Yıldıray OĞUR
Diyanet’in son Cuma namazında tüm camilerde okuttuğu “Kul Hakkı Ateşten Gömlektir” başlıklı hutbe aslında kadınlara mirastan pay verilmemesinin kul hakkına girdiğini söylüyordu.
Ama bunu anlatırken kullanılan bir cümle tartışılıyor.
O paragraf ve o cümle şöyle:
“Değerli Müminler! Karşılıklı rıza olmadan Yüce Rabbimizin koyduğu miras ölçüsünü değiştirmek ilahî adalete aykırıdır. Dolayısıyla kişinin; kız çocuklarını mirastan mahrum bırakması, kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır…”
Hutbede kız çocuklarının mirastan tamamen dışlanmasına karşı çıkılırken, İslam miras hukukunda yer alan ve erkek çocuğa kız çocuğunun iki katı pay verilmesini öngören ölçülerin korunması gerektiği vurgulanmıştı.
Üstelik, her cenaze namazında namazın nasıl kılındığını önceden anlatan Diyanet, Allah’ın takdir ettiği hakkın ne olduğunu yani İslam hukukunda miras meselesini cemaate yeniden hatırlatmaya da gerek görmemişti.
Belki de tepki olur diye mirasla ilgili hükmü hatırlatmaktan çekinmişti.
Diyanet’in Cuma hutbelerinde İslam’ın emir ve yasaklarını cemaate tebliğ ve nasihat etmesinde tuhaf bir durum yok.
Nitekim bizzat Diyanet İşleri Başkanı, iki yıl önce bizzat okuduğu bir hutbede miras hukukundan uzun uzun bahsetmişti.
Bir okuyalım:
“Oysaki miras paylaşımında İslam’ın koyduğu ölçülere riayet etmemek, büyük bir günah, ağır bir vebaldir. Kız çocuklarına haklarını tam vermemek, evlendikleri için onları mirastan mahrum bırakmak, hiçbir vârisin istemediği değersiz mülk ve arazileri onlara layık görmek apaçık bir zulümdür. Ayette buyrulduğu üzere yetimlerin mirasla ilgili haklarını gasp etmek ateşten bir parçayla karnı doldurmaktır. Bir kimse adaletten ayrılmamak şartıyla çocukları arasında malını paylaştırabilir. Mirasın tamamını veya bir kısmını çocuklardan birine hibe ederek diğerlerinin haklarını çiğnemek ise adaletten sapmaktır. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.s), “Allah’tan korkun ve evlatlarınız arasında adaletli olun.” buyurmaktadır.
Allah’ın koyduğu bütün kurallar gibi miras taksiminde yer alan ölçüler de insan fıtratına en uygun hükümlerdir. Günümüzdeki bütün olumsuzlukları ve miras paylaşımında yaşanan sıkıntıları ortadan kaldırmanın yegane yolu, İslam’ın getirdiği adalet ilkesine hakkıyla riayet etmekten geçmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de miras taksiminde haksızlık yapanların acı sonları şöyle haber verilmektedir; “Kim Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve O’nun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine atar. Onun için elem verici bir azap vardır.” O halde, geçici dünya menfaatlerine aldanarak ve hırslarımıza kapılarak Yüce Rabbimizin mirasla ilgili belirlediği sınırları asla ihlal etmeyelim. Her hak sahibine hakkını verelim, kul hakkı yemeyelim. Miras paylaşımında merhamet ve hakkaniyeti, insaf ve adaleti gözetelim. Unutmayalım ki, mirasta Rabbimizin taksimine razı olmayan ve hakkından fazlasına göz dikenlerin sonu, dünyada hüsran, ahirette ise elem verici bir azaptır.”
Evet burada da miras hukukunda en adil uygulamanın İslam hukuku olduğunu söylemiş başkan.
Ama büyük bir farkla.
Bugün esas tepkiyi çeken, doğrudan kadınları işaret eden o cümleyi hiç kurmamış: “…kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır…”
Eğer son hutbede de benzer ifadeler olsaydı ve kadınların kendilerine dinin uygun gördüğü hakka razı gelmeleri gerektiğini söyleyen o cümle olmasaydı muhtemelen bu hutbe de konuşulmayacaktı.
Ama erkeklerin toplandığı camilerde kadınlara “mirasın yarısını alın ve fazlasını istemeyin bu kul hakkına girer” diyen o cümle haklı olarak tepki çekti.
Diyanet’in bu hutbesi Türkiye’deki 89 bin camide okundu.
Bu camilerin bazıları kadınlara miras bırakmanın söz konusu bile olmadığı köylerdeydi bazıları ise kadınların ve erkeklerin sabah erkenden işe birlikte gittiği şehirlerde.
Diyanet’in kız çocuklara miras hak vermemek kul hakkında girer tavsiyesi, tek geçimi çiftçilik olan, o yüzden babadan kalan tarlaların karşı köyde evli kızkardeşlere değil de o tarlaları süren erkek evlatlara kalmasının doğal karşılandığı bir köyde rahatsızlık yaratmış olabilir.
O köy için bu tavsiye kadınların lehine bile olmuştur.
Ama “…kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır…” cümlesi de şehirde yaşayan ve tek ev alma şansı babasından kalan evin kardeşler arasında eşit taksim edilmesi olan kadınları rahatsız etmiştir. Onlar için de bu tavsiye eşit ekonomik şartlarda yaşam mücadelesi verirken kadınlar aleyhine ve erkekler lehine bir tavsiye olmuştur.
Üstelik şehir hayatında bu eşit taksim meselesi doğal olarak aşılmışken camiden gelen bu sese kim kulak kabartarak aileler içinde yeni krizler çıkarmak ister acaba?
Meselenin tam özü burada.
Eşit miras deyince ekonomik düzen, tarım toplumu- şehir hayatı, erkek ve kadın rollerinin değişimiyle ilgili bir sosyal meseleden bahsediyoruz.
Onbinlerce yıllık şartları da din belirlemiyor.
20’inci yüzyılın başlarına kadar kadınların da mirastan hak alması bu binlerce yıllık sosyal ve ekonomik yapıda kadınların lehine olan bir hak iken, şehir hayatının ve kapitalizmin hayatı belirlediği bir zamanda tam tersine dönebiliyor.
Ve burada belirleyici olan zannedildiği gibi din değil.
Avrupa’da uzun süre miras hukuku ataerkil bir yapıya sahipti. Feodal düzenlerde toprak çoğunlukla erkek varislere geçer, kadınlar ancak çeyiz veya sınırlı pay alabilirdi.
“Primogeniture” sistemi (büyük oğlun tüm mülkü alması) özellikle soylu ailelerde yaygındı.
Kadınların mirasta erkeklerle eşit hak alması 20’inci yüzyıla ait bir gelişme.
Fransa’da 1804 tarihli Napolyon Kanunu kadınların mirastan pay almasını öngörüyordu, ancak eşitlik tam değildi. Erkek kardeşler çoğu durumda avantajlıydı. 20. yüzyılda yapılan değişikliklerle tam eşitlik sağlandı.
Almanya’da 1900’de yürürlüğe giren Bürgerliches Gesetzbuch (BGB) ile kadınlar mirastan pay alabilse de, tarımsal işletmelerin bütünlüğü gerekçesiyle erkekler hâlen avantajlıydı. 20. yüzyıldaki reformlarla eşitlik sağlandı.
İngiltere’de ancak 1925 Miras Kanunu (Inheritance Act) ile eski ilk oğul üstünlüğü sistemi kaldırıldı. Bundan sonra kadın ve erkek çocuklar eşit pay alma hakkına sahip oldu.
Tabii en çarpıcı örnek, Türkiye’nin Medeni Kanunu’nu aldığı İsviçre.
1848’de kurulan modern İsviçre Konfederasyonu’nda miras hukuku kantonlara bağlıydı. Birçok kantonda kadınların miras hakkı erkeklerle eşit değildi. Özellikle kırsal kantonlarda toprakların parçalanmasını önlemek için “erkek varis önceliği” ilkesi uygulanıyordu.
Kadınlara erkeklerle eşit miras hakkı ancak 1912’de yürürlüğe giren İsviçre Medeni Kanunu’nda tanındı.
Türkiye de bu kanunu 14 yıl sonra alıp uyguladı.
Ayrıca İslam hukukundaki miras bahsi 1400 yıllık İslam tarihinde ve bizde her zaman kitaptaki gibi uygulanmadı.
İslam hukukundaki açık miras hakkı düzenlemesine rağmen asırlar boyunca özellikle toprakların miras yoluyla çocuklara geçişinde örfi hukuk geçerli oldu ve arazi erkek evlatlara kaldı.
Ancak 1847 tarihinden itibaren önce babanın sonra da annenin arazisi üzerinde erkek ve kız evlada eşit intikal hakkı tanındı.
1858 tarihli Arazi Kanunnamesi ile babadan sonra anneye de intikal hakkının tanındı.
Bu sayede 1887 yılında yani Mustafa Kemal 6 yaşındayken Ali Rıza Efendi hayatını kaybettiğinde mirası eşi, oğlu Mustafa ve kızları Makbule ile Naciye arasında bölüştürülebildi.
Ali Rıza Efendi’den Zübeyde Hanım’a 751 kuruş, oğlu Mustafa’ya mirasın yüzde 44’ü olan 1.929 kuruş ve iki kızına da 964’er kuruş kaldı.
Ama dünyanın diğer yerleriyle aynı zamanlarda mirastaki eşitsizlik modern zamanların insanlarını rahatsız etti.
Ziya Gökalp, “Âile” adındaki şiirinde 1911’de şöyle demişti:
“Kadın tamam olmadıkça, eksik kalır bu hayat!
Âilenin adle uygun olmak için binâsı,
Nikâh, talâk, mîrâs: Bu üç işte gerek müsâvât!
Bir kız, irsde yarım erkek, izdivaçta dörtte bir,
Bulundukça, ne âile, ne memleket yükselir.”
O yüzden 1926’de Medeni Kanun’un mirasta müsavat getiren maddesi tartışmasız kabul edildi.
Ama tabii ki tam olarak uygulanmadı. Çünkü henüz Türkiye’nin ekonomik şartları mirasın öyle eşit bölünmesine uygun değildi.
Ama şehirleşmeyle o şartlar uygun hale geldi.
Muhtemelen bugün Diyanet İşleri Başkanı, Allah geçinden versin, kendisine ait evi evlatlarına miras olarak bırakırken kız çocuklarına yarım erkek çocuklarına tam hisse bıraksa aile içinde bu hoş karşılanmazdı.
Bu hutbeyi eleştirenleri eleştirenler Diyanet camide İslam’ın hükmünü hatırlatmasın mı diyor?
Haklı bir savunma.
Ama İslam’ın pek çok hükmü var. Mesela Diyanet doğrudan muhatabı olan kadınlara gönderme yaptığı gibi faiz konusundaki hükümleri Hazine Bakanlığı’nı, Merkez Bankası’nı, bankaları işaret ederek, adlarını vererek bu haramdır diye bir hutbe irad edebilir mi?
Ya da zina suçunun haram olduğunu, bunu suç olmaktan yeni TCK’da çıkaran iktidara hatırlatabilir mi?
Bu soruların cevabını herkes biliyor.
Aynı zaman diliminde Urfa’nın bir köyü ile Kadıköy’de aynı hüküm farklı anlamlara geliyor.
Ve bu hüküm 1400 yıl önce kadının adının olmadığı bir topluma geldiğinde ilerici bir hükümken bugün bariz bir eşitsizliğe işaret ediyor ve şehirli kadınların tepkisini çekiyor.
Çünkü bugün faizin tamamen olmadığı bir dünya mümkün değil, her zina edeni bulup taşlamak da. Yani dinin hükümleri de zamanın şartlarına, güç ilişkilerine göre esnetilebiliyor.
Eğer Diyanet, kendini marjinalleştirmek istemiyorsa, zamanın kadınlarla ilgili şartlarıyla kavga etmekten de vazgeçmeli.
Yazarlar
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları














































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025