Mithat SANCAR
Toplumsal olaylara ve siyasal gelişmelere, salt aktörler üzerinden bakma ve anlam verme alışkanlığı çok yaygındır bu memlekette. İlk akla gelen soru şu oluyor çoğunlukla: Kim, kime karşı yaptı?
“MİT krizi” diye kodlanan olayda da aynı alışkanlığın etkisiyle , “ne oluyor, neden oluyor” sorusundan çok, “kim yapıyor, kime karşı yapılıyor” sorusuna ağırlık verildiğini görüyoruz.
Aktörler önemlidir elbette; ama faktörler ve dinamikler de en az onlar kadar, hatta daha da önemlidir. Mamafih olaylara bütünlüklü bir bakış için, ikisini de dikkate almak ve aralarındaki etkileşimi hep gözönünde bulundurmak en doğrusudur.
“MİT krizi”nde ne oluyor peki? Bir kere ortada bir iktidar mücadelesi var, bu doğru! Ancak demokratik ilkeler açısından bakıldığında, iki meşru güç arasında, meşru usuller içinde ve meşru araçlarla yürütülen bir mücadele değildir söz konusu olan. Burada, demokratik meşruiyete sahip hükümete karşı, Emniyet- Yargı bürokrasisinin giriştiği antidemokratik bir müdahale vardır.
Bu müdahalenin hedefi, Kürt sorununda izlenen, en azından bir dönem izlenmiş olan “müzakere politikası”dır. Müdahalenin amacı ise, bu politikayı kriminalize etmek ve yeniden canlanmasını önlemektir.
Bu açıdan baktığımızda, durum hiç de karmaşık görünmüyor: Politika belirleme yetkisi olmayan Emniyet ve Yargı, bu yetkiyi seçimle elde etmiş hükümetin tercihlerine saldırıyorlar. Bu müdahalenin arkasında hangi gücün bulunduğunu tartışmak elbette önemlidir; ama bundan daha önemlisi, arkasında kim olursa olsun, bu girişimin demokratik açıdan gayrı meşru olduğunu belirlemek ve buna karşı çıkmaktır.
Peki, bu noktaya nasıl ve neden gelindi? Bir sürü faktör sayabiliriz, bu soruya cevap olarak. Ben bunlardan üç tanesinin belirleyici olduğunu düşünüyorum.
Birincisi, yerleşik siyasal kültürle ilgilidir. Bu kültürde devlet, her türlü iktidar mücadelesinin ve ikbal hesabının merkezinde yer alır. Açık ve gizli bütün aktörler, devlet içinde konumlanarak var olmak ve egemen hale gelmek isterler.
İkinci olarak; mevcut siyasal yapı, bu zihniyeti korumakta ve teşvik etmektedir. Cumhuriyet’in kurucu ideolojisi, devleti toplumdan bağımsız ve onun üstünde bir varlık olarak kurguladı. Vesayet dediğimiz şeyin de özü burada yatıyor zaten. Devletin bu niteliği, Cumhuriyet’in bütün anayasalarında korundu. Fakat bu kurguyu en iyi düzenleyen, en iyi koruyan sistem 1982 Anayasası’yla getirildi. Gerçi AKP hükümetleri döneminde bu sistemde gedikler açıldı; lakin sistemin ruhunu değiştirecek köklü hamleler henüz yapılmış değil.
Üçüncü olarak; AKP’nin siyaset yapma tarzı ve tercih ettiği siyasetler de, Emniyet- Yargı merkezli müdahaleye elverişli bir zemin sundu. Bu (üçüncü) faktörün, biri genel demokratikleşmeyle, diğeri Kürt sorunuyla ilgili olmak üzere iki boyutu var.
Geçen haftaki yazımda belirttiğim gibi, AKP de, “devlet eksenli siyaset tarzı”ndan kopmuş değil. Böyle olduğu için, bu siyaset anlayışını besleyen siyasal ve hukuksal düzende esaslı değişiklikler yap(a)mıyor. Hükümetin demokratikleşme konusundaki yalpalamaları ve tutarsızlıkları da, otoriterleşme yönündeki savrulmaları da büyük ölçüde buradan kaynaklanıyor.
Kürt sorununda bugüne kadar atılmış en cesur adımların sahibi olmasına rağmen AKP, demokratik barışçı çözüm çizgisini sistemli ve programlı bir politika haline getir(e)medi. Bunu neden yapamadığı konusunda (PKK’nin tutumu, devlet içindeki güçlerin direnci, toplumun bir kesiminin tepkisi gibi) bir sürü gerekçe ileri sürülebilir; ama bunların hiçbiri gelinen noktadan hükümetin siyaseten sorumlu olduğu gerçeğini değiştirmez.
Uzun zamandan beridir hükümetin önünde başlıca iki seçenek vardı. Ya demokratik siyasete güvenecek, böylece siyasal alanı genişletecek ve demokratik mekanizmaları pekiştirecekti. Ya da “güvenlikçi politikalara” sarılacaktı.
Hükümet, ilk yolu seçer gibi olduğu zamanlarda bile, demokratik reformlarda kararlı davranmadı. Kürt sorununu demokratik siyaset zemininde tutacak adımları cesurca devam ettiremeyince, önünde tek seçenek gibi duran “sert güvenlikçi politika”ya yöneldi.
Hangi politikayı öne çıkarırsanız, aktörler de ona göre belirlenir ve konumlanır.Demokratik siyaseti esas alırsanız, demokratik siyasal aktörleri güçlendiririsiniz ve oyunun demokrasinin şeffaf sahnesinde sergilenmesini teşvik edersiniz. Demokratik siyasetin egemen olduğu şartlarda, iktidar ve itibar mücadelesi toplumun gözü önünde ve meşru araçlarla yürümek zorunda kalır.
Güvenlikçi politikaları egemen kılarsanız, güvenlik bürokrasisini palazlandırırsınız ve oyunun akışı açık sahneden ziyade karanlık kulislerde şekillenir. Bu tür bir oyunun aktörleri, hemen her zaman, rollerini demokratik meşruiyete göre değil, Makyavelist mantığa göre oynamayı tercih ederler.
Hükümet, güvenlikçi politikayı seçmekle, oyunun bu şekilde oynanması için çok elverişli bir sahne sundu. Giderek kendisi de bu oyunun bir parçası haline geldi. Ama karanlıktaki dövüşte üst üste ağır darbeler aldı: Uludere katliamının altından bir türlü kalkamadı ve şimdi de –Cengiz Çandar’ın dediği gibi– bir “sivil darbe girişimi”yle karşı karşıya kaldı.
Tuttuğunuz yol, gideceğiniz yeri de belirliyor. Devlet eksenli sistem içinde güvenlikçi politikalar, arabayı son sürat duvara karşı sürmek demektir. Araba önce Uludere’de duvara çarptı, ortalığı kan gölüne çevirdi. Şimdi de MİT kavşağında şarampole yuvarlandı!
Bu yolun yol olmadığını anlamak için daha fazla beklemeye gerek var mı?..
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları






























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2015
22.03.2015
12.02.2015
5.02.2015
27.01.2015
20.01.2015
13.01.2015
6.01.2015
29.12.2014
23.12.2014