Mehmet ALTAN
Silivri ertesinde yeniden yazmaya koyulduğum ilk “Basın Tarihimizden” yazısı 2 Ağustos 2018’de yayınlanan “Yılan Yuvaları ve Sessizlik Yasaları” başlıklı yazıydı. Hem istibdatta hem işgal döneminde hem de Cumhuriyet’te başı derde giren çilekeş Hüseyin Cahit’ten ilk kez o yazıda söz ettim. Hayatı yakın tarihin bir özeti gibiydi. Düşünün ki her dönem başı belaya girmiş, İstiklal Mahkemesi’nde üç kez yargılanmıştı.
Geçen hafta da Hüseyin Cahit’in İstiklal Mahkemesi’ndeki ilk yargılanmasını ve savunmasının hikâyesini anlatıyordum.
***
Türkiye çok genç bir nüfusa sahip. Gençliğin geçmişle ilişkisini kuracak kurumsal mekanizmalar da yok. Bu zafiyet, geçmişe merakı öldürmekle kalmıyor, hatalardan ders alarak toplumsal sağlığı güçlendirmeyi de önlüyor. Halbuki genç kuşaklar sadece Hüseyin Cahit’in yaşamını biraz derinlemesine merak etse çok daha sağlıklı bir gelecek söz konusu olabilir.
***
Ben Hüseyin Cahit’i babamdan dinleyegeldim. Dinlediklerimin bir kısmını babam Milliyet gazetesinde 22 Şubat 1980 tarihinde “Hüseyin Cahit ve Bazı Anılar” başlığıyla yayınladı.
O yazı şöyle başlar :
Ben o tarihte Türkiye’nin en genç fıkra yazarıydım. Hüseyin Cahit Yalçın da en yaşlı başyazarı. İkimiz de aynı gazetede çalıştığımız için, o Ankara’ya geldikçe sık sık karşılaşırdık, bazan da başbaşa öğle yemeğine giderdik…
Sadece enseye doğru olan bölümünde kalmış beyaz seyrek saçları, çıplak kocaman başı ve ince çerçeveli gözlükleriyle bir anıta bakar gibi bakardım Hüseyin Cahit’e…
Küçük küçük sözcüklerden örülü, sönük denecek kadar coşkusuz ama daima çakı gibi bir mantığın disiplini içinde kalan bir konuşması vardı.
***
Yazısı şöyle devam eder:
Bir gün bana, “Ben Çorum’da sürgünken kırk yaşımı geçmiştim. Bir ara avukat olmayı düşündüm ama sonra kırk beşine dayanmış bir insan için, yeniden uğraşıp savaşıp bir meslek edinmeye kalkmanın anlamsız olacağına karar vererek vazgeçtim, nereden bileyim seksen aşacağımı o zaman” demişti. Şimdi neredeyse kırk yıl olacak o günleri geride bırakalı…
Hüseyin Cahit kırk yıl önce kırk beşe yaklaştığı bir dönemden söz ediyordu. Ben ise, kırk beşe ancak yirmi yıl sonra varacaktım… İkimizin yaşam toplamında zaman kavramı algılamayacağım kadar büyüyüp genişliyordu. Ve konuşurken düşüncelerimin başı dönüyordu.
***
Bu ülkede yazarların, çizerlerin, düşünce insanlarının ikinci adresi mahkemelerdir. Hüseyin Cahit’in yaşadıkları bu genel ortalamanın da üstünde, çok daha ağır bir zulmü içerir. Babamın yazısından izleyelim:
Bir gün de kendisinin bir mahkemesine gitmiştik. Dava, yazdığı yazılardan birinde, “Hükümetin manevi kişiliğini tahkir” ettiği iddiasıyla açılmıştı. Ceza Yasası’nın 159’uncu maddesi muhalif yazarlara karşı hızla işliyordu. Gazetenin sorumlu müdürü Cemal Sağlam için açılmış olan davaların sayısı çoktan yüzü aşmıştı… Bu sayının kendi meslek yaşamımda üç yüzü dahi aşacağını o tarihlerde bilmediğim için, taze demokrasimizin Sağlam’ın başına ördüğü çoraplara hayretle bakıyordum.
Hüseyin Cahit, sakin ve sessiz, sanık sandalyesinde oturuyordu. Kendisine, “Hükümetin manevi kişiliğini tahkir” iddiasına ne diyeceği sorulduğu zaman ayağa kalktı, ince ve coşkusuz sesiyle konuşmaya başladı. Küçük küçük sözcükler ve kısacık cümlelerle konuşuyordu:
— Efendim, Başbakan bize çatınca biz “Başbakanın yansız olması gerektiğini” söylüyoruz. O da, “Ben parti genel başkanı sıfatıyla konuşuyorum” diyor. Biz de kendisini parti genel başkanı olarak eleştirince, bu kez de, “Ben başbakanım, bana hakaret ettiler” diyor.
Bizim Başbakan bazen Başbakan bazen parti genel başkanı sıfatını öne çıkararak, hem denizde yüzen, hem karada yürüyen, hem havada uçan garip bir hayvana benziyor.
Sözcükler çok tabii ve çok gerilimsiz söylendiği için, yargıçlar Hüseyin Cahit’in yaptığı benzetmedeki gizli ağırlığı hemen yakalayamamışlardı…
Konuşmayı tutanaklara geçirtirken “hayvan” sözcüğünden azıcık irkildiler ama bir şey demediler.
***
Hüseyin Cahit bir efsanedir. Özellikle de İstiklal Mahkemeleri’ndeki savunmalarıyla…
Okuyalım:
Dönüşte kendisine kafamı öteden beri kurcalayan bir konuyu sormuştum. Hüseyin Cahit, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki ünlü, İstiklal Mahkemesi’nde de, o dönemin birçok yazarı gibi, yargılanmıştı.
Ancak, şu farkla ki, Hüseyin Cahit için istenen ceza, idamdı. Ve mahkemenin başkanı, gözünü kırpmadan yüzlerce kişiyi darağacına gönderen Ali Çetinkaya idi.
Hüseyin Cahit ise “Kel Ali” adıyla anılan acımasız Ali Bey’in karşısında yaptığı savunmada:
—Senin gibi yargıç olmaktansa böyle sanık olmayı yeğlerim, demişti…
İnsanların haklı haksız, yirmi dört saatte salkım saçak sallandırıldığı bir dönemde, “Kel Ali”nin yüzüne, böyle bir şeyi söylemek kolay değildi.
Hüseyin Cahit’e:
—Bu sözü söylerken korkmadınız mı, diye sormuştum.
—Korkmaz olur muyum hiç, demişti. Elbette korkuyordum. Ama baktım ki, ne desem adam beni asacak, aklına koymuş bunu… Hiç değilse işin gereğini yapayım, dedim…
***
Basınköy’deki “baba evi”ndeki duvarda “çıplak kocaman başı ve ince çerçeveli gözlükleriyle” Hüseyin Cahit’in bir resmi durur. Üzerinde incecik bir cümle vardır:
Haklarında büyük umutlar beklediğim Çetin Altan ve Bülent Ecevit’e…” diye yazar.
Babam bu resme yazılanın aynı zamanda bir başyazıya da konu olduğunu anlatır:
Hüseyin Cahit’in benimle, şimdi çok önemli ve ünlü bir siyasetçi olan eski bir dost hakkında yazdığı ilginç bir başyazı vardır…
Genç gazetecilere duyduğu sevgiyle ikimizi de övmüş, ilerde önemli kişiler olacağımızı söylemişti… Benim hakkıma düşen yüzde yanılma payı elbette onun suçu değildir…
***
Zamanın yıpratamadığı, aksine gerçek cevherlerini daha fazla ortaya çıkarttığı gerçek yazarlarla dostlukların yaşam lezzetleri de kaybolmaz.
Yazı şöyle biter :
Bilemezsiniz bazen nasıl özlüyorum o eski yazarları… Özellikle gençlere karşı ne kadar ince ve hoşgörülüydüler… Öğüt vermeden öğretir, kırmadan uyarır, kişiliklerinin eziciliğini kullanmadan arkadaşlık ederlerdi…
Bir Yakup Kadri, bir Reşat Nuri, bir Refik Halit, bir Aka Gündüz… Hepsi de ne kadar alçak gönüllüydüler… Ve nasıl sabırla dinlerlerdi benim delibozuk gevezeliklerimi… Şimdi onları çok daha iyi anlıyorum…
(…)
Bir yazı işçisi için en büyük mutluluk, kendisinden önceki kuşakların yazarlarıyla dostluk etmiş olmaktır. Ne çare ki, acısı da, onların yaşlarına doğru yaklaştıkça, onlarsız kalmanın öksüzlüğünü, daha çok duymak oluyor…
***
Türk basın tarihinin ve zulüm faslının abide şahsiyetlerinden biri olan Hüseyin Cahit babamın yaşamındaki önemli örneklerden biriydi, yaşadıklarımız bugün onu hâlâ hepimizin imreneceği ve mümkünse sarsılmaz cesaretini izleyeceği bir örnek olarak önümüzde tutuyor.
Babamın 38 yıl önceki yukardaki yazısı benim için bu nedenle etkileyici tazeliğini koruyor.
Dilerim yarınlar için sadece bir eskimiş anı olarak kalır.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları


































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
7.01.2026
6.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
26.12.2025
27.11.2025
25.09.2025
17.09.2025
10.09.2025