliyor. Algı klişesi, önce kendisini
Yaşanan her gerçek olayı, subjektif tercihlerden bağımsız olarak ölçülebilir somut durumları, “algı” parantezine alarak işlevsizleştirmeye algı üretme gayretleri de eşlik ediyor. “Gaz sıkışması” olduğu, hafızası güçlü “sert adamların” içinden yerli-milli “kahramanlar” çıktığı, seçim yoluyla “tek adamı devirip, demokrasi getirmek isteyen” düşmanlar olduğu gibi. Her rahatsızlık ifadesini ihanet, düşmanlık ve darbe girişimi olarak kodlamak da bir başka tarafı. Fakat, gerçeklerin güçlü ve çarpıcı olması, algılama ve algılatma hareketliliğinin önemini azaltmıyor. Bir süre sonra gerçekte olan biteni algı diyerek önemsizleştiren, karşı algılarla yeni bir gerçeklik yaratmaya kalkanların karmaşasına herkes dahil oluyor. Gerçekler ile algıların sürekli birbirinin yerine geçtiği, birbirinin yerine kullanıldığı bir düzlem oluşuyor. Tuhaf biçimde algı üretme faaliyetleri, gerçeklerin işaretlerini de verebiliyor.
Son günlerin bağlantılı iki tartışma başlığında bu karmaşanın sonuçlarını görüyoruz: İktidar cephesinde yaşanan iç gerilimlere bağlı olarak gelinen (görünen) yol ayrımı ve bu cenahta sayısı giderek artan çatlak sesler meseleleri. Bu meselelerde, gerçekler ile algılar sürekli birbirine karışıyor, birbirinin yerine geçiyor. Yaratılmaya çalışılan -veya öyle olduğu varsayılan- algıdan gerçek çıkartma çabası, gerçeklere bir algı hamlesiyle yön verme gayreti ile algı-olgu geçişkenliği yüzünden oluşan okuma zorlukları iç içe geçiyor. Bu başlıklardaki algı ile gerçekler arasındaki karmaşa sadece iktidar cenahından da beslenmiyor üstelik, muhalefette de mevcut kafa karışıklığı karmaşayı besliyor. Oysa, bir alanda yoğun bir algı yönlendirme çabasının olması gerçeğin tamamen boş olduğu anlamına gelmiyor, gerçek bir gerilimin varlığı da olan bitenin bir algı kırılmasıyla yansımasını engellemiyor.
Bu iki canlı gündem başlığına baktığımda gördüğüm şu: İktidarın içinde -başlangıcı 31 Mart olmayan- ciddi bir gerilimin son derece belirleyici bir gerçeklik haline geldiği ortada. Üstelik bu gerçek durum, işaretlerini gördüğümüz alanlardan daha geniş bir arka planla ve takip edilenlerden çok daha fazla değişkenle ilişkili. Ancak bu gerilimin, yarattığı çatışmanın, saklanamayan kapışmanın yansımalarıyla ilgili de, çok yoğun, kimi sistematik, kimi tepkisel algı üretme çabaları yürürlükte. Yani olup biten, ne sadece görünen, gösterilen gerçekten, ne de sadece kurgusal bir algıdan ibaret. İkisinin bir arada olmasının önünde bir engel yok. Ancak hem iktidar çevrelerinde, hem muhalefetin dilinde algıları gerçeklere dönüştürmeye, gerçekleri algıyla bozmaya çabalayan yaklaşımlar eksik değil. Örneğin, iktidar ittifakının aslında mermer gibi sağlam olduğu konusundaki fikirlere her iki tarafta da rastlanıyor. Aynı şekilde, yeni ittifaklar arandığı düşüncesi de farklı taraflarda aynı hararetle ilgi uyandırabiliyor. Ve her yaklaşım için, tartışılmaz hakikat diyen de, hepsi uydurma diyen de bulunuyor.
Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Haşim Kılıç ve muhtemelen sıradaki Ali Babacan ve diğer AKP’lilerin, mevcut duruma ilişkin itirazları konusunda da konumlandırma sorunları yaşanıyor. Bu insanların hepsi için gündeme getirilen, fazlasıyla haklı -hatta nezaketen daha fazlası söylenmeyen- inandırıcılık defosu çok belirleyici bir etken. Hemen hepsi, şimdi şikayetçi oldukları uygulamaların sadece tarafı değil, imzacısı olmuş kişiler. Bugün söyledikleri tepki görüyor, anlamsız bulunuyor. Fakat, bu isimlerin konuştukları çevreler ve dikkat çektikleri konular, nasıl bir etki yaratacaklarından, buna yeterli olup olmadıklarından bağımsız olarak gösterge sayılabilir. Yani şöyle düşünebiliriz; bazen oluşturulmaya çalışılan hava, bir gerçek durumu perdelemeyip saklanamayan bir gerçeği gösterebilir. Seçim itirazları ve Kılıçdaroğlu’na saldırı konusundaki kafa karıştırıcı “algı çalışmaları” da, gerçeği örtmek veya bükmekten daha çok görünür olmasına yarıyor olabilir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2026
5.01.2026
28.12.2025
21.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
23.11.2025
16.11.2025
3.11.2025
26.10.2025