Akın ÖZÇER
İkinci dünya savaşından bu yana küresel düzeyde bir savaş olmuyor, devletler ve özellikle savaşları küreselleştirebilecek büyük güçler uluslararası barış ve istikrardan yana tavır alıyor görünüyor ama insanlığın temel talebi olan şiddetten arındırılmış bir dünyada yaşadığımızı söylemek mümkün değil. Bugün büyük güçlerin küresel hegemonyalarını sürdürmek için körüklediği bölgesel savaşlarda, desteklediği askeri darbeler ya da doğrudan sivilleri hedef olan terörist eylemlerde yaşamlarını yitiren o kadar çok masum insan var ki son 60 yıl içinde uluslararası sözleşmelerle olabildiğince gelişmiş olan temel hak ve özgürlükler kâğıt üzerinde kalıyor.
Dünyamızın ve özellikle bölgemizin bugün içinde bulunduğu kaotik ortamın sorumlularının, eskiden kaba güç kullanarak ulaştıkları hedeflere, bu defa temel amacı uluslararası barış ve güvenliği korumak olan BM Yasası’nın etrafından dolaşarak varmaya çalışan büyük güçler oldukları ortada. İkinci dünya savaşından bu yana başta iki, ardından tek ya da çok kutuplu dünyada yaşanan bölgesel çatışmalar, uluslararası hukuka aykırı ilhaklar, devrimler, silahlı müdahaleler, askeri darbeler ve terör eylemleri bu söylediğimi açık ve net biçimde kanıtlıyor.
Bu bakımdan başta BM Yasası olmak üzere, uluslararası sözleşmelere bir şekilde uluslararası barış ve güvenlik üzerindeki yeni tehditlerle mücadeleyi öngören hususların dâhil edilmesinin şart olduğunu düşünüyorum. Örneğin BM Yasası’nın 2/7. maddesi “bu anlaşmanın hiçbir hükmü herhangi bir devletin kendi iç yetki alanına giren konulara müdahale yetkisi vermediği gibi üyeleri de bu türden konuları işbu anlaşma uyarınca çözüme bağlamaya zorlayamaz” diyor. Cümleye “demokratik yollardan seçilmiş hükümetlerin askeri darbelerle yıkılması hali hariç” ibaresinin eklenmesi ne kadar uygun olur, bugüne kadar dünyadaki askeri darbelerin çoğunun arkasında durmuş olan ABD başta olmak üzere Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisine sahip daimi üyeleri tarafından nasıl karşılanır ayrıca değerlendirmek gerekir. Ama bu konuda veto kullanacak olanların askeri darbelere çok da karşı olmadıkları ortaya çıkmış olur elbette.
Yaptırım gücü yüksek olmamakla birlikte askeri darbelerle mücadeleyi BM Genel Kurulu’nda geliştirmek daha kolay. Sonuçta askeri darbelere maruz kalmış Latin Amerika ya da Orta-Doğu ülkeleri olsun, büyük güçlerin eski sömürgeleri olsun, askeri veya yeni kuşak darbelerle mücadeleyi önemserler. O bakımdan Genel Kurul’un “özel politikalar ve dekolonizasyon” ile ilgili 4. Komisyonunda bir darbelerle mücadele alt komisyonu kurulması mümkün olabilir.
Darbelerle mücadele ayrıca kurucu üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’nin Parlamenterler Meclisi (AKPM) Siyasi Konular ve Demokrasi Komisyonu’nun alanına giriyor. Komisyon üç alt komisyondan oluşuyor. Üye parlamenterlerimizin (Deniz Baykal, Şaban Dişli, Erkan Kandemir, Talip Küçükcan) talebiyle “darbelerle mücadele” başlıklı yeni bir alt komisyon oluşturulmasının mümkün olabileceğini düşünüyorum. Hem darbeler bir demokrasi sorunu olduğu, hem de üç alt komisyondan biri (Yakın Doğu ve Arap Dünyası) askeri darbelere maruz kalan bölge ülkelerinin sorunlarını ele aldığı için.
Aslında darbelerle mücadelenin başarılı olması, yanlış bilgilendirme ve manipülasyon aracı olarak kullanılan ABD başta büyük güçlerin kontrolündeki uluslararası medya için yaptırımı olan “etik” kuralların belirlenmesine bağlı görünüyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisi önceki gün basın mensuplarına 15 Temmuz darbe girişiminde Washington’un parmağı olduğunu ya da bu girişimden haberdar olduğunu öne süren “yorum ve suçlamalar” nedeniyle derinden incindiğini söylemiş. Bu son derece doğal çünkü kendisi başarılı olmuş askeri darbelere destek konusunda sicili temiz olmayan ve medyasında hâlâ darbe girişimine dolaylı destek sayılacak haber ve yorumlar yayımlanan bir ülkeyi temsil ediyor.
Büyükelçi Bass ülkesinin darbedeki parmak izlerine işaret edilmesinden inciniyor da, bu darbeye karşı çıkan herkese “İslamcı” etiketi yapıştırmaktan çekinmeyen Amerikan medyasını okudukça bizler incinmiyor muyuz? Nasıl olur da Amerikan medyası laikliğin kök saldığı bu toplumdaki insanlar için böyle yalanlar yazabilir diye üzülmüyor muyuz? Ben dâhil bu halkın büyük bir çoğunluğu, paralarının üzerine “Tanrı’ya inanıyoruz” (In God we trust) yazanların, İslam söz konusu olduğunda “dindar” ile “İslamcı” sözcüğünü eş anlamlı kullanmalarından rahatsızlık duymuyor muyuz? Hiçbir zaman öyle bir şey demediği, anayasada o yönde bir değişikliği ima dahi etmediği halde “Erdoğan Türkiye’yi İslam Cumhuriyeti’ne dönüştürecek” diye atıp tutanları okuyunca isyan etmiyor muyuz?
Büyükelçi Bass yıllardır demokratik değerler ve temel hak ve özgürlükler için çırpınan, bu halka, Şili’den Mısır’a kadar dünyadaki örneklerini göstererek askeri darbelerin ne kadar kötü olduğunu anlatan bizlere “ama basın özgürlüğü var” demeye kalkmamalı. Yıllardır sürekli ve sistematik olarak yalan yazılıyor ve Erdoğan üzerinden Türkiye hedef alınıyorsa, insanın aklına doğal olarak iki ay önce açıklanan Chilcot raporu geliyor. Amerikan medyası Bush yönetiminin Irak’ı işgal etmesini sağlamak için bu raporda yalan olduğu açıklanan bilgileri yayınlamamış mıydı? Yoksa şimdi o yalanların basın özgürlüğü kapsamında dile getirildiği safsatasına inanmamız mı isteniyor?
Büyükelçi Bass’ın, Türk-Amerikan ilişkilerinin artık kolaylıkla giderilemeyecek bir krize girmesinden üzüntü duymasını anlamamak mümkün değil. Kendisi, Ankara Büyükelçisi olarak, Washington’a gerekli mesajları iletmiştir mutlaka. Ama ne kadar başarılı olduğunu kuşkuyla karşılıyorum. Çünkü sadece Amerikan medyası değil, Batı Avrupa medyası da, normalde darbeye karşı direnen bu halkı alkışlamak yerine Erdoğan karşıtlığını (ne kadar otoriter, nasıl diktatör, ne kadar İslamcı olduğunu) yazıp çizmeyi, asker-sivil bürokrasiyi örümcek ağı gibi sarmış FETÖ militanları ayıklanırken sayının yüksekliği üzerinden yaygara koparmayı sürdürüyor. Bunları sadece İngilizce değil, ayrıca Fransızca, Almanca, İspanyolca olarak da okuyoruz. Bunun yalanlara dayalı bir karalama kampanyası olduğu belli de, darbe gerçekleşmediği halde neden inatla devam ettiriliyor acaba?
Bu soruyu sormaya ve sadece FETÖ örgütünün bulunduğu ABD’den değil, çatlak sesler gelen bazı büyük AB üyelerinden de kuşku duymaya hakkımız var. 15 Temmuza kadar kutuplaşmış toplumumuzu bir anda bir araya getiren de, Pazar günü Yenikapı’da milyonlarca insanın toplanmasına yol açan da, müttefik saydığımız, dost sandığımız ülkelerden duyduğumuz bu kuşku doğal olarak.
15 Temmuzda açıkça görülen şu ki XX. yüzyılın büyük devletlerinden önemli bir bölümü hâlâ insanlığı yerle bir etmiş iki dünya savaşından ders almış değiller. Emperyalist hedeflerine bu kez yalanlara dayalı farklı yollardan varmak için askeri darbeleri kullanmak dâhil her türlü ilkesizliği sergiliyorlar. Bu nedenle, askeri veya yeni kuşak darbelere maruz kalmış ya da kalan tüm ülkelerin etnik, kültürel ve ideolojik farklılıklarını bir yana bırakarak, uluslararası platformlarda hep birlikte topyekûn bir mücadele vermeleri gerekiyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları


















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
2.02.2026
26.01.2026
15.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
21.12.2025
13.12.2025
6.12.2025
1.12.2025