Cengiz AKTAR
Mayıs sonundan bu yana pek yazmadım. Dönüp dolaşıp aynı şeyler üzerine aynı şeyleri yazmak beyni güdükleştiriyor. Bu tuhaf memlekette doğanların kaderi bu döngüsellik… Rahmetli Çetin Altan bilmem kaç yıl öncesinde yazdığı yazıları köşesine koyar siz de okur okur ve sonunda “bu yazı yirmi yıl önce yazıldı” tokadını yerdiniz ya hani… Sanılmasın ki bugün yaşananlar bugüne mahsus, bugünle açıklanabilecek, hadi bir adım daha gidelim, Erdoğan ile açıklanabilecek şeyler. Burası 1915’ten bu yana melanet biriktiren ve aklı sıra o melaneti öteleyerek yoluna devam edebileceğini sanan insanların ülkesi… Melanetlerin lanetinden kurtulabilmek, onlarla yüzleşebilmek, yeniden sevip yaşayabilmek için,her kula nasip olmayacak bir fırsat çıktıydı: Avrupa Birliği! Çıpa, dinamik, ivme, teşvik, payanda, baston, adı ne olursa olsun AB kırıp dökmeden ya da kırıp dökmekten usul usul kurtularak kendimizle barışma imkânı sunuyordu. Beceremedik. Kül oldu gitti. İhtimalen bir daha da geri gelmez. Sabilerin ömründe dahî… Bu fiyaskonun gerçekleşmesinde diğer taraf da elinden geleni ardına komadı, vizyonsuzlukta zirve yapan bir Avrupa ile cebelleştik yıllarca. Türkiye’yi örneğin bir Estonya ile aynı kefeye koyarak üyelik konuşmak Avrupa bürokrasisinin basiretsizliği kadar Avrupalı siyasetçinin sahtekârlığıydı da…
Artık çanak çömlek patladı, Türkiye yine tek başına ve bu yalnızlığa muktedirler de dâhil. AB üyeliği defteri kapandığı gibi daha uzun vadede derin bir batısızlaştırılmaya maruz Türkiye. Türkiye’den bu sayede kurtulduğunu sanan Avrupa için de geçerli bu fiyasko. Sonuçta, içeride ve dışarıda neyi, neden ve ne zaman yapacağı belirsiz koskoca ve sorun yumağı ve faşist bir komşuyla yaşamak hoşnut olunacak bir durum değil. Artan göç ve iltica, bölgede askerî macera riski, IŞİD’le var olan gayrimeşru ilişki, Kıbrıs, Avrupa’daki Türkiyeliler, ikili ilişkilerde süregelen kronik hakaret dili… Avrupa kendini birebir ilgilendiren tüm bu sorunları sineye çekmeye ve ilişkiye başka bir zeminde devam etmeye razı.
Avrupa kurumlarının Türkiye denince külliyen bocaladıklarını gözlemlemek zor değil. Zira önlerinde Batı sisteminden hızla çıkmakta olan bir ülke var. Ne Strazburg’daki Avrupa Konseyi ne de Brüksel’deki Avrupa Birliği kurumları açıkçası Türkiye’yi nereye koyacaklarını bilemiyorlar. Üyelik müzakerelerini, taraf olunan antlaşmalara riayeti ve çok taraflı ilişkileri yöneten bu kurumlar Türkiye konusunda havlu atmış durumdalar. Bırakın kamuoylarını, kendileri dahi kendi söylediklerini dikkate almaz hale gelmiş durumdalar. Avrupa Konseyi’nin Venedik Komisyonu, İnsan Hakları Komiseri, Parlamenterler Asamblesi, 15 Temmuz sonrası mağdurlarının başvurularını utanmazca reddetmiş olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hiçbir ağırlığı, yaptırımı, etkisi kalmamıştır.
Avrupa Birliği tarafında Avrupa Parlamentosu ile Avrupa Komisyonu’nun adet yerini bulsun diye söylediklerinin de hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Hal böyle olunca meydan maddî çıkarların temsilcilerine kalıyor ve bugün artık son sözü onlar söylüyor. Avrupa’nın Türkiye’nin demokrasisinin istikbali gibi bir derdi, endişesi, çabası kalmayınca bütün ilişkiler paraya tahvil ediliyor. Bugün bulunduğumuz yer burası ve Ankara’daki rejim bu ilişki biçiminden ziyadesiyle memnun. Avrupa’nın sinik umursamazlığı ile Ankara’nın sinik umursamazlığının buluştuğu ortak nokta: para!
Bulunduğumuz yeri açalım. Avrupa Gezi, yolsuzluk iddiaları ve Kürdlerle barış müzakerelerinin çökmesinden itibaren Türkiye’nin üyeliği defterini tamamen kapattı. Can çekişmekte olan ilişkiyi kafasında bitirdi. Rejim ise AB’nin katılım öncesi standartlarının, demokrasisiz ve hukuksuz kalkınma muradının önünde engel oluşturdukları hükmünden hareketle üyelik müzakerelerini çoktan savsaklar haldeydi. 2013 sonrasında hızlanan gayridemokratik gidişat 15 Temmuz sonrasında çığırından çıkınca taraflar açısından üyelik zemini çöktü. 16 Nisan’da rejim değişikliği çöküntünün üzerine tüy dikti. Nitekim AB, Dışpolitika Temsilcisi Mogherini’nin ağzından “Allah sizden razı olsun” dercesine referandum sonuçlarını saygıyla karşıladığını kayda geçirdi. Türkiye ilelebet AB’nin yakasından düşmüştü. Geriye kalmıştı ticaret!
Sadece 2016 yılı için Avrupa Türkiye’den 66.6 milyar avroluk ithalat, Türkiye’ye 78 milyar avro ihracat yaptı. Hem stok hem yıllık bazda AB şirketleri Türkiye’nin en önemli doğrudan sermaye yatırımcıları. Türkiye’de kurulu yaklaşık 60.000 uluslararası sermayeli şirketin 22.000’i AB ülkeleri ortaklı girişimler. Bu şirketlerin sırasıyla 7000’i Alman, 3000’iİngiliz, 2800’ü de Felemenk. Rakamlar AB’nin dünya ticaretinde çok bir şey ifade etmeseler de kayda değerler.
İkili ekonomik ilişkilere ilâveten AB’nin Katılım Öncesi Araç (IPA) fonları mevcut. Her ne kadar bu fonlar artık layıkıyla kullanılamıyorsa da (2014-2020 dönemi için bütçelendirilen4.45 milyar avronun bugün itibariyle sadece 186 milyonu projelere aktarılmış durumda)Türkiye kağıt üzerindeki aday statüsü sayesinde özellikle Avrupa Yatırım Bankası, EBRD ve Dünya Bankası kaynaklarına daha kolay ulaşabiliyor. Bir-iki veriyle özetlemeye çalıştığım ekonomik ilişki az değil ve AB’nin (ve tabii rejimin) gözü artık bundan başka bir şey görmüyor.
Hafta başında İnsan Hakları aktivistleri derdest edildiği sırada Türkiye’de bulunan AB Ulaştırma Komiseri VioletaBulç’un, tüm ciddî uzmanlar tarafından yersiz bulunan 3. havaalanı ve ebediyen zarar edecek olan 3. köprü ile ilgili yersiz güzellemeleri AB’nin ruh halini iyi anlatıyor. Aynı bağlamda burada proje peşinde koşan AB’li şirketlerinin kendi ülkelerinde asla sahip olmadıkları çevresel ve çalışma hayatı ilintili hukuksuzluk kalkanını pek sevdiklerini de bir kenara not edelim.
Önümüzdeki onyıllarda AB-Türkiye ilişkilerini çıkarların sinik dünyası belirleyecek. İlişki bu anlamda resetlenmeyecek, formatlanacak. Bu bağlamda gümrük birliği kararının gözden geçirilmesi çok konuşuluyor olsa da ve taraflar bununla yetinmeye hazır olsalar da, çok zor. Bir defa Türkiye’deki yaygın hukuk dışılık gümrük birliğinin gözden geçirilmesini ve herhangi başka ekonomik ortaklığı olumsuz etkileme potansiyeline sahip. AB’nin gümrük birliği çerçevesindeki standartları ile rejimin ekonomik standartları arasında, örneğin şeffaflık, hesap verebilirlik, ekonomik iyi yönetişim gibi, kan uyuşmazlığı var. İkincisi gümrük birliği ancak üyelikle taçlanırsa anlamlıdır. Hiçbir ülke üye olmayacağı bir birliğe tek taraflı ekonomik taviz vermez. Üçüncüsü, iddia edildiği gibi Hizmet Sunma Serbestisi ve Tarım kapsam dâhiline alındı varsayalım, bu kallavi fasıllardaki müktesebatın içselleştirilmesi üyelik müzakeresinden farklı değildir; öyleyse ne anlamı var. Dördüncüsü pek çok AB politikacısı gümrük birliğinin güncelleştirilmesine karşı; karşı olmayanlar ise “kararın alınmasına siyasî koşul getirelim” diyor. Rejimin asla böyle bir niyeti yok.
Sonuçta Türkiye herhangi bir üçüncü ülke gibi AB’nin “ekonomik coğrafyasında” yerini alacak. “Allahtan ilişki kopmadı” diye sevinenler AB’nin Kuzey Kore dışında her ülkeyle ilişkisi olduğunu nedense hep unutmayı tercih ediyorlar. Somut olarak, ilişkilerin eskiye dayanması ve epey yol katedilmiş olmasına binaen olabilecek en kapsamlı serbest ticaret anlaşması yapılacaktır.
Önümüzdeki aylarda üyelikten söz etmeyen yeni format gündeme geldiğinde, iş dünyası başta olmak üzere resmî Türkiye önce mırın kırın edip “istemem koy yan cebime” diyecek. Avrupa’dan demokratik medet umanların beklentileri ise maalesef boşa düşecek.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları



































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.01.2022
18.05.2021
10.05.2021
24.04.2021
24.03.2021
23.02.2021
20.01.2021
12.01.2021
28.12.2020
22.12.2020