Tayfun Atay
Dersim-Pülümür'de Hacılı Köyü Pir Sultan Dergahı'nda Pülümür Belediyesi'nin düzenlediği Aşure Etkinliği'nde omuz omuza saflar oluşturup oturmuş, Dergah'ın sakini ve onlarca göbek öteden bugüne kendisi yadigâr kalmış, "Pir Sultan Ocağı" evlatlarından Mehmed Çelebi Dede'yi dinliyoruz.
"Hepimizin özünde Allah var" diyor bize…
"Nefes, bizim Allah'ımız" diyor bize…
"Cenab-ı Hak, gâvur yaratmamış, hepimizi âdem yaratmış" diyor bize…
Ve sonra, "Taşa sarıl, ağaca sarıl, aşkla-gönülle sarıl, o senin muradını verir" diyor bize…
Ben bunları tıknefes not defterime geçirirken, yanında oturma bahtiyarlığına ulaştığım, bu etkinliğe Maraş-Elbistan'dan tesadüfen denk gelmiş, 800'den fazla deyiş derlemesi bulunan Tacım Baba, defteri elimden alıp şu notu düşüyor:
"Hak, çar [dört] ana sırdır. Güneş Hava Toprak Su Haktır…"
Çelebi Mehmed Dede (Pülümür-Hacılı Köyü, Pir Sultan Dergahı)
* * *
Dersim "Yol" (Raa Haqi) inancında yerel-özgün çerçevede karşımızda olduğu gibi, Anadolu Aleviliğinin bütününde de ayırt edilebilecek bu "Panteizm", daha anlaşılır ifadeyle "doğa tapımı"nın asırlar boyu dilden dile süzüle süzüle gelmiş en içten ve sevimli karşılıklarıdır yukarıdaki sözler…
Güneşi, havayı, toprağı, suyu Hak, yani kutsal saymak!
Taşı ağacı kutsal saymak!..
Alevi kanaat önderlerinin Pülümür'deki Dergâh'da dilinden dökülenler, bir gün önce Dersim Belediyesi Konferans Salonu'nda, Belediye ile birlikte Munzur Akademi Kültür ve Sanat Derneği ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu iş birliğiyle düzenlenen "Munzur Projeleri: Ekoloji ve Kültür Konferansı"nda kıymetli dostumuz Avukat Ümit Altaş'ın konuşmasındaki cümlelerle buluşuyor.
Altaş, Dersim'de ekolojik mücadeleyi inançtan beslenerek daha güçlü kılmanın önemine değinerek, doğaya "taparcasına" bağlı bir "kültürel-insanî" konumun, "modern-kapitalist rasyonalite" karşısında yitimi üzerine düşünmeye kışkırtıyor hepimizi…

* * *
Elbette Dersim'de tarihten bugüne karşımızdaki inanç sistemi, dünyada tek ve yalnız değil.
Bugünkü "dijital-plastik" uygarlık halimizin amansızca yok-edici işleyişi karşısında sayıları azalmış irili-ufaklı insanlık hallerinde (kültürlerde) örneklerini çoğaltabileceğimiz, izini sürebileceğimiz bir durum bu.
Avukat Ümit Altaş, Dersim'in geleneksel kültürel örüntüsü içinde doğanın, taşın, suyun kutsallığına işaret ediyor.
Buna bağlı olarak, dağı taşı suyu kutsal sayan insanlık halinin, ne dağın bağrını maden aramak için deşmeye, ne de suları kimyasala boğmaya cesaret ve cüret edemeyeceğini iddia ediyor.
Onun anlattıkları da beni Anadolu'nun Dersim'inden Orta Afrika ormanlarının içinde yaşayan Mbuti'lerin "orman tapımı"nı hatırlamaya yöneltiyor.
Avcı-toplayıcı Mbuti'lerin, bir parçası olarak içinde yaşayıp bitki ve hayvanlarıyla beslendikleri orman, semavi din sistemindeki tanrıya karşılıktır.
İnanç-itikat, Orman'adır:
"Orman, ana-babadır, çünkü o verir bize muhtaç olduğumuz her şeyi. Yiyecek, giyecek, barınak, sıcaklık, şefkat, merhamet… Ormanın çocuklarıyız biz. O ölse biz de ölürüz."
Mbutiler, dünyanın en kısa boylu insanları. Biyolojik kapasiteleri, içerisinde yaşadıkları sık ağaçlarla bezeli ormanlık doğal ortama uyarlı.
Ama bakın, kültürel kapasiteleri de aynı şekilde o doğal ortama uyarlı. "Orman tapımı", oradan çıkıyor.
Ve Mbuti inancı da Pülümür'deki Mehmed Çelebi Dede'nin "Taşa, ağaca aşkla güvenle sarıl; o sana muradını verir" şeklinde dile gelen inancı da;
Günümüz "modern" insanlık halinde olduğunun aksine, doğadan tam bir kopuş ve yabancılaşma içine girilmemiş;
Bir parçası olunan doğaya tâbilik ve bağlılığı geçerli kılan kültürel örüntü örnekleri çıkarıyor.

Kongo Ituri Yağmur Ormanları'nda yaşayan Mbuti'ler
* * *
Dönelim yine dostumuz Altaş'ın insanın iliklerine işleyen konuşmasındaki sözlerine:
"Hatırlayalım ve hatırlatalım, biz, iki insanı küstüklerinde Munzur'un yanında barıştırırız. Yemin ederken Munzur üzerine yemin eder, ‘Munzur Baba şahit olsun ki' deriz."
Gelin şimdi bir de bugün yeryüzünün hemen her yerinde "norm" haline gelmiş bir evrensel-kültürel örüntü olarak "modern-uygarlık" halinin, yukarıda sergilenenlerden nasıl farklı bir "duyarlılık"la doğaya yaklaştığının tipik bir örneğini paylaşalım. Fatmagül Berktay'ın, "Ekofeminizm ya da Yüreğin İyimserliği" başlıklı nefis makalesinde aktardığı, "modern Batı"nın kültür-doğa düalizmini (ki buna eklemli bir ikinci düalizm de "kültür"le özdeştirilen erkek ve "doğa"yla özdeştirilen kadındır) acı bir çarpıcılıkla yansıtan, 17'nci yüzyıl Britanyalı şairi Henry Vaughan'ın şu dizelerine bakın:
"Teslim aldım doğayı; yarıp geçtim her yerini;
Kırdım kimsenin dokunamadığı mühürlerini;
Rahmini, göğüslerini ve başını;
Yani tüm gizlerinin saklı olduğu yerlerini;
Parçalayıp açtım."
Şimdi elbette bu şiire doğuş veren, itici güç oluşturan anlayış kalıbı veya "inanç sistemi"nden HES'ler, taş ocakları, maden ocakları, siyanürlü altın aramalar çıkacaktır.
Bu "hâkim" inanç sistemi, birilerinin "eşref-i mahlûkat" takıntısından öteye gitmeyen kendine-Müslüman ve artık "İnşaat yâ Resulallah" yakarısına evrilmiş inançlarını da katık ederek, ormanları kesip otoyollar, havalimanları, köprüler yapacaktır.
Bu "inanç" sisteminde doğa, insana tabidir.
Ama Pülümür'lü Mehmed Çelebi Dede'nin, Elbistanlı Tacım Baba'nın inançlarında insan, doğaya tâbidir.
* * *
Bu dedelerin, babaların otantik (özgün) dillerine ve o dili bugünün "doğa-zararlısı" insanının dünyasına bir ekolojik kıyamet arifesinde tercüme etmeye çalışan Altaş'ın söylediklerine eklenebilecek bir başka çarpıcı veri de Narayama Türküsü filminde bulunabilir.

Narayama Türküsü (1983)
Japon yönetmen Shohei Imamura'nın Cannes Film Festivali ödüllü Narayama Türküsü (1983) filminde "modern" insana dehşet verici gelen kadim bir kültürel pratik işlenir: 19'uncu yüzyılda Narayama Dağı eteklerinde varlık sürdüren bir köy topluluğunda 70 yaşına gelen ihtiyarlar evlatları tarafından dağın tepesinde bir yerde, elbette bir dinî ritüel eşliğinde, ölüme terk edilmektedirler.
Pratik, inançsal çerçevede şekillenir, ancak gerçek yaşamdaki karşılığı, doğanın sunduğu sınırlı imkanlar ve kaynaklarla uyarlı bir toplumsallığı sürdürebilmek için böyle bir kültürel uygulamaya işlerlik kazandırılmış olmasıdır.
70 yaşındaki insanları topluluk içinde yaşatabilecek doğal kaynak yoktur. O yüzden topluluk uğruna birey feda edilmektedir.
Bu kültürel uygulama eğer acımasız ve rahatsız edici geldiyse, hemen 21'inci yüzyıl "kültür"ünde hepimizin elbirliğiyle ürettiği, Pasifik Okyanusu ortasındaki plastikten mamûl "Yedinci Kıta"yı hatırlatalım, karşılaştırma ve değerlendirmeyi yapın:
Bir yanda doğanın ve toplumsallığının bekâsı için kendini kurban eden insanların kültürü.
Diğer yanda kendi "iktisadî" bekaları için doğayı ve elbette bütünüyle insanlığı kurban edenlerin kültürü…
Bir tarafta "Doğa, ana-babadır" diyen bir "ekosantrizm" (çevre-merkezcilik).
Diğer tarafta "İnsan, eşref-i mahlûkattır" diyen "homosantrizm" (insan-merkezcilik).
Bir tarafta dağ, orman, nehir tapımı.
Diğer tarafta beton, santral, altın tapımı…
* * *
Yukarıda mevzubahis ettiğim "Ekoloji ve Kültür Konferansı"nda Ümit Altaş ve benim dışımda konuşmacı olarak iki değerli isim daha vardı: Avukat Barış Yıldırım ve aktivist Cemil Aksu… Onlar, Karadeniz'den Dersim'e açılan yelpazede büyüme, kalkınma, enerji gibi "zehirli" kavramlar eşliğinde, "Teslim aldım doğayı; yarıp geçtim her yanını" diyen ekonomi-politik zorbalık karşısında verilen insanî ve hukukî mücadelelerin ayrıntılarına girerek farkındalık yaratmanın önemine değindiler.

Sonrasında söz alan dinleyiciler arasından Dersim'in güzel, kabına sığmaz çocuğu Ulaş Deli kardeşimiz, tüm konuşmaları temize çekercesine, içinde basit bir soru da barındıran şu sade cümlesiyle tartışmalara son noktayı koydu:
"Bizim insanımızın hayvan gübresini ırmağa dökmemesini nasıl sağlayacağız, hepsi bu!.."
Yukarıda aktardıklarımıza bakılınca aslında çözüm ne kadar yalın, değil mi?..
Su kutsalsa, suya gübreyi dökmezsiniz!..
Ama suyu kutsal sayan inanç sistemini küçümseyip "zırva" diye değerlendiren bir "rasyonalite"yi empoze ettiğiniz her yerde, (ihtiyaca değil kâra dayalı) "üretim", "kalkınma" ve "büyüme" sözcüklerini de dilinize pelesenk ettiğinizde sonuç belli: Suyu kutsayan değil, plastiğin çöplüğü sayan anlayışla, "Yedinci Kıta"ya ayak basıyorsunuz!..
Bitirirken, her zamanki gibi umuda kapı aralayarak Tacım Baba'nın kalplere nakşedilmesi gereken sözünü tekrarlayalım:
Güneş, Hava, Toprak, Su… Hak'tır!
Ve noktalayalım:
Tapılacak en kutsal varlık, Doğa'dır!..

Munzur Çayı Vadisi
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları





























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.02.2020
27.01.2020
23.01.2020
9.01.2020
7.01.2020
5.01.2020
31.12.2019
26.12.2019
22.12.2019
12.12.2019