Yıldıray OĞUR
Kısa bir aradan sonra iddianamelerde 15 Temmuz’un izini sürmeye devam. Ama bu kez henüz kabul edilmemiş, yani aslında okumadığımız bir iddianamedeki bir bilgi üzerinden iz süreceğiz...
TGRT Haber’in Ankara Temsilcisi ve Türkiye gazetesi yazarı Batuhan Yaşar, geçen çarşamba günkü yazısında önemli bir gazetecilik başarısına imza atarak henüz mahkemeye sunulmamış Akıncılar Üssü İddianamesi’ndeki şok çarpıcı bir bilgiye yer verdi.
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/batuhan-yasar/596123.aspx
Savcılık da bu önemli gazeteciliği doğrulayan bir açıklama yaptı:
“21.07.2016 tarihinde saat 10.22’de ABD Başkonsolosluğu adına kayıtlı numaradan Adil Öksüz'ün cep telefonunun arandığına dair kayıt var.”
ABD Büyükelçiliği de dört saat sonra bir açıklama yaparak haberi doğruladı. “21 Temmuz 2016’da Emniyet’in isteği üzerine vizesini iptal ettiklerini, prosedürel olarak da telefonla aradıklarını açıkladı:
Amerikan-Türk emniyet güçleri arasındaki yakın iş birliğinin doğrudan sonucu olarak, ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu'ndan Adil Öksüz adına kayıtlı bir numaraya 21 Temmuz 2016 tarihinde bir çağrı gerçekleştirilmiştir. O gün (21 Temmuz) Emniyet Genel Müdürlüğü, ABD'nin Türkiye Temsilciliği'ni arayarak, Adil Öksüz'ün Türkiye'den kaçmasını engelleme konusunda yardım talebinde bulunmuştur. Bunun arkasından Öksüz'ün vizesini iptal ettik ve ABD yasaları gereğince Öksüz'ü arayarak kendisini bu iptal konusunda bilgilendirmeye çalıştık. ABD Başkonsolosluğu'nun, şüphe uyandırmaktan çok uzak olan bu çağrısı, darbe girişiminin ardından ABD ve Türk emniyet güçlerinin yakın iş birliğini sergilemektedir.
Başbakan ve Adalet Bakanı, elçiliğin açıklamasından “tatmin olmadıkları”nı söylediler.
Her bakımdan ilginç ve önemli bir haber. İddianameyi okuduğumuzda savcının bu iddiayla ilgili ne dediğini, ne yaptığını ve hangi sonuçlara vardığını da öğreneceğiz.
(Bir not; Akıncı İddianamesi’ni, 15 Temmuz Çatı İddianamesi’ni hazırlayan Ankara Cumhuriyet başsavcı vekili Necip İşçimen yerine atanan Ankara Cumhuriyet Başsavcı Yüksel Kocaman hazırladı. Kocaman, Erdoğan’ın 1999’da kaldığı Pınarhisar Cezaevi’nin de Cumhuriyet Savcısı’ydı.)
Buna en sonunda dönmek üzere 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında ABD ya da Batı olduğuyla ilgili okuyabildiğimiz iddianamelerde hangi deliller ve iddialar olduğuna daha yakından bakalım.
Bir gazeteci ya da daha fazla aldatılmak istemeyen sorumlu bir vatandaş olarak soru sormanın, şüphe etmenin bile hakkınızda türlü tezvirat için yeterli kanıt olabildiği bir ortamda bu konudaki kanaatimi en başta söylemekte fayda var:
Beş darbe yaşamış Türkiye’de yaşanmış tecrübelere bakınca bir darbenin arkasında ABD ve Batı’nın olduğunu düşünmeye kestirmeden komploculuk denemez. ABD’de yaşayan bir adamın cemaatinin yaptığı bir darbenin ardından Batılı ülkelerin verdiği tepkiler, destek için Ankara’ya gelmelerinin bile haftalar aylar sürmesi, medyalarının tavrı bu şüpheleri artırmakta haklı.
Ama bu öyle “kesin öyle ya” diye geçiştirilecek, üzerinden atlanacak bir iddia değil, bu doğruysa somut kanıtlar, polisin, istihbaratın ve savcıların iyi soruşturmaları, belki iyi gazetecilikle ortaya konmalı ve darbeyi desteklediği ortaya çıkan ülkelerle ilişkilerimiz dondurulmalı, darbecilerle iş birliği içinde olduğu çıkan elçiler istenmeyen adam ilan edilmeli, konu BM, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınmalı.
Bu aşamaya gelmeyen iddialar, teoriler bir iç siyaset malzemesi olmaktan başka bir işe yaramıyor, darbeyle ilgili Türkiye’nin haklı tezinin ikna ediciliğini azaltmaktan başka bir işe de yaramıyor.
8 ay boyunca 15 Temmuz’dan sonra darbenin arkasında ya da yanında bir yabancı eli olduğuyla ilgili ortaya atılan iddialar ve sayıları 30’ü aşan iddianamelerde bununla ilgili ortaya konan, deliller, karinelere bakmaya başlayabiliriz.
Darbenin ardından darbeyi ABD’nin yaptığı yaptırdığı yolunda Türkiye medyasında çıkan en bilinen üç haberi hatırlayalım önce.
“Darbeyi ISAF Komutanı General John F. Campbell yönetti.”
http://www.yenisafak.com/dunya/kalkismayi-yoneten-abdli-komutan-2499022
“Darbe gecesi Büyükada Splendid Hotel’de 13 CIA ajanının katıldığı toplantı yapıldı. Darbe buradan yönetildi. Henry Barkey 19 Temmuz'da otelden ayrılırken resepsiyona üzerinde Pensilvanya yazılı bir çan bıraktı.”
http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/07/26/o-gece-bu-otelde-cia-mesaideydi
“Darbe günü Türkiye’de olan eski CIA görevlisi Graham Fuller, darbe başarısız olunca helikopterle Yunanistan’a kaçtı.”
http://www.takvim.com.tr/guncel/2016/07/27/fuller-kacti
Bunun dışından darbe sırasında ABD’nin İncirlik’ten darbecilerin jetlerine yakıt ikmali yaptığı, Erdoğan’ın uçuş rotasını bildirdikleri gibi başka iddialar da dillendirildi.
Darbeden 9 ay sonra içinde binlerce görüntü, kayıt ve ifade yer alan 30’un üstünde iddianameye baktığımızda savcıların bu iddia/haberlere iddianamelerinde şu ana kadar yer vermediğini, bu iddiaları destekleyen herhangi bir delil, iz, karine bulamadığını ya da bu iddiaları araştıracak ciddiyette bulmadığını söyleyebiliriz.
Darbenin dış bağlantılarıyla ilgili iddialara yer vermesi beklenen 15 Temmuz Çatı İddianamesi’nde ise darbenin olmasa da FETÖ’nün uluslararası bağlantıları hakkında 8 sayfalık bir bölüm bulunuyor.
“FETÖ ile Uluslararası Teşkilat, Yabancı Devlet ve İstihbarat Servisleri İlişkisi” başlıklı bölüm iddianamenin belki de en zayıf tarafı.
Bir hukuki metin, iddianameden çok bir gazete köşe yazısına benzeyen iddialı tespitlerle başlıyor:
“Erzurum’da büyümüş yarım ilkokul mezunu bir vaizin Türkiye genelinde kendisine bağlı binlerce taraftar bulması kabul edilebilir olmakla birlikte, bu şahsın dünya genelinde sayıları binleri bulan kuruluşları yönlendirmesi ve Devleti ele geçirmeye çalışması, Fetullah Gülen’in tek başına gerçekleştirebileceği bir proje değildir. Bunlar için mutlaka bir takım unsurların strateji belirlemesi, yönlendirmede bulunması ve desteği gerekir. Hoca karizması veya hizmete adanmışlık küresel ölçekli bir harekete dönüşen Örgütteki değişimi açıklamaya yeterli değildir. Bu Örgütün arkasında küresel ölçekte politik çıkarları ve stratejik oyunları bulunan devasa yapılanmaların olduğunda kuşku yoktur. Yurtdışında destek arayan Fetullah Gülen, bu desteği elde edebilmek için yabancı ülke istihbarat servislerinin elinde gönüllü tutsak ve oyuncak haline gelmiştir.”
Ama buradaki iddialı tespitlerin altı geri kalan yedi sayfada doldurulamamış. Deliller klasöründe; eski CIA ajanı Graham Fuller’in Gülen’in ABD’deki oturma izninin referanslarından biri olması, 2014 yılında çıkan, üzerine çokça yazılıp çizilmiş bir telefon kaydı (http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/578989.aspx), FETÖ’nün Avrupa’da lobi için G+ (Europe) adlı profesyonel bir şirketle anlaşmış olması, Gazeteciler ve Yazarları Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşşak’ın 2014 yılında İstanbul’da iki Alman istihbaratçıyla bir restoranda görüşmesi gibi bazıları zaten bilinen, bazıları da tam olarak ne anlama geldiğini anlaşılmayan deliller, gazetelerde ve kitaplarda çıkmış (FETÖ’nün Moon Tarikatı’nın Türkiye ayağı olduğu gibi) birtakım iddialar yer alıyor.
İddianameden Türkiye tarihinin belki de en önemli davası için bu ciddi iddiaları araştırmak üzere savcıların yurt dışına gitmedikleri, bu iddialarının altını doldurmak için herhangi bir tanıkla görüşmediklerini de öğreniyoruz. Bu iddialar için kanıt klasörüne giren tanıklıklar da şöyle; Eski FBI görevlisi tercüman Sibel Edmonds’un internette yayınlanan röportajı, ABD’li uzman William Engdahl’ın internette de yayınlanan Ulusal Kanal tarafından gerçekleştirilen röportajı, Yönetmen Serkan Koç tarafından Fetullah Gülen’in hayatını anlatan “Bir Gladyo Projesi The GULEN’’ isimli kitap ile bu kitabın ekindeki CD’deki röportajlar (Paul L. Wıllıams (Eski FBI Danışmanı), Wayne Madsen (Gazeteci-Araştırmacı), Aleksandr Dugın (Uluslararası Avrasya Hareketi Başkanı), Leonid Savin (Moskova Üniversitesi), Prof. Dr. Asghar Fardi (Tahran Üniversitesi).
Türkiye’de az kalsın iktidarı ele geçirecek bir darbenin en önemli iddianamesinde, bu örgütün yurt dışı bağlantılarının internetten araştırılıp, ikincil kaynaklardaki pek de itibarlı olmayan isimlerin görüşlerinin delil olarak kullanılmasının takdiri kamuoyunun.
Ama Türkiye’den gönderilen dosyalarda karşılarında bu iddiaları ve isimleri bulan yabancı hukukçular, siyasetçiler ve gazetecilerin ne düşündüğünü tahmin etmek zor değil.
Halbuki 15 Temmuz’dan bu yana darbenin ve FETÖ’nün yurt dışı bağlantıları üzerine muhakkak araştırılması gereken çok daha ciddi karineler, deliller bulunmaktaydı.
Örneğin 15 Temmuz 2016’dan aylar öncesinden Amerikan medyasında ve think tanklerinde Türkiye’de bir darbenin gelmekte olduğunu söyleyen çok sayıda yazı, makale yazılmıştı.
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/592764.aspx
Pentagon ve ABD Dışişleri’ne yakın isimler tarafından yazılan bu yazıların kaynağını araştırmak, bu isimlerin bazılarıyla görüşmeye çalışmak darbenin Washington’daki izlerini sürmek için çok önemli ipuçları verebilirdi.
Araştırması gerekenler listesinin tepesinde ise muhakkak darbe gecesi açılan bir telefon olmalıydı. Amerikan Buzzfeed sitesinde çıkan ve yalanlamayan habere göre 15 Temmuz gecesi biri, Hulusi Akar’ın telefonundan, o sırada Afganistan’da uyumakta olan ABD Genelkurmay Başkanı General Joseph Dunford’u aramıştı. Habere göre ses Akar’a ait değildi ve telefonun ucundaki kişi darbe için ABD Genelkurmay Başkanı’ndan destek istiyordu. https://www.buzzfeed.com/alimwatkins/this-is-how-washington-learned-of-the-attempted-turkey-coup?utm_term=.br6K6xope#.uqP7P6JY8
Şimdiye kadar bu telefonla ilgili ortaya bir bilgi çıkmadı.
Yine darbenin yurt dışı bağlantılarıyla ilgili cevabı aranması gereken sorulardan biri de neden ABD Başkanı Obama’nın seçilmiş hükümete destek açıklaması için saat 02.05’e kadar beklediğiydi.
(Halbuki ABD çok daha erken saatlerden itibaren darbeden haberdardı. ABD Ankara Büyükelçisi John Bass, saat 23.15’de Türkiye Dışişleri’nden bir yetkilinin aradığını ve darbeye karşı Washington’un desteğini beklediğini kendisine ilettiğini, onun da bunu hemen başkentine bildirdiğini açıkladı. ABD ilk açıklamayı 23.57’de yaptı. Moskova’da bulunan Dışişleri Bakanı John Kerry, "Türkiye’de barış, istikrar ve devamlılık olmasını umuyorum" gibi ortalama, hükümete destek bildirmeyen cümleler kurdu. 00.17'de ise bu kez Beyaz Saray'ın Twitter hesabından ‘ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’de gelişen olaylardan haberdar edildiği, kendisinin ‘düzenli aralıklarla bilgilendirildiği’ gibi yine destek bildirmeyen, ne olacağını bekleyen bir açıklama geldi. 00.44'de de bu kez Reuters, Beyaz Saray kaynaklı bir haber yaparak "ABD'nin, Türkiye’de bir darbe girişimi olduğunu düşündüğünü, o esnada kimin kazanıyor olduğunun kesin olmadığı"nı yazdı. Obama’nın Kerry üzerinden hükümete yazılı destek açıklaması yaptığı saat olan 02.05’de ise artık darbenin geri püskürtülmeye başlandığı ortaya çıkmıştı.)
Bu gecikme sırasında Türkiye’deki darbecilerle ABD’li yetkilileri arasında herhangi bir temas olup olmadığı cevabı aranması gereken sorulardan bir diğeri olmalıydı.
Yine o gece darbe haberini Cleveland’da katıldığı seçim kampanyası konuşmasında heyecanla anlatan, darbecileri alkışlatan Trump’ın istifa eden Ulusal Güvenlik Danışmanı emekli Korgeneral Michael Flynn’ın irtibatta olduğunu ve kendisine 'NATO kapsamındaki sorumluluklarımızı tanıyoruz, Birleşmiş Milletler kapsamındaki sorumluluklarımızı biliyoruz, laik bir ülke olarak görülmek istediğimizi tüm dünyanın bilmesini istiyoruz' dediğini aktardığı darbeci subayın kim olduğu sorusu da cevaplanmayı bekleyen sorular listesinde.
http://www.aljazeera.com.tr/haber/flynnden-laik-ordunun-darbesine-destek
Darbenin uluslararası bağlantıları araştırılırken, Batı’ya sıcak mesajlarla dolu olan darbe bildirisi kadar (http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/592590.aspx) , saat 03.10’da Genelkurmay Başkanlığı resmi sitesinde yayınlanan “Tüm uluslararası anlaşmalarımız ve taahhütlerimiz geçerliliğini korumaktadır. Tüm dünya ülkeleri ile iyi ilişkilerimizin devam edeceğini temenni ederiz” diyen dört cümlelik üçüncü bildirinin hangi ihtiyaçtan yayınladığı sorusunun da peşinden gidilebilir.
http://t24.com.tr/haber/cuntacilar-genelkurmay-karargahinda-yeni-bildiri-yayimladi-ulke-yonetimine-el-kondu,350204
17/25 Aralık iddianamelerinde yer alan 17/25 Aralık operasyonlarından günler önce operasyonu yürüten polislerle ABD İstanbul Başkonsolosluğu arasında dikkat çekici telefon trafiği de aydınlatılmayı bekliyor.
http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/590485.aspx
ABD İstanbul Başkonsolosluğu’nun 21 Temmuz 2016’da Adil Öksüz’ü araması da önemle üzerinde durulması gereken yeni bir bilgi.
ABD Büyükelçiliği’nin açıkladığı gibi bu Emniyet’ten gelen Adil Öksüz’ün vizesinin iptali talebinden sonra, yapılmış prosedürel bir arama mı sorusuna savcılığın iddianamede ne gibi cevaplar aradığını ve bulduğunu okuyacağız.
Emniyet’ten ABD elçiliğinin açıklamasını doğrulayan ya da yalanlayan herhangi bir açıklama henüz yapılmadı. 21 Temmuz 2016 günü gazetelerin birinci sayfalarında kaçtığı ve arandığı haberleri ve fotoları olan Adil Öksüz’ü ABD elçiliğinin aynı gün aramasını (hem de konsolosluk üzerine kayıtlı bir telefonla) “kaç dediler” diye yorumlayan kimseye faydası olmayan sabun köpüğü komplo teorileri yerine daha önemli soruların peşinden gidilebilir.
Örneğin eğer Öksüz’ün telefonu açtığı bilgisi doğruysa, ABD elçiliğinin Öksüz’ün darbeden sonra kullandığı bir telefonu nereden bulduğu, aranan Öksüz’ün yerinin tespit edilmesi tehlikesi varken neden telefon taşıdığı, neden ABD elçiliğinden gelen telefonu açtığı, savcılığın Öksüz’ün darbeden sonra kullandığı telefona nasıl ulaştığı ve o telefonla başka hangi görüşmeleri yapıldığını tespit ettiği gibi başka sorular da akla gelecektir. Tabii, elden kaçtığı haberleri günlerdir çıkan darbenin en kritik isminin vizesini iptal için neden 4 gün beklenip ABD elçiliğine başvurulduğu, ABD’nin vizesi iptal edilmiş insanları arama prosedürünün böylesine bir vakada neden uygulandığı gibi başka sorular da.
Ama herhalde 2015 yılında FETÖ’nün Hava Kuvvetler İmamı olduğuyla ilgili savcılıklara verilmiş ifadeler olan ve paralel yapı soruşturmaları sürerken son iki yılda 20 kez ABD’ye uçmuş, darbeden önce son altı ayda 10 kez Akıncı Üssü civarına gelmiş bir İlahiyat doçentinden hiç şüphelenilmemesi ve tabii darbeden sonra Akıncı Üssü’nde yakalanıp, üzerinden bir GPS aleti çıkmasına rağmen serbest bırakılmasının arkasında ABD’nin olmadığı açık.
Beş darbe yaşamış Türkiye’de tecrübelere bakınca bir darbenin arkasında ABD ve Batı’nın olduğunu düşünmeye kestirmeden komploculuk denemez. ABD’de yaşayan bir adamın cemaatinin yaptığı bir darbenin ardından Batılı ülkelerin verdiği tepkiler, destek için Ankara ziyaretlerinin bile haftalar aylar sonra yapılması, Batı medyasının tavrı bu şüpheleri haklı olarak artırıyor.
Ama 250 insanın hayatını kaybettiği bir darbenin yurt dışı bağlantıları meselesi ciddi bir meseledir ve “kesin öyle ya” diye geçiştirilemez, üzerinden atlanamaz. Muhakkak bununla ilgili somut kanıtları bulmak, polisin, istihbaratın ve savcıların ilk işi olmalı, gazeteciler bu iddiaların ciddiyetine yakışır bir performansla haberlerini yapmalı, ortaya somut kanıtlar çıkarsa da darbeyi desteklediği belirlenen ülkelerle ilişkilerimiz dondurulmalı, darbecilerle iş birliği içinde olduğu çıkan elçiler istenmeyen adam ilan edilmeli, konu BM, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınmalı.
Bu aşamaya gelmeyen iddialar, teoriler bir iç siyaset malzemesi olarak iş görebilir, ideolojik kavgalara meze yapılabilir ama darbeyle ilgili Türkiye’nin haklı tezinin ciddiyetini ve ikna ediciliğini azaltmaktan başka bir işe yaramaz.
Bu açıdan Türkiye’nin başta devlet olmak üzere, bu 9 ayı iyi geçirdiği söylenemez. 9 ay sonra bunca kanıta rağmen hâlâ içeride ve dışarıda darbenin arkasında FETÖ olduğuyla ilgili şüphesi olan insanlar için ikna edici malzeme üretememiş olmak bu ihmallerden en ciddisi olmalı.
İşi bu olan resmî ve sivil kurumların 9 aydır bunu yapmadığını görünce Türkiye gazetesinden Ceren Kenar’la birlikte tamamen açık kaynaklardan yazdığımız ve basit bir blog sitesine yüklediğimiz İngilizce ve Türkçe bu rapora gelen tepkiler ne kadar geç kalındığını gösteriyor.
https://medium.com/@15thJulyCoup/15-temmuz-darbesi%CC%87ni%CC%87n-arkasinda-ki%CC%87m-var-586e76b7836f
Herhâlde kendi işimizi iyi yapamamanın sebebi de dış güçler olmasa gerek...
Yazarlar
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025