Ümit KIVANÇ
İnsanlık olarak, büyük uğraşlar sonucu ulaşıp “tarihin sonu” ilân ettiğimiz bu derin ahlâksızlık çağında en şahane pozisyon sanırım liberal olmak. Hangi koşullarda, hangi temel dertle ortaya çıktığından bütünüyle soyutlanmış bir liberalizm, global ve demokratik bir dünya tasavvurunun temel taşları olabilecek değerleri mermi haline getiriyor, eşitsizlik ve adaletsizlikleri gidermek için eğri doğru birşeyler yapmak isteyenlere ateş açıyor. Daha vahimi, kendi de açmıyor. Liberal, “bakın, bunlardan da bir tüfek imal edilebilir” diyerek malzemeyi ve krokileri temin ediyor, eli tetiğe alışık birileri de tüfeği yapıp hedeflere doğrultuyor.
“Liberal” ve yine kökünden ortamından koparılarak, sihirli bir tarif mertebesine yükseltilen “demokrat” olma konumları, sahiplerine büyük avantajlar sağlıyor.
İlkin, herhangi bir taşın altına elinizi sokmanız gerekmiyor. Kazara soktuysanız, taşın niye yerinden oynatılmaması gerektiğini anlatmaya koyuluyorsunuz. Diyorsunuz ki, “ancak şunlar şunlar bunu kaldırabilir”. Ama onlar kaldırmıyor! Ne yapalım? Kalkması şart. “Elbette şart” diyorsunuz, “ama ancak onlar kaldırabilir.” Peki, biz kaldırmayalım mı, kalkması lâzım? Cevabınız: “Sizin ne yapacağınızı ben bilemem, ama ne yaparsanız yanlış olacağını söyleyebilirim.” Ya da taş oynatılacaksa nasıl, hangi araçlarla, ne koşullarda oynatılması gerektiğini anlatıyorsunuz. “O taş madenî bir manivela ile kaldırılabilir” diyorsunuz. İyi ama ortada madenî araç-gereç yok, ahşap var, taşı da kaldırmamız lâzım. Gidip maden mi arayalım? Her şeye rağmen ahşapla deneyelim mi? “Valla ben bilmem,” diyorsunuz. “Ahşapla kaldırırsanız yanlış olur.” Ne olacak peki? Taş kalacak mı yerinde? “Kalırsa yanlış olur”u da yapıştırıveriyorsunuz. Yine de “kalkması lâzım,” diyorsunuz. E ne yapacağız? Oturup madenî araç-gereç edineceğimiz günleri mi beklemeliyiz? “Belki,” diyorsunuz. “Ama bu gelişme kendi dinamiği içinde olmalı.” Filan işte, böyle gidiyor.
Sonra, bütün toplum kesimlerine eşit mesafede bulunduğunuzu gösterip durarak... evet, “durarak”... çünkü duruyorsunuz. Duruyor ve konuşuyorsunuz. Kıpırdamayınca, o sağlam mevkiinizi hep koruyorsunuz. Kimsenin yediği hiçbir halt size bulaşmıyor. Hiç kirlenmiyorsunuz.
Üçüncüsü, her şeyiniz kendinizden menkul olabiliyor. Çünkü siz özgür iradenin tecessüm etmiş halisiniz. “Şu şöyle olmalı, bu böyle olmalı” diyorsunuz. Olmadıysa, olamadıysa, ortada bir yanlış vardır. Bunu da siz biliyor ve belirtiyorsunuz haliyle. Çünkü “evrensel değerler”e yaslanıyorsunuz. İnsan evrensel değerlere yaslanarak ömrünü geçirebilir; rahat bir yataktır.
Dördüncüsü, elbette yegâne sahici demokrat da sizsiniz, çünkü liberalsiniz. Boksörle ilkokul çocuğunun karşı karşıya geldiği ringde, herkesin yumruk atma özgürlüğünü savunuyorsunuz. İkisinin de haklarının kısıtlanmasına karşı hassassınız. Seyirci kalabalığı, kan görmek istiyor ve dövüş başlasın diye müthiş tezahürat yapıyor. Bu, boksörü kışkırtıyor. İlkokul çocuğunun çevresini sarıp onu korumaya çalışanlara itiraz ediyorsunuz: “müdahale etmeyin!”
Beşincisi, burada devreye giriyor: tezahürat yapanlar, çoğunluk. Veledi korumaya çalışanlar çoğunluk iradesine de karşı gelmiş oluyor. Ne öneriyorsunuz: “Çoğunluk, boksör ile ilkokul çocuğunun dövüştürülmemesi gerektiğini anlamalı, vicdanen ve fikren buna itiraz etmeli, adaletsizlik ortadan kalkmalı. Değişim böyle olacak.” Tamam da, bugün ne olacak? Dövüş birazdan başlayacak. Dünkünde, evvelsi günkünde ne olduysa o olacak. “Çoğunluk,” diyorsunuz, “vicdanını dinlemeli”. Dinlemiyor! Dediğiniz aslında şu: “Siz de geçin kardeşim, bir yer bulun kendinize tribünde, seyredin.”
Bütün bu garip kendini meşrulaştırma mekanizması öyle bir çalışıyor ki, sonunda siz özgürlüktü şuydu buydu derken, bir bakıyorsunuz, kendinizi yoksullara, işsizlere karşı Wall Street’in CEO’larını savunurken bulmuşsunuz.
Liberalliğin en güzel tarafı, kişiye, üç milyar insanın günde iki dolardan az gelirle hayatta kalmaya uğraştığı, 1200 küsur dolar milyarderli bir dünyada yaşadığını unutma ehliyeti vermesi.
Türkiye’deyse, liberalin imtiyazları bununla sınırlı kalmıyor. Çoğunluğa vehmedilen, atfedilen ve galiba hernekadar liberali bozsa da zaman zaman dayanılamayıp biraz da sipariş edilen bir değişim iradesi ve onun temsilcisi bir siyasî kadroyu analizlerinizin tartışılmaz verisi haline getirdiğinizde, ilaveten korunaklı ve avantajlı bir pozisyon ediniyorsunuz.
Herhangi bir ülkede, halk çoğunluğu istemezse hakiki bir değişim olamayacağını söylemek, şüphesiz bir ayrım çizgisi oluşturur. Zayıfa karşı güçlünün fiilî savunucusu liberal, böylece faşistlerle, diktatörce yöntemleri benimseyen başkalarıyla aynı kampta yeralmaktan kurtulur. Ama boksörle ilkokul çocuğuna yaptığı muamele nedeniyle eşiğine kadar geldiği “doğal seçme” mantığı yüzünden, bu kapısından çıktığı kampa öbür kapısından giriverir. Liberal için hepimiz, deney malzemeleriyizdir.
Ve hiçbir gözlemcinin gözlediği yaratıklara karşı duygudaşlık beslemesi şüphesiz beklenemez.
Ama insanlığa yapabileceği yegâne katkıyı esirgememesi ve hiç değilse analizlerinde doğru bilgiye dayanması, kendi önyargı ve alerjilerini bunlara boca etmemesi beklenebilir.
Memlekette kendini utanmadan hâlâ solcu sayan birilerinin durmadan ona buna liberal diye küfretmesi hadisesiyle bir alâkam yok. Daha doğrusu, tek alâkam, zaman zaman bizzat bu küfre muhatap olmuş bulunmak. Liberalle tartışmanın Marksist için elzem olduğuna iman etmişlerdenim. Çünkü baştan beri anlatmaya çalıştığım o varolmanın dayanılmaz rahatlığı pozisyonu liberallere ender bulunur cinsten analiz yetenekleri bahşedebiliyor.
Ama galiba hakkaniyet duygusuna bunca uzaklık zaman içinde dürüstçe analiz yeteneğini de tarumar ediyor.
Üstelik, hayatın akışına her türlü müdahaleden kaçınmanın teorisini yapan kuş gözlemcisi, bir de bakıyorsunuz, politikanın dik alâsına malzeme taşıyan avcıya dönüşmüş. O tüfeği eline ne zaman almış, fark etmemişsiniz bile.
Evet, hiçbir gözlemcinin gözlediği yaratıklara karşı duygudaşlık beslemesi beklenemez, ama eline tüfeği alıp onlara ateş etmesi de pek tuhaf değil mi?
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024