Münir AKTOLGA
BU DİL KONUSU ÇOK ÖNEMLİ. ÖYLE ANLAŞILIYOR Kİ, SAYIN ERDOĞAN DA BU KONUDA KEMALİSTLERİN YAPTIĞI TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ HATASINA DÜŞÜYOR!..
Sayın Erdoğan'ın dil konusundaki çıkışından sonra bir AK Parti Milletvekili de "EŞİM" kelimesine karşı çıkmış! Erkek kadının REFİKİ, kadın da erkeğin "REFİKASI" imiş, yani, karı koca birbirlerinden bahsederken böyle demelilermiş!.. Çok merak ediyorum, örneğin televizyona ne diyecekler!? Hani Kemalistler uçağa "gökgötürsel kaldırgaç" demişlerdi ya, bunlar ne diyecekler merak ediyorum!.. Süreç, bütün dillerin Türkçe’den doğduğuna ilişkin „Güneş-Dil“ teorisine doğru gidecek galiba!!..
Bunun adı Kemalistlerin yukardan aşağıya doğru Devlet eliyle toplum mühendisliği yaparak yeni bir dil ve ulus yaratma çabasına-tam tersinden „restorasyoncu“ bir mantıkla- devamdır!.. Ama, öyle emir komuta zinciriyle ne yeni bir dil, ne de yapay yeni bir ulus yaratılabilir!! "Öztürkçe" falan diye Batı kökenli kelimelerin yerine uyduruk şeyleri koyarak, veya Arap-Fars kökenlileri koyarak nereye varabilirsiniz ki!?...
İkide bir „ecdadımızdan“ bahsedenlere bir hatırlatma yapalım: Bizim ecdadımız Sultanlar değil Horasan erenleridir… Ve eğer bizler o kurucu ruhun- Horasan erenlerinin- tarihsel devrimci torunlarıysak, bizim stratejik zihniyetimiz çok kültürlülüğe dayanır... Daha ne istiyorsunuz, tarihsel devrim süreci içinde diğer halklarla da kaynaşarak bir sentez yaratma yoluna girmişiz; Araplardan da almışız, Perslerden de Bizans’tan da, Batı’dan da... Bize düşen, bütün bu kültürel ögeleri kaynaştırarak 21. Yüzyılda küreselleşme sürecine önderelik yapabilmektir...
Birkere daha altını çizelim, „Uluslaşırken küreselleşmek „ mantığını kavramadan bir adım bile atılamaz[1]... Türkiye ya küresel demokratik devrim yolunda yürümeye devam edecektir, ya da 20.Yüzyılın yapay ulusalcı-restorasyoncu karanlığında debelenip duracaktır...Yazık oluyor, vakit kaybediyoruz.. "Kıraathaneyle" „Arenayla“, „Refikayla“ falan uğraşacağımıza arkamıza küresel demokratik devrim rüzgarlarını da alarak „2023-2071 hedeflerine“ odaklanalım!..
Dil konusunda daha öncek bir çalışmanın linkini veriyorum:
Bu arada, Facebook’ta bir arkadaş benim daha önceki bir çalışmadan bir alıntıyı yayınlamış. Başka bir arkadaş da bu konuda bana bir soru sormuş. Konu çok önemli olduğu için bunları da yazı haline getirdim!..
DEVRİM NEDİR, TÜRKİYE'DE OLANLAR NEDİR?..
Alıntı şöyle: „Devrimleri yapanlar belirli bir ideoloji peşinde koşan profesyonel-toplum mühendisi devrimciler değildir! Basit insanlar yapar devrimleri. Çünkü, devrim dediğimiz şey, belirli bir ideolojik-bilimsel görevin yerine getirilmesi değildir! Devrim, yaşanılan hayatın bir zorunluluğu olarak gerçekleşir. Yani insanlar (biz “devrimciler”! gibi) illaki devrim yapalım falan diye devrim yapmazlar! Hayat onları öyle bir yere getirir ki, yaşamak-yaşamı devam ettirme kavgasını sürdürebilmek, varolmak için devrim yapmak zorunda kalırlar! Aslında onlar o an devrim yaptıklarının falan da bilincinde değillerdir. Önce, ne yapmaları gerekiyorsa onu yaparlar, sonra bir de bakarlar ki, bütün bu yapılanlar bir devrimmiş!
Aslında bütün bunların o klasik Marksist felsefenin temeli olması gerekir: Madde ile düşünce arasında önde gelen daima maddi gerçekliktir. Bilinç, düşünce daima geriden gelir. Hangi “solcuya”-“Marksiste” sorsanız bunları size ezbere söyler! Söyler ama pratikte tam tersi olur! Çünkü artık ortada bir ideoloji vardır. Üretilmiş bir bilgi temeli-bir software, program vardır..Bir kere üretildikten ve zihinlere yerleştirildikten sonra yeni bilgilerin üretilmesine temel teşkil edecek olan “bilgi temeli” odur artık. Ve öyle olur ki, o andan itibaren “solcu”-“Marksist” olmak, maddi gerçekliği, daha önceden üretilmiş olan bu bilgilere-ideolojiye-göre düzenlemek olarak anlaşılmaya başlanır. İşte Marksizmin-solculuğun pozitivist bir toplum mühendisliği faaliyeti haline gelmesinin özü budur. Hem, dersin ki, maddeyle bilinç arasındaki ilişkide önde gelen maddi gerçekliktir, ama hem de, nasıl olsa elde daha önceden üretilmiş bir bilgi-ideoloji-bulunduğu için-ve de bu “bilimsel-bilişsel bir bilgi” olduğu için- onu maddi gerçekliğin önüne koyarak maddi gerçekliği ona göre “değiştirmeye”-“düzenlemeye” çalışırsın! Bunun da adı “devrimcilik” olur-“Marksizm” olur!. İşte, “toplum mühendisleri” dediğimiz “profesyonel devrimcileri” türeten mekanizmanın özü budur. Marksizmden pozitivizm türetmenin hikayesi budur. Marksizmi iğdiş etme sanatı da diyebilirsiniz buna. Yap bilişsel bir şablom, koy bütün ülkeleri de bunun içine, al sana devrim teorileri!..1917’de yapılan da bundan başka birşey olmadı zaten. Ama görüyorsunuz sıfıra sıfır elde var sıfır!..“
SORU:"Peki o zaman sayın M.Uçum'un söylediği gibi 15 Temmuz "karşı devrime karşı bir devrim" olmuyor mu"?
BENİM CEVABIM:15 Temmuz tek başına "karşı devrime karşı bir devrim" değildir. 15 Temmuz karşı devrim girişiminin önlenmesidir o kadar...
Aradaki fark ne mi? Fark şu: AK Parti ile birlikte başlayan süreç, genel olarak, zamana yayılarak gelişen burjuva devrimi sürecinin bir aşamasıdır. Yani, Beyaztürk Devletçi statükoya karşı aşağıdan yukarıya devrimci bir atılımdır.
1-Bu süreç başlangıçta küresel dış dinamikleri de arkasına alarak, aynı zamanda küresel demokratik devrim sürecinin bir halkası olarak da gerçekleşmiştir..
2-Daha önce Beyaztürk-Devlet sınıfının müttefiği konumunda olan İstanbul burjuvazisi de bu aşamada en azından sessiz kalarak bu süreci desteklemiştir. Çünkü, Özal’la birlikte dışa açılmaya başlayan Türkiye'nin bu yolda ilerlemesi onların da işine geliyordu...
Bu açıdan bakınca AK Parti olayı başlangıçta bir koalisyon olarak ortaya çıkmış ve iktidar bu şekilde alınmıştır...
Ancak daha sonra koalisyonun içinden bir kanat-jakobenler-Devleti ele geçirme aşamasına gelince bir tür güç zehirlenmesi nedeniyle, "Tanrının yeryüzündeki gölgesi" kabul edilen Devleti "göklerden gelen bir karar" gereğince ele geçirdik anlayışına kapılarak, lideri adeta mehdi gibi algılamaya başlamışlar ve devrim sürecini, eski sistemin içinde Devleti ele geçirme mücadelesi olarak anlamaya başlamışlardır...
Olayın özü budur. Bu nedenle, ben hep devrimin iki aşamada gerçekleşeceğini söyleyegeldim... Bütün bu söylenilenleri Fransız İhtilaliyle kıyaslarsak, şu an bizde yaşanılan Fransa'daki o jakobenler dönemine benziyor...
Bir nokta daha: Devrim (bizim eskiden savunduğumuz gibi) "ezilenlerin ezenleri alaşağı ederek iktidarı onlardan alması" değildir. Devrim, eskiden beri varolan üretim ilişkileri sisteminin içinde yeni bir sistemi-ilişkileri-temsil eden unsurların, tıpkı ana karnından doğup gelen bir çocuk gibi eskinin içinden çıkıp gelmeleridir.
Sayın Uçum'un devrim anlayışı bizim eski "solcu" devrim anlayışına benziyor!.. "Türkiye'nin zencilerinin" ("Çevrenin") „Beyaztürkleri“ iktidardan indirerek kendilerinin iktidar olması, Devleti ele geçirmeleri devrim değildir... Eğer olay bu kadarla kalırsa bu, eskinin içindeki bir iktidar değişiminden öteye gidemez... Ve devrim süreci yolundan saparak eskinin içindeki bir reaksiyon-restorasyon halini alır... Şu an bizdeki gidişte olduğu gibi... Ama tabi bütün bunların altında yatan o jakoben ruh oluyor...
Türkiye'de gelişmiş bir kapitalizm var, bu nedenle Türkiye bu dönemeci de dönecek, yolunu bulacaktır, karamsar olmaya gerek yok bence...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları













































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023