Zekeriya Kurşun
ABD Başkanı Trump’ın İsrail’in uyguladığı devlet terörünü teşvik anlamına gelen ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşımasından sonra İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Devlet Başkanları 7. Olağanüstü Toplantısı’nı İstanbul’da gerçekleştirdi.
Bugüne kadar -ben dahil- pek çok kişi İİT’nin işlevsizliği üzerinde tenkitlerde bulunmuştur. Kuruluş amacının 1967’den sonra Kudüs’e yönelmiş olan tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak olmasına rağmen bu konuda mesafeler alamadığından söz edildi. Nitekim son toplantı için de benzeri yorumlar yapılmaya başlandı.
İİT İSLAM DÜNYASINI TEMSİL EDİYOR MU?
El-hak doğrudur. İİT İslam dünyasını başarı ile temsil edememekte ve özellikle Filistin davasına yeterince destek verememektedir. Ancak unutulmamalıdır ki, bugünkü uluslararası sistemde bir “İslam dünyası” kavramı dolaşıyorsa bunun sebebi de, İİT’nin 57 asıl üyesi ile dünyanın BM’den sonra ikinci büyük organizasyonu olmasındandır. Her toplantısında İslam ülkelerinin birlik ve bütünlüğünü dile getirse de karar alma mekanizmasındaki sıkıntılar ve buna bağlı olarak alınan karaların uygulanmasının zorlukları, etkin olmasını engellemektedir. Ayrıca üye ülkelerinin teşkilatın kararlarından önce kendi geliştirdikleri ikili veya çok taraflı ilişkileri, rejim ve hükümet kaygıları, kendi aralarındaki rekabetler de etkin karar almalarını ve uygulamalarını engelleyen önemli sebeplerdendir.
Ancak unutulmamalıdır ki, dünyanın en büyük kuruluşu olan BM’de de durum farklı olmadığı gibi, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin varlığı BM’yi dünya sorunlarına çözüm bulmada daha da etkisizleştirmektedir. Hangi şartlarda ve düzeyde olursa olsun dünyada barış; kaostan ve savaşlardan daha iyidir. Özellikle 2000’li yıllarda bu gerçek bir kere daha ortaya çıkmıştır. Güçlü ülkeler, bölgesel çıkar peşinde koşan devletler ve hatta devlet dışı aktörlerin barışı tehdit eden tavırlarına karşı dünyanın sahip olduğu yegane barış koruyucu kurumu yine de bütün eksikliği ile BM’dir. BM’nin yapısal değişikliğe giderek, devletlerin eşitliği ilkesine dayalı karar mekanizmaları geliştirmesi halinde vazgeçilmezliği gibi, İİT de İslam ülkeleri ve hatta bütün dünya için vazgeçilmez bir kurumdur.
İİT, İslam dünyasının sorunları karşısında bugüne kadar yaptığı olağan toplantıları dışında, devlet başkanları düzeyinde 7 olağanüstü toplantı gerçekleştirmiştir. 1969 yılında kurulmasına rağmen, dört olağanüstü zirvenin 2012 sonrasına denk gelmesi de anlamlıdır. Bu durum, bir taraftan İslam dünyasının çözüm bekleyen acil sorunlarının arttığını gösterirken; diğer taraftan da İİT’nin daha aktif bir hale geldiğine işaret etmektedir. Son iki toplantının dönem başkanı sıfatı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı üzerine İstanbul’da yapılmış olması da ayrı bir önem arz etmektedir.
Elbette, İİT’nin işlevselliği ve etkin bir aktör olması için neler yapması gerektiği tartışmaları sürdürülecektir. Ancak biz burada biraz da son olağanüstü toplantının kararlarına bakalım.
İİT’NİN KUDÜS KARARLARI ÖNEMLİ Mİ?
Toplantının konusu, ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve buna karşı barışçı eylemlerde bulunan masumlara karşı İsrail’in uyguladığı devlet terörü olması hasebiyle elbette güçlü bir kınama beklenmekteydi ve öyle de oldu. Daha önce de pek çok defa yapılan kınamanın anlamsızlığını savunanlar olacaktır. Ancak yayımlanan kapsamlı otuz maddelik sonuç bildirisine bakıldığında bu sefer “etkili bir kınama” olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Kuşkusuz bunda toplantının Türkiye’de ve Türkiye’nin inisiyatifi ile yapılmasının da önemli bir payı vardır.
Daha önce alınan kararlar teyit edilirken, ilk defa ABD’nin İsrail ile terör doğuran işbirliğinin tehlikelerine vurgu yapılması yeni ve önemli bir yaklaşımdır. Ayrıca BM’ye görevleri güçlü bir şekilde hatırlatılarak, “Filistin halkının uluslararası koruma altına“ alınması çağrısında bulunulması önemli bir adımdır. Zira bunun bir anlamı da İİT üyelerinin gerekirse bu misyonu bizzat kendilerinin üstlenebileceğidir. Kolay olmamakla birlikte bu yaklaşım “İslam Ülkeleri Barış Gücüne” giden yolu açabilecektir.
Alınan kararların uygulanması, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması sürecinin durdurulması için Arap Ligi, Avrupa Birliği, Afrika Birliği gibi kuruluşlar ile güdümlü çalışmanın önerilmesi de bu zirvenin yeniliklerindendir. Bu anlamda dünya barışı için bu kurumlar ile her üye ülkenin ayrı ayrı veya çok taraflı ilişkileri teşvik edilmektedir. Tabii olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan diyalogları, Arap Birliği ile olan çekişmeleri ve Afrika Birliği ile olan stratejik ortaklığı bir kere daha önem kazanmaktadır.
Sonuç bildirgesinin onuncu maddesinde vurgulanan “Filistin Devleti’nin bütün ülkeler tarafından tanınması” ancak diplomasi ile mümkün olacaktır. Esasında bugün de Filistin’in muhtaç olduğu şey budur. Öncelikle mevcut statüsü içinde Filistin halkının insanî haklarının garanti altına alınması ve ardından iki devletli çözümün sağlanmasıdır. Bunun askeri sonuçlar ile elde edilmesi mümkün değildir. Bu yüzden toplantının uluslararası kuruluşlar ile diyalogları geliştirme arayışları doğru ve yerindedir.
Zirve kınama ve işbirliği taleplerinin yanı sıra, ilk defa İsrail ile ilişkiler konusunda üyelerine bağlayıcı kararlar aldırdı. Kudüs’ün statüsünü değiştirmeye yönelebilecek diğer ülkelerin müteaddit maddeler ile uyarılması ve uluslararası işbirliklerinde, alacakları tavra göre hareket edileceğinin vurgulanması İİT zirvelerinin ilklerindendir.
Dünya kamuoyu ve zulüm altında inleyen, umudunu yitirmiş Filistin halkı bu kararların ve uygulamasının takipçisi olacaktır. Bu kararların hayata geçebilmesi için İİT’nin her üyesine ayrı ayrı görevler düşmektedir. Zirve çağrısı ve zirveye ev sahipliği yapan Türkiye’ye ise daha büyük görevler düşmektedir. Bugüne kadar Filistin ve Kudüs davasına verdiği destek ve ayırdığı mesaisini kat kat artırarak sürdürmek zorunluluğu doğmuştur. Toplantıdan sonra Türkiye Filistin yardım kampanyası başlatarak, misyonunu ortaya koymuştur. Ancak deklarasyonda doğrudan Türkiye’yi ilzam ve icbar eden başka hususlar da bulunmaktadır.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.06.2020
1.02.2019
18.03.2019
18.02.2019
4.02.2019
10.01.2019
3.02.2019
17.12.2018
22.11.2018
12.11.2018