Münir AKTOLGA
„ÜST AKIL“ VE „FAİZ LOBİSİ“ SLOGANLARI SUÇU KENDİ ÜZERİNDEN ATMAYA YARAYAN İDEOLOJİK KALKANLARDIR!...
Güne Halil’in “üst akıl” üzerine yazdıklarını okumayla başlamıştım. Halil’in yazısını
sizin de okumanızı öneririm, önemli…
Sonra, sayın Uras’ın ve Gürses’in makalelerine geldi sıra… Aslında iki makale birbirini tamamlıyor… Ve ikisi de çok önemli!...Uras, ekonominin yapısal sorunları bağlamında döviz kuru dalgalanmalarının ne anlama geldiğini açıklarken, Gürses de, son üç yılda döviz kurundaki (büyük ölçüde siyasi istikrarsızlığa bağlı) dalgalanmaların etkilerini gidermek için sanayinin-ekonominin nasıl yerinde saydığını açıklıyor!…
http://www.milliyet.com.tr/sirket-borcunun-60-i-dovizden-ekonomi-ydetay-2258791/
http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ugur-gurses_526/sanayi-2015te-kur-zararina-calismis_40114621
Ortada bu kadar açık bir tablo varken nasıl olur da hala "üst akıldan"-"faiz lobisinden" bahsederek olayı saptırmaya çalışıyorlar anlamıyorum; bunun bir tek açıklaması var, beyin tutulması!... İşte zaten, zihinleri işgal eden o virüsün marifeti de tam bu noktada ortaya çıkıyor!...
"Üst akılmış", "faiz lobisiymiş" bunların hepsi hikayedir!... Senin kendinden kaynaklanan problemin yarattığı reaksiyonlardır bunlar.Sen tutar da açık açık Osmanlı’yı yeniden dirilteceğim falan diyerek mücadeleyi 20.yy kalıntısı ulus devletlerin bulunduğ kulvara taşıyarak yarışı orada, onların egemen olduğu alanda sürdürmeye çalışırsan, „stratejik zihniyetimiz“, „kutlu davamız“ bunu emrediyor diyerek „kefenleri giyip“ bir tür fetihçiliğe kalkışırsan daha ne bekliyordun ki!! Elbette bütün dünyayı, hele hele o eski dünyanın egemenlerini karşında bulacaktın! Nitekim olan da budur!... Ne güzel 21.yy kulvarlarında yol alıp giderken sen tut “ben ne imişim” hastalığına yakalanarak süreci rotasından çıkar, ondan sonra da “üst akıl” falan diye hayalet taşlayarak-taşlatarak- suçu başkasına atıp kendini mazlum göstererek yola devam etmeye çalış, mümkün müdür bu?...
Lafı hiç uzatmaya gerek yok, Türkiye'nin yapacağı bir tek şey vardır: YENİDEN YAPILANARAK DEMOKRATİKLEŞMEK... Çünkü, ne içerdeki sorunları çözmenin, ne de büyüyüp gelişmenin başka yolu yok!…
Hepsini bir yana bırakalım, yatırım için gelmesi düşünülen küresel sermayeyi çekmenin bile başka yolu yok!... Bu kadar açık!... Adamlar diyor ki, demokratik bir anayasa olmadan, Kürt sorunu sistem içinde çözülmeden, başımız ağrıyınca başvurabileceğimiz bağımsız bir yargı mekanizması olmadan enayimiyiz biz gelipte o kadar parayı ülkenize yatırarak rizikoya girelim!...
Demokratikleşmek, demokratik bir anayasa yapımı aslında halkımızın özlemi, ama artık bunu unuttuk; çünkü birileri kendini halkın yerine koymaya başladıktan sonra halkı falan takan kalmadı! „Organik lider“ dedin mi iş bitiyor artık! Halk da, millet de o! Bu nedenle, şu an için demokratikleşme açısından umut dış dinamiğin zorlayıcı yol göstericiliğinde. Küresel sermaye ile halkın demokrasi taleplerinin kesişmesinden kaynaklanan zorunlu demokratikleşme ihtiyacı önümüzdeki sürecin en önemli dinamiği olacak...
Ne günlere kaldık değil mi!... Ama öyle işte, ne yapalım, küresel demokratik devrim sürecinde dış dinamik iç dinamikle birleşerek yolu açmadan ilerlemek mümkün olmuyor!...Şöyle:
Üretim ve ihracata yönelik bir politikanın izleneceğini söylüyorlar. İyi güzel; ama bunun için yatırıma, sermayeye ve bilgiye-know how - ihtiyacınız var, öyle değil mi? Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülke için bunun da yolu küresel sermayeyi ülkeye çekmekten geçiyor. Çünkü kendi kaynaklarımız yetmiyor... Yeteri kadar tasarrufumuz-sermayemiz yok... Gerekli sermaye de bilgi de küresel sermayenin elinde…
Ama elin adamları da kendi hesaplarını yapıyorlar tabi! „E diyorlar, diyelim ki geldik ve milyonlarca dolarlık yatırım yaptık ülkenize, ya yarın bir anlaşmazlık olursa kime, nereye başvuracağız? Bunun için güvenebileceğimiz bağımsız bir yargı mekanizması olması lazım“... Sonra devam ediyorlar, „bu da yetmez, her gün bu kadar terör eylemi olurken biz nasıl tutupta paramızı getirip ülkenize yatıralım... Çözün şu kendi içinizdeki problemleri... Yeni bir anayasa ile 21.yy koşullarına göre yeniden yapılandırın kendinizi“...
Peki, madem ki bu talepler-küresel sermaye çevrelerinin talepleri- aynı zamanda halkın da talepleri, o zaman bunların karşısında direnen kim, işi yokuşa süren kim?
Çok açık!... Daha önce Kemalist Devlet sınıfı temsil ediyordu bu direnişi. Şimdi ise, eski yapıyı-Devlet mekanizmasını ele geçirdikten sonra onlara özenerek değişen, kendilerini kerameti kendinden menkul şeyhler sanmaya başlayan yeni tipten „yerli-milli „ Devletçiler!... Bunlar, „ipler nasıl olsa artık bizim elimizde olduğuna göre, daha ne uğraşalım ki“ demeye getiriyorlar meseleyi!... Ele geçirilen antika Devlet mekanizmasını kullanarak „göklerden gelen kararın“ arkasına sığınıp Osmanlının Müslüman eşrafından yeni tipten Devletçi bir burjuva yaratarak işin kaymağını biraz da biz yiyelim havasındalar!...
Ama Kemalist statükonun-eski Devlet Sınıfı kadrolarının neden-nasıl devrildiğini, unutuyorlar! Sanıyorlar ki herşeyi kendileri tek başlarına yaptılar?... Olup biten herşeyi kendi nefislerine maletmeye çalışan „Reisçiler“ işin özüni anlayamıyorlar... AK Parti'nin yükselişinin iç ve dış dinamiklerin uyuşmasıyla gerçekleşen bir koalisyon, adeta bir „tarihsel uzlaşma“ olayı olduğunu göremiyorlar... İç dinamikler arasındaki uzlaşmalar bir yana, kendilerinin iktidara gelmesinde çok önemli payı olan küresel dinamikleri falan da unuttular. Bunlar şimdi, „faiz lobileri“, "üst akıl" denilerek düşman ilan ediliyorlar. Başlangıçta AK Partiyi göklere çıkaran, onu „model ülke“ Türkiye’nin lokomotifi olarak gören bütün o küresel dinamikler şimdi artık Türkiye’yi yolundan saptırmaya çalışan „şer güçleri“-emperyalistler oldular!... Daha önce, "biz bütün milliyetçilikleri ayağımızın altına aldık" diyerek yola çıkanlar (buna göre belirli ittifaklar geliştirenler), şimdi artık birazcık milliyetçilikten, birazcık Devletçilikten zarar gelmez diye düşünüyorlar!! İşin içine sos olarak birazcık da İslamcılık kattınmıydı ya, başka hiçbir şeye ihtiyaçlarının kalmayacağını hesaplıyorlar!!... Bu mantıkla, eski "solcu-Kemalist" "Danışmanlara" sipariş ettikleri ideolojinin de yol göstericiliğinde, daha önce bindikleri bütün dalları keserek kendi "kıyametlerine" gidiyorlar!!...
Bana deniyor ki, „sen, demokratikleşme olmadan küresel sermaye falan gelmez diyorsun, ama bak Çin başardı, buna ne diyorsun”?... Bir de G.Kore örneği var tabi, o nasıl başardı?...
Önce şu linke bir bakın. Burada konuyu daha önce ayrıntılı bir şekilde ele almıştık...
Çin, soğuk savaş dönemi kalıntısı bir diktatörlüktür. "Komünist Partisi" adı altında örgütlenmiş bir Devlet Sınıfi'nın sultası altındadır... Tam da bizim Kemalist Devlet Sınıfına benzeyen (onun “komünist” varyantı) bir Devlet Sınıfıdır bu... Soğuk Savaş dönemi koşullarında belirli bir denge oluşturmayı başaran bu sistem, daha sonra kendi halkını köle gibi pazarlayıp küresel sermayeye belirli garantiler vererek onları çekmeyi başarmıştır, bu doğru; ama bu örnek artık hiçbir şekilde tekrarlanamaz!... Yani siz artık tutupta Türkiye işçi sınıfını kimsenin gıkı çıkmadan Çin’in yaptığı gibi ayda birkaç yüz dolara küresel sermayeye peşkeş çekemezsiniz!!... Hem sonra, Türkiye bugün toplumsal gelişme açısından Çin’e göre daha ileri bir konumda. Çin’in önünde katedilmesi gereken daha çok yol var. Önce antika Devlet Sınıfı kabuklarını kırarak burjuva devrimi sürecini-demokratikleşmeyi tamamlaması gerekiyor... Yani hiç kimse öyle Çin’e falan özenmesin; önümüzdeki yıllar çok şeye gebe Çin açısından. Yok öyle köle emeğine dayanan Devletçi bir kapitalizmle işi bitirmek!!...
G.Kore'ye gelince, o da gene çok özel bir örnektir...
Bir yanında Soğuk Savaş dönemi kalıntısı bir K.Kore'nin , öte yanında ise Çin'in bulunuşu G.Kore’ye Amerika-Batı nezdinde denge unsuru olarak çok özel stratejik bir konum sağlıyordu... İşte G. Kore bu jeopolitik duruştan, dengelerden istifade ederek attı belirli adımları... Amerika, stratejik nedenlerle resmen bu işin arkasında durdu... Tabi bir de işin iç dinamiklere, iç dinamiklerin tarihsel evrimine yönelik yanı var. Bu açıdan baktığımız zaman da G. Kore toplumunun tarihsel gelişiminin Türkiye toplumunun tarihsel gelişme çizgisinden çok farklı olduğunu görürsünüz.... Yani G. Kore deneyi de Türkiye için tekrarlanması mümkün olmayan özel bir örnektir... Hepsini bir yana bırakın, G. Kore’de olmayan bir şey var Türkiye’de: Türkiyede iki Türkiye var!... Beyazların Türkiyesi, Siyahların Türkiyesi! Daha henüz tam olarak bir sistem-bir toplum bile olamamışız. Geç kalmış bir uluslaşma sürecini küreselleşme diyalektiğiyle birlikte yaşamanın güçlükleriyle karşı karşıyayız... Görmezlikten gelinecek birşey değil bu. İki kültür, iki ayrı dünya bir araya geliyor bu topraklarda. Buna bir de Kürt sorununu eklerseniz!... Siz şimdi tutupta bu faktörlerden birini yok varsayarak-ya da yok edeceğinizi düşünerek yönetemezsiniz Türkiye’yi...
Büyümeden, gelişmeden, üretimden, ihracattan bahsediyorlar. Kürt sorununu çözmeden, çok kültürlü tarihsel dokuya özgü bir yeniden yapılanmaya gitmeden bu hedeflerin hiçbirini gerçekleştirmek mümkün değildir bu topraklarda...
Bunun da ötesinde, Türkiye coğrafyası Doğu’yla Batı arasında bir köprü adeta, sadece mal ve hizmetlerin geçişi açısından değil, enerji yollarının da geçiş koridoru... Böyle bir ülkede Çin tipi acımasiz bir diktatörlük, ya da G.Kore tipi bir "Başkanlık", bu türden işletme sistemlerini temel alan gelişme formülleri mümkün değildir... “Türk tipi” bir model hangi biçimde olursa olsun mutlaka çok kültürlülüğü esas alan demokratik bir işleyişe dayanmalıdır...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları














































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023