Murat BELGE
Amsterdam’dayım. Geçen gün ayak basar basmaz, ne kadar uzun zamandır bu kente yolumun düşmediğinin farkına vardım. Hollanda’ya son birkaç gelişimde burada kalmamıştım; onun için, her şey “aşina” idi, ama şehirde neyin nerede olduğunu büyük ölçüde unutmuştum.
Sonuçta küçücük bir şehirdir burası. Dolayısıyla yeniden hatırlaması fazla zaman almadı.
Hollanda’yı severim; Amsterdam’ı özellikle severim. Niye özellikle? Sanırım, “uluslararası” karakterinden ötürü. Den Hague’den Utrecht’e, öteki Hollanda kentlerinde, Hollanda’nın sunduğu sevimlilikleri görüyorum; burada, Hollanda’dan başka bir de “dünya” var. Avrupa kıtasında Londra ile Paris, bu ikisi, birer dünya kenti. Berlin yeniden öyle olmakta. Roma da belki öyle, ama “İtalyan”lığı fazlasıyla ağır basıyor. Oysa Amsterdam, bence, bir rastlantı sonucu Hollanda’da kurulmuş bir dünya kenti.
Yukarı Ortaçağ’dan beri bu kıtanın, kıtanın kuzeyinin belli başlı limanlarından biri. Tabii bu her zaman bir kenti bütün bir dünyaya açan bir etken. Hansalar Birliği’nin önde gelen üyelerinden biri olmuş Amsterdam daha “Hollanda” diye bir yer yokken. Bu yörenin kentlerinin hepsinin böyle bir özelliği vardır. Hollanda, bir “ülke” hâline, bir “özgür belediyeler konfederasyonu” olarak gelmiştir.
Yurtdışında birkaç gün kalmak, en önemli ihtiyacımızı “lokanta” dediğimiz kurumda gidermeyi gerektiriyor. Burada kaldığım şu birkaç gün içinde bir yemeği de Hollanda lokantasında yemiş oldum: bu Hollanda lokantasının özelliği Hollanda yemeği vermemesiydi. Birçok Kuzey Avrupa ülkesinin geleneksel- ulusal mutfağı zayıftır. Modern çağda bunları “fusion” kurtarıyor.
O bir “öğün” dışında, şimdilik, Çin, Tai, tabii ki Endonezya ve bir Tibet lokantasına gittim. Bir de İtalyan, ama, onu saymasak da olur. İtalyan lokantası olmayan bir kent dünyada çok az bulunur herhalde.
Önceki gelişlerimde İtalyan’dı, Yunan’dı, Fransız’dı, Meksika’ydı, böyle lokantaları neredeyse kural olarak Türkler işletir, ama nedense “Türk lokantası” olarak ortaya çıkmazlardı. Şimdi çıkmaya başlamışlar. Bu gelişimde bir de “Arjantin lokantaları”ndaki çoğalma dikkatimi çekti. Eskiden tek tük rastlanırdı, şimdi adım başında.
Şu ünlü “kırmızı fener” semti de liman kenti Amsterdam’ın bir mirası olsa gerek, gene bir liman olan Hamburg’da da ünlüdür, ama burası bir başka. Bir yığın ve her milletten lokanta, kahve ve dükkânın arasında, camekânda kızlar! Onlar da her milletten ve her millete servis sunuyorlar. Bu sere serpe “göz önündelik”, yapılan işi, bence olması gerektiği gibi olağanlaştırıyor ve “masum”laştırıyor. Arada bir okul gruplarının da, başlarında öğretmenleri, buralarda gezindiğini gördüm.
Amsterdam’da yaşayan biri, oturduğu sokağın köşesindeki Yunan bakkaldan alışveriş edip karşı köşedeki İspanyol berberde tıraş olabilir. İyi bir ayakkabı tamircisi olan Lübnanlı’yı tanıdığı için tabanında delik açıldı diye ayakkabısını çöpe atmaz. Bunların biriyle tavla oynayıp öbürüyle “Messi ya da Ronaldo” tartışması yapabilir bütün bu iletişim muhtemelen İngilizce kanalından yürüyecektir.
Ama şimdi Amsterdam (ve Hollanda) bu “heterojenleşme” karşısında birtakım tepkiler göstermeye başladı. Bu tepkiler, klasik ırkçılık durumunda bekleneceği gibi “renk”ten çok, “din”le ilgili gibi görünüyor. Daha “kibar” olması için “din” değil “kültür” farkından söz ediliyor.
Kadim dostum Mient Jan Fabre ile yemek yerken, bu tür özünde ırkçı damarların öyle pek de iki günlük gelişmeler olmadığını söyledi. İkinci Dünya Savaşı’na doğru, Almanya’dan kaçan çok sayıda Yahudi’nin gelmesi karşısında, patenti Makedonya’da diye bildiğim “Hollanda Hollandalılar’dır” (“Holland for the Duch”) sloganını burada da bulanlar olmuş. Bu slogan şimdiki faşizan partilerin de cephaneliğinde duruyor.
Nazi işgalinde en büyük sayıda (ya da “oran”da) Yahudi kurban buradan çıkmış. Mient Jan bunun sorumluluğunu Kral ailesinin ve hükümetin ülkeyi terk etmesinde buluyor. “Danimarka’da Kral kaldı, hiçbir Yahudi teslim edilmedi,” diyor. Karar vermesi güç bir konu.
Avrupa’nın son yıllardaki gidişi gidiş değil; kendi ürettiği iyiliği yiyen bir masal canavarını andırmaya başladı.
Yazarlar
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları




















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025