Elif ÇAKIR
18 Nisan seçimlerine iki kritik hadise damgasını vurdu.
- Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi
- 28 Şubat Süreci
Bu iki hadise seçimlerde seçmenin tercihini olumlu ve olumsuz yönde etkiledi.
Genel ve yerel seçimlerin birleştirildiği 18 Nisan 1999 erken seçimlerinin sonuçları, araştırma şirketlerinin tahminlerini de siyasi analizcilerin beklentilerini de altüst eden bir tablo ortaya çıkarttı.
1995 seçimlerinde aldığı yüzde 14.6 oy oranı ile TBMM’nin dördüncü partisi durumunda olan DSP’ye seçmen genel seçimlerde verdiği oy ile (yüzde 22.2) Meclis’te birinci parti durumuna yükseltirken, yerel seçimde ise yaptığı tercih ile Fazilet Partisi’ni (yüzde 18.4) birinci parti durumuna yükseltmiştir.
1995 seçimlerinde aldığı yüzde 21.4 oy oranı ile TBMM’nin birinci partisi olan Refah Partisi (Fazilet Partisi), 28 Şubat post modern darbesinin muhatabı olmasına, partisinin kapatılması gibi mağduriyetlerle karşı karşıya kalmasına rağmen, yeterli desteği bulamamıştır.
Seçmen, Fazilet Partisi’ne belediyelerdeki hizmetlerine devam et, hizmetlerinden memnunum dediği halde ülke yönetiminde verdiği desteği geri çekmiştir.
Peki, ama neden?
Temel hak ve özgürlükler konusunda ağır mağduriyetler yaşayan dindar kesimin temsilcisi durumunda olan, dahası hakkında kapatma davası açılan Fazilet Partisi’ne 28 Şubat’ın mağdur ettiği kitlenin bir kısmının dahi oy vermediği ortaya çıkıyor.
Soralım... Neden?
Şundan...
28 Şubat’ın mağduriyetini yaşayan kesim, karşılaştığı baskılar karşısında Fazilet Partisi’nin mağduriyetlerin yeterince sözcülüğünü iyi yapamadığını, dirayetli ve arkasında durabileceği beyanlar yerine kaçamak açıklamalarla yetindiğini, kendisine oy veren kesimlerin hakkını yüksek sesle savunmaktan kaçındığını, yani yeterince dik duramadığına kanaat getirip, Fazilet’e olan inancı sarsıldı.
Fazilet Partisi ve tabanı arasında bir güven sorunu ortaya çıktı.
Algı böyleydi çünkü.
Fazilet Partisi kendisini, derdini iyi anlatamadı. Süreci iyi yönetemedi.
Süreci iyi yönetemeyince, kafası karışık olan dindar kesim oyunu Fazilet Partisi’nden sakındı.
Elbette ki tek sebep bu değil, büyük umutlarla oy verdikleri Fazilet Partisi’nin yereldeki gibi hükümette aynı başarılı performansı sergilememiş olmasını, genç seçmene ulaşamamasını, artık heyecan yaratmıyor olmasını da yenilgi sebepleri arasında sayabiliriz.
28 Şubat iradesiyle karşı karşıya kalan ve karşılaştığı hadiseler karşısında zaaf gösteren Fazilet Partisini seçmen cezalandırmıştır.
Öyle bir süreçti ki, hatırlayın, 19 Nisan’dan itibaren yapılan yorumlar şu minvaldeydi: 28 Şubatçılar ve 28 Şubatçılara karşı çıkanlar kaybetti. 28 Şubatçılar haklı!
Yerelde yüzde 15 oy alan DSP’nin, parlamento seçiminde sandıktan birinci parti olarak çıkmasının sebebi ise, seçimlerden kısa bir süre önce Abdullah Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye teslim edildiği süreçte, Meclis’in aldığı erken seçim kararı ve Türkiye’yi seçime götürecek koalisyon hükümetinin ortağı olması.
Peki, bugün...
24 Haziran’da 18 Nisan seçimlerindeki gibi bir tablo nasıl ortaya çıkar?
Türkiye uzunca bir süredir olağanüstü bir süreçten geçiyor.
Ve 24 Haziran seçimlerine gidilmesinin ana gerekçelerinden birisi “sistem değişikliği”.
16 Nisan Referandumu ile Türkiye’de yönetim olarak Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçti.
16 Nisan referandumunda dahi gidilen anayasa değişikliğini, sistem değişikliğini iyi anlatamayan AK Parti bugün hala Cumhurbaşkanlığına dair sistemin ne olduğunu kamuoyuna iyi anlatabilmiş değil.
Hal böyle iken, referandumdan bu yana gelişen hadiseler bugün referandumda evet oyu veren seçmenin “sistem hakkında” kafasında sorulara oluşturmaya başladı.
2002’den bu yana yaptığı icraatlardan ve AK Parti’nin 17-25 Aralık, 15 Temmuz darbesi gibi karşı karşıya kaldığı antidemokratik kalkışmalardan dolayı destek ve hükümetteki çift başlılığın bitmesi için evet oyu veren AK Parti seçmeninin kafası karışık.
Çünkü, Cumhurbaşkanlığı Sistemin’in denetimsiz bir güç olduğunu düşünüyor.
15 Temmuz darbesi sonrası Türkiye’nin bekasını ilgilendiren FETÖ davasında oluşan hukuksuzlukları görüyor.
AK Parti’nin Cumhurbaşkanlığı Sistemini iyi anlatamaması sonucunda, AK Parti tabanı oyunu Erdoğan’a verirken, sistemde bir denge denetim oluşsun diye parlamentoda başka bir tercihte bulunabilir.
Kaldı ki, AK Parti’ye yönelik pek çok eleştiri var. İtirazlar var. AK Parti’nin bugün en büyük dezevantajı bugün kendisiyle mukayese ediliyor olması.
Eski reformcu, demokrat, bütün kesimleri kucaklayan AK Parti ve reformcu kimliğinden uzaklaşan AK Parti.
24 Haziran’da tıpkı 1999 seçimlerindeki gibi bir tablo ile karşı karşıya kalabiliriz derken bunu söylüyordum.
Bir dip dalga var. AK Parti eğer derinden gelen bu dip dalganın, beklentilerine cevap veremezse, zihinlerindeki karışıklığı gideremezse, o dip dalga akacak başka mecralar bulacaktır.
2 ay fena bir süre değil. AK Parti hamaset yapmadan, popülizme kaymadan, seçimi kazanmak için yapıyor algısına sebebiyet vermeden, samimiyetle pek çok şeyi değiştirebilir, olumlu adımlar atabilir.
Mesela, kendisine yakın medyada çıkan, Afrin Harekatında hayatını kaybetmiş acılı şehit aileleriyle “ben de oyumu Erdoğan’a verecem” röportajlarını yasaklatabilir.
Afrin Harekatı bu ülkenin bir meselesidir. Milli bir meseledir. Siyasete alet edilmemesi gerekir. Hele bu şekilde şehit aileleri hç kullanılmamalıdır.
“Önce siz kendi kitabınıza bakın”
Biliyorsunuz. Fransa’da aralarında eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin de bulunduğu 300 hadsiz Kuran’ı Kerim’den “şiddet ve Yahudi karşıtı fikirleri yaydığı” gerekçesiyle bazı ayetlerin çıkartılmasını istedikleri bir bildiri yayınladılar ya...
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 300 hadsiz Fransıza, Sakarya’dan hem de İlahiyat Fakültesinde düzenlenen “Bilgiden Bilince Gençlerle Baş Başa” konferansından tepki göstermiş:
300 hadsiz Fransız’a demiş ki:
“Önce siz kendi kitabınıza bakın..”
Görünce inanamadım. Yanlış okuyorum sandım. Tekrar tekrar okudum.
Yanlış mı anlıyorum deyip deyip tekrar okudum.
Gençlere sohbet ettiğiniz bir mekandan, ki o gençler yarın İlahiyat Fakültelerinde gençlerimize hocalık edecekler, camilerimizde halka vaaz edecekler, din adamlarımız olarak topluma rol model olacaklar.
Kutsal kitabımıza hakaret eden 300 Fransız hadsize had böyle mi bildirilir.
“Önce siz kendi kitabınıza bakın”.
Bir din adamına yakışan cevap bu mudur? Kendi kutsal kitabımızı savunurken “bizim kitabımız iyi sizin ki kötü” anlamında bir cevap mı verilir.
Ben, Diyanet Kurumumuzun başında olan, sırtında, bütün imamların başı anlamına gelen ağır cübbeyi giyen, başında sarık bulunan Ali Erbaş Hoca’dan, “kutsal kitapların önemini anlatan, ayetlerin çıkartılamayacağını, hükümlerin değiştirilemeyeceğini, hatanın kutsal kitaplarımızda değil, onların yorumlanmasında yaptığımız hatalardır” diyen şöyle bütün dünyaya ders niteliğinde bir manifesto yayınlamasını isterdim.
Bütün dillerde 300 Fransız’ın da düşünmesini, tefekkür etmesini sağlayacak mülakatlar vermesini isterdim.
Diyanet İşleri Başkanı’nın “önce siz kendi kitabınıza bakın” gibi oldukça tuhaf, yakışıksız cevap verdiği bir ülkenin cami imamları ne yapar ?
Yazarlar
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.02.2026
3.02.2026
28.01.2026
16.01.2026
14.01.2026
13.01.2026
6.01.2026
13.12.2025
30.11.2025
19.11.2025