Münir AKTOLGA
„YENİ“NİN „ESKİ“NİN İÇİNDEN ÇIKIP GELME SÜRECİNİN, YANİ DEVRİMİN VE „JAKOBEN DEVRİMCİLİĞİN“ DİYALEKTİĞİ...(2)

Peki, Şekilde A’B’ olarak gösterilen „yeni“nin, „eskinin“içinden çıkıp gelme süreci olarak anlaşılması gereken „devrim“ nasıl gerçekleşir?..
Evet “devrim”, yani toplumsal düzeyde çocuğun (yeni bir toplumun) doğması olayı “eskinin” (AB) içinden “yeninin” (A’B’) çıkıp gelmesi olayıdır, bu açık; ama bu süreç öyle hemen bir anda olup bitiveren basit bir olay değildir! Bu arada, bir koalisyon etkinliği olarak anlaşılması gereken o devrimci geçiş dönemine damgasını vuran iki önemli sürecin daha altının çizilmesi gerekir.
1- Eski toplumun içinde anne rolünü oynayan “yönetilenlerle” (Şek. B) onun içinden çıkıp gelen “yeni” toplumun unsurları (Şek. A’B’) arasındaki ilişki (yani anne B ile çocuk A’B’ arasındaki ilişki),
2- eğer söz konusu olan bir AB sistemi olarak feodal toplumun içinden kapitalist toplumun (A’B’) çıkıp gelmesi olayı ise, bu durumda feodal toplumun bağrında ortaya çıkan „Kent“ toplumunun iç yapısını oluşturan unsurların kendi arasındaki ilişki (Şekilde A’ olarak gösterilen protokapitalist unsurlarla, B’ olarak gösterilen işçi sınıfının öncülleri arasındaki ilişki)…

Kolayca anlaşılacağı gibi, eskiye ait dinamiklerle “yeniye” ait güçlerin henüz daha tam olarak birbirinden ayrışmadığı, yani doğum sürecinin devam ettiği geçiş döneminde -bu arada sürecin fiilen devrimci bir koalisyon tarafından yönetildiğini unutmayalım- evet süreç doğası gereği objektif bir hedef olarak sistemin egemenlerine karşı, onları altetme yönünde gelişmektedir; ama bu, aynı zamanda, koalisyonu oluşturan unsurların herbirinin farklı programları olduğu gerçeğini değiştirmez. „Düşmanımın düşmanı dostumdur“ anlayışıyla belirli bir ittifak içinde yürünürken aynı zamanda herkesin kendi hesabı da vardır.
Örneğin, “eski” toplumun içindeki bir dinamik olan “yönetilenler” (Şek.B) „devrim“ deyince bundan aynı toplumsal DNA’lara[1] sahip oldukları mevcut sistemin „yönetenlerini“ (Şekilde A olarak ifade edilen egemen sınıfı -feodalleri-) altederek sistemi adeta tersine çevirip onların yerine kendilerinin geçmesini anlarken, yeni toplumun unsurları olan burjuvalar ve işçiler de -Şekilde A’ ve B’- süreç içinde gene kendi duruşlarından kaynaklanan farklı „devrim“ anlayışlarına sahip olurlar. Onlar da, son tahlilde kendilerinin egemen unsur olarak yer alacağı bir sistemi inşa etme hayaliyle mücadelenin içinde yer almaktadır… Burjuva ve işçi sınıfı devrimciliklerinin çıkış noktası da budur. Bu açıdan biz, geçiş dönemini kimyasal bir reaksiyonda „aktifleşmiş kompleks“ olarak ifade edilen bir tür toplumsal devrimci KOALİSYON olarak tanımlıyoruz…
Şimdi isterseniz önce tipik bir burjuva devrimi olarak „Fransız İhtilali“ni, sonra da 1917’nin “işçi sınıfı devrimini” ele alarak bu süreç oralarda nasıl gelişmiş onu anlamaya çalışalım!.. Önce Fransız İhtilali[2]:
Kral ve soyluların durumu açık, bunlar sistemin egemenleri konumundalar. Diğer aktörler ise, bunların karşısında yer alan devrimci koalisyonun unsurları olarak köylüler -serfler- ve de feodal sistemin içinde Kent toplumundan palazlanıp gelen burjuvalar ve işçiler…
„Jirondenler“ olarak tanımlanan büyük burjuvalar daha çok „liberal“ yanı ağır basan kendi kontrolleri altında bir burjuva devrimini hayal ediyorlar. Ama bunların sayıları öyle fazla değil, yani mevcut sistemin güçleriyle başederek devleti ele geçirecek bir kitle destekleri yok. İşte bu noktada burjuvazinin daha alt kademelerini temsil eden küçük burjuva radikalleri olarak Jakobenler devreye girerek diyorlardı ki, „devrim denilen olay öyle oturduğun yerden kendiliğinden gerçekleşecek bir şey değildir. Feodal sistemin güçlerine karşı koyarak onları saf dışı bırakıp devleti ele geçirebilmek için örgütlü militan bir güce ihtiyaç bulunmaktadır“. Bu ise, o dönemin gerçekliği içinde ancak „baldırıçıplaklar“ („Sankülotlar“) olarak ifade edilen geniş emekçi kitleleri olabilirdi. Bunlar, kırsal alanlardan kentlere göç ederek kentlerin varoşlarına yığılmış, işçi olma sürecinin henüz daha başlangıcındaki geniş emekçi-halk kitlelerinden oluşuyordu…
1789’da bir simge olarak Bastil’in düşüşüyle birlikte başlayan „devrim“ böyle bir devrimdi. 1789’un devrimci koalisyonu da aynı şeye karşı olanların birlikteliği olarak böyle oluşmuştu… 1791’in o ilk anayasası falan da hep bu zeminde ortaya çıkıyordu.
Jirondenler, yani büyük burjuvalar devrimin hedefleri kendi koydukları çizginin ötesine taşmadığı müddetçe „baldırıçıplaklarla“ ve onları yöneten Jakobenlerle ittifaka karşı değildiler. Ama, bir süre sonra örgütlü bir kitleye dayanan Jakobenlerle bu burjuvaların arası açılmaya başladı…
jakoben kanat için başka alternatif yoktu, sorun devrimin „bekası“ sorunu haline gelmişti; o, „baldırıçıplaklarla“ birlikte ya bir „halk devrimi“ olarak yola devam edilecekti, ya da eski sistemin güçlerine teslim olunacaktı. Çünkü, Franda’da gelişen devrimin kendileri için de bir tehlike olacağını gören Avrupa’nın öteki feodal devletleri Fransız soylularına arka çıkmaya, onlarla kolkola hareket etmeye başlamışlardı. Fransa dört bir yandan kuşatılmıştı. Eğer devrimi ayakta tutan örgütlü güç olarak „baldırıçıplaklarla“ birlikte hareket edilmezse her şey bir anda yok olmaya doğru gidebilirdi… Hem sonra zaten devrim bir avuç zengini daha da zenginleştirmek için yapılmamıştı ki!.. Bu arada devleti ele geçiren Jakobenler, o bir avuç burjuvayı bir yana iterek -çoğunu da giyotine göndererek- devrimin „halk devrimi“ yolunda ilerlemesinin yolunu açmaya çalıştılar…
Bu türden gerekçelerle ve olaylarla yörüngesi değişen burjuva devrimci hareket giderekten Jakoben kanadın önderliğinde popülist bir „halk devrimi“ haline dönüşmeye başlamıştı… Devleti ele geçiren Robespierre’nin önderliğindeki radikaller, pozitivist felsefenin de etkisiyle, bir toplum mühendisliği harikası olarak yukardan aşağıya doğru yeni bir toplum yaratmaya çalıştılar. İşi o kadar ileri götürmüşlerdi ki, büyük çoğunluğu Katolik olan Fransa’da Hristiyanlığı bile yasaklayarak, kiliseleri kapatmaya, ardından da „en hakiki mürsid bilimdir“ diyerek bilime dayalı yeni bir „doğa dini“ icat edip herkesi bu dine bağlanmaya zorluyorlardı… Karşı mı çıkıyordun, anında devrim mahkemeleri çalışmaya başlıyor ve gideceğin yer giyotin oluyordu!..
Sonuç? Her taşın altında karşı devrimci -komplocu- aramaya başlayan, önüne geleni giyotine gönderen Jakobenler sonra adım adım kendi sonlarını da hazırlarlar. En yakın arkadaşı Danton’u „artık normalleşme zamanı geldi“ dediği için giyotine gönderen Robespierre’in kendisi de üç ay sonra giyotine gider… Sıra ne zaman bize gelecek endişesi içine giren en yakın arkadaşları apar topar onu da giyotine yollayarak içine girilen kaosa son vermeye çalışırlar…
Şimdi, olaya bugünden, kitapların içinden baktığımız zaman bütün o Jakoben önerilerin hepsinin de çok güzel şeyler olduğunu, bunların Jirondenlerin başlangıçtaki o burjuva devrimi programından çok daha ileri talepler olduğunu görürüz (Örneğin, o ilk anayasada sadece mülk sahiplerine seçme ve seçilme hakkı tanınmışken, daha sonra Jakobenler bunu herkes için doğal bir hak haline getirirler...) Ama sadece bu da değil, işsizlik yardımından bir çok diğer sosyal haklara kadar bunlar hep Jakoben „halk devrimi“ anlayışının içinde yer alan ve yukardan aşağıya doğru hayata geçirilmeye çalışılan radikal taleplerdir.
Ama mesele -devrim olayı- sadece bu değildir işte! Değildir çünkü devrim denilen şey öyle örgütlü bir gücün popülist bir dalga yaratarak önce devleti ele geçirmesi, sonra da devlet gücünü kullanarak yukardan aşağıya doğru „yeni, ideal bir toplum“ yaratması olayı değildir!.. Toplumlar ancak belirli üretim süreçleri -ilişkileri- içinde aşağıdan yukarıya doğru „kültür“ adı verilen belirli yaşam bilgileri üreterek gelişirler… Eski üretim ilişkilerinin içinde doğan yeni üretim ilişkileri de aynı şekilde adım adım yeni bir kültür -yani yeni yaşam bilgileri- geliştirerek eski kabukların kırılmasının maddi temellerini oluştururlar.
Gelelim şimdi 1917’nin işçi sınıfı devrimine ve jakobenizmine!..
Tabi şimdi 1917 deyince bizim aklımıza hemen Ekim Devrimi, yani „işçi sınıfı devrimi“ geliyor. Ama aslında bir de 1917 Ekim’ine giden süreç var. 1905’in burjuva devrimi olayı var. Sonra da Lenin’in „İki Taktik“inde Meşeviklerle olan tartışmalar esnasında geliştirdiği „sürekli-kesintisiz devrim“ anlayışı var. Buna göre, artık işçi sınıfı burjuvazinin devrimci görevlerini de üstlenerek burjuva devrimi programını da kendisi gerçekleştirmek, „kesintisiz“ bir devrim anlayışı içinde sosyalist devrime doğru ilerlemek zorundaydı. Menşevikler, işçi sınıfının görevini burjuva devrimini destekleyerek onu daha ilerilere doğru itelemek olarak tanımlarken, Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler, Jakoben bir anlayışla, buna gerek olmadığını (bunun işçi sınıfı devrimine ihanet olacağını), işçi sınıfının görevinin devleti ele geçirerek yukardan aşağıya doğru burjuva devrimi programını gerçekleştirirken, aynı zamanda, kesintisiz bir şekilde bir toplum mühendisliği faaliyeti olarak sosyalist devrimi de gerçekleştirmek olduğunu söylüyorlardı. Ve de nitekim savaşın elverdiği koşullarda[3] bunu başardılar da… Sonuç ortada!..
Lafı hiç uzatmadan önce şu gerçeğin altını bir çizelim: Evet, teorik olarak o zaman haklı olan Bolşevikler değil Menşeviklerdi (ama tıpkı Fransız Jakobenleri gibi burada da savaştan dolayı „bekayı“ öne çıkararak mücadeleyi kazanan Bolşevikler olmuştur. Zaten daha sonra devrimin artık emperyalist zincirin „zayıf halkalarında“ gerçekleşebileceğine yönelik Leninist devrim anlayışı da bu ortamın-savaşın ürünü olur[4]…)
Evet, Fransız İhtilali sürecinde Jakobenler ne ise (bir Robespierre, bir Danton, Marat vb. ne iseler) Rusya’da Lenin, Stalin ve diğer Bolşevikler de bunların işçi sınıf devrimcileri olarak Jakoben kopyası idiler[5]. Bu anlamda Jakobenizm sadece Fransız Devrimi’ne özgü bir olay olmayıp belirli bir „devrim anlayışını“ ifade etmektedir. Pozitivist-popülist bir devrim anlayışını. Jakoben devrimciler devrim olayını bir toplum mühendisliği faaliyeti olarak gördükleri için, devrim deyince onlar bundan iki aşamalı bir geçişi anlıyorlardı. Birinci aşamada „politik bir devrimle“ devlet ele geçirilecek, ikinci aşamada da devlet gücü kullanılarak yukardan aşağıya doğru bir toplum mühendisliği faaliyetiyle yeni bir toplum, yeni bir insan yaratılacaktı…
Ne o (!) hemen aklınıza bizim İttihatçı Jöntürkler mi geldiler! Yanılmıyorsunuz! Evet, bizim Jakobenlerimiz de onlardır. Ama sadece onlar mı? O geleneğin takipçisi Kemalistler’den tutun da ikinci kuşak Jöntürk-İttihatçılığı olarak gelişen bizdeki bütün o „solcu“ akımlara kadar bunların hepsi de aynı Jakoben gelenekten beslenirler… Amaç hep aynıdır. Örgütlü bir güç oluşturarak önce devleti ele geçirmek, sonra da yukardan aşağıya doğru yeni bir toplum yaratmak…
Peki hepsi bu kadar mı?..
Türkiye toplumunun tarihsel evrimi deyince önce şöyle bir soluk alacaksınız! Çünkü;
1- burada işler ne öyle Fransa’daki gibi belirli bir sürecin içinde onun devamı-uzantısı olarak gelişmiştir, ne de Rusya’da olduğu gibi… Burada Jakoben devrimcilik, bizim toplumsal DNA’ larımızda „tarihsel devrimcilik“-fetihçilik olarak kayıt altında olan geleneğin „devleti kurtarma“ amacıyla metamorfoza uğrayarak „Batılılaşma“ hedefine yönelmesiyle bir tür „Beyaztürk“ jakobenizmi olarak gelişir[6]…
2- ki bu da, aynı zamanda bir „kültür ihtilali“ süreci olarak toplumda yarattığı reaksiyondan kaynaklanan (ve şimdilerde sahnede olan) yeni tipten bir „Siyahtürk“ Jakoben devrimciliğinin ortaya çıkmasına neden olmuştur… Yukardan aşağıya tarihsel devrimci toplumsal genleri modernize edip yeniden aktif hale getirmeyle ortaya çıkan „Beyaztürk“ jakoben devrimciliği kendi diyalektik inkarı olarak aşağıdan yukarıya bir Anadolu kapitalizminin gelişmesine yol açarken, sonra bu da günümüze damgasını vuran bir „beka“ sorunuyla birlikte kendine özgü bir radikal-jakoben bir yola sapmıştır…
Sonuç mu? Sonuç şu; devrim denilen olay öyle, „ilk aşamada“ önce bir şekilde iktidarı almak, „sonra da devlet gücünü kullanarak“ yukardan aşağıya doğru bir tür toplum mühendisliği faaliyetiyle yeni bir toplum-kültür yaratmak faaliyeti değildir! Devrim, eskinin içinden yeninin çıkması olayıdır ki, bu da her ülkede hem o ülkenin iç dinamiklerinin gelişmesine, hem de içinde yaşanılan sürecin dış dinamikleriyle olan etkileşmelere bağlı olarak farklı biçimlerde ortaya çıkar ve gelişir…
[1]Toplumsal DNA’lardan kasıt toplumsal yaşam bilgileri anlamına gelen „kültürdür“…
[2]Bu konuda iki kitap: „Devrim Çağı“ 1789-1848 Eric Hobsbawm… ve „1789 Fransız Devrimi İkinci Kitap, Fransa’da 1793 Jakoben Devrimi Robespierre Jakobenizm ve Terör Rejimi“, Muhammet Emin ruhi
[3]1917 Devrimi aslında savaşın bir çocuğudur. Eğer I. Dünya Savaşı olmasaydı bu mümkün değildi. Bu tabi ayrı bir inceleme konusu olduğu için bu çalışmanın çerçevesi içinde bu konuyu buraya daha fazla taşımıyorum…
[4]Bu konu, „Hatıralar, Nereden Başlamıştık Nerelere Gitti İşin Ucu, 68’den Bu Yana İdeolojik Teorik Bir Arkeoloji Çalışması“, adlı kitabımda geniş olarak ele alınmıştır, isteyen buraya bakabilir…
[5]Bunlar bize hiç öğretilmedi… Fransız İhtilali’ni bile doğru dürüst öğrenme fırsatımız olmamıştı bizim! Birinci kuşak İttihatçı Jöntürkler çeviriler yaparak önümüze direkt olarak Marksizmin-Leninizmin „klasiklerini“ koymuşlar ve bizde „solculuğun“ popülizmle-pozitivizmle karışık bir tür jakoben devrimcilik olarak gelişmesinin yolunu açmışlardır. Bunları hep kitabımda anlattım, isteyen bakabilir… (Bir yanda başarılı bir sosyalist devrim ve onun lideri Lenin, öte yanda ise onun „hainler“ olareak suçladığı Menşevikler!.. Kim takardı artık o Menşevikleri falan… Lenin ne demişse onu hap gibi yutmak düşüyordu bize!..
[6]Bu konuyu daha önce ayrıntılı olarak ele almıştık. „Osmanlı’dan Bu Yana Türkiye’de Kapitalizmin Gelişme Diyalektiği“ http://www.aktolga.de/essays_turk.html
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları














































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023