Etyen MAHÇUPYAN
İslamcılık konusunu asli sahiplerine devretmeden önce birkaç söz daha söylenebilir. Bu tartışmanın 'bugün', yani İslami kesimden gelen, bu duyarlılığı kendi kimliği olarak ilan eden bir toplumsal ve siyasi hareketin iktidara sahip olduğu momentte ortaya çıkmış olması son derece anlamlı.
İktidar devirleri genellikle bir sürece yayılır ve yeni iktidar sahiplerinin bizzat kendi ideolojileri üzerinden tasarrufta bulunma hamleleri ile de devir işleminin gerçekleştiği belli olur. Söz konusu sürecin ilk bölümü bir 'düşmanın' alt edilmesi veya bir 'yanlışın' düzeltilmesi gibi tanımlanabilir. Ama nasıl adlandırılırsa adlandırılsın belirgin niteliği var olan düzenin bir yere kadar yıkılması, tahrip edilmesi ve bunun geçmiş iktidarın kısıtlanması yolu ile gerçekleşmesidir. Ancak sonrasında yeni iktidarın otoritesini meşrulaştırma, kendisine alan açma, rahatlama ve toplumsallaşma dönemi gelir. AKP iktidarı 'bugün' ikinci dönemde ve kendi tabanının kurucu bir aktör olarak kamusal alana girmesine olanak sağlıyor.
Bütün bunların İslamcılık tartışmasıyla yakından ilişkisi var... Çünkü eski rejimle mücadele edilen dönemde, siyasete damgasını vuran şey bizzat o rejimin nitelikleriydi. Kemalizm ve laiklik vurgusu İslami bir dil etrafında yığınların toparlanması ve ortak bir itiraz sesi yükseltmesi için yeterliydi. O sırada Müslümanlar arasındaki farklılıkların, kimin ve neyin İslami olduğunun bir önemi yoktu. Müslümanlar ve İslamcılar kendilerine ve birbirlerine değil, ötekine bakıyorlardı. Oysa iktidara sahip olunduğu ve kamusal alanın yeniden inşa edilebilme kanallarının açıldığı sonraki dönemde, hem ötekinin varlığı siyaset oluşturmak açısından yetersiz hale geldi, hem de çok yeni bir gelişme yaşandı: Kendilerine 'dindar' diyen birçok Müslüman kamusal alana girdiler, kendi din anlayışlarına uygun olan veya en azından ona ters düşmeyen çeşitli tutum ve davranışlar sergilemeye başladılar. Dahası, bu tutum ve davranışlar giderek norm koyucu özellik kazanma eğilimi taşıma ve yeni bir toplumsal iktidarın niteliğini tanımlama istidadı gösterdi.
Kısacası iktidarın başkalarında, İslami duyarlılıktan beslenen itirazın ise muhalefette olduğu süreçte, İslam'ı belirleyen 'şey' tüm Müslümanları kuşattığı varsayılan ve tanımı rehber aydınlarca yapılan bir ideolojik Müslümanlık, yani genel anlamıyla İslamcılıktı. Oysa iktidarın Müslümanlara geçtiği, her dindarın kendi din algısını kamusal alana yansıtabildiği dönemde, İslam'ı belirleyen 'şey' söz konusu iktidar sahibi Müslümanların niyet, istek, tercih ve taleplerini yansıtan pragmatik bir Müslümanlık, tabiri caizse Müslüman iktidarın 'praksisi' oldu.
Böylece İslam, iktidar sahibi Müslümanlar sayesinde İslamcıların elinden 'kaçırıldı'. Bu noktada iktidar sahibi derken, AKP hükümetini değil, onu çok aşan bir biçimde ekonomiden sanat ve kültüre, eğlence dünyasından yeni aile düzeneğine her alanda yeniyi inşa eden bir dalgadan bahsediyoruz. Bu dalganın aktörleri kendilerini muhakkak ki dindar olarak görüyor ve iyi Müslümanlar addediyorlar... Öte yandan kendilerini değişmez bir dindarlık kalıbına uydurmaktansa, dindarlığı kendi hayatlarını ve bireysel hayallerini kuşatacak biçimde tedrici olarak yeniden biçimlendiriyorlar.
Basitçe söylersek, Müslümanlar sekülerleşiyor ve bu da İslamcılığın cemaat içi otoritesini kaybetmesi anlamına geliyor. Kemalist rejimin laikliği ile mücade edildiğinde böyle bir sorun yoktu, çünkü sekülerleşme laikliğin 'mütemmim cüzü' gibi algılanıyordu ve aslında felsefi açıdan bu iki kavramın birbiriyle çelişkili olabileceği idrak edilmemişti. Derken laikliğin otoriter zihniyet altında Kemalist yoruma taşındığı, her zaman devletçi bir yaklaşımı ima ettiği keşfedildi ve bu tespit bizzat dindar ve Müslüman Başbakan tarafından telaffuz edildi. Böylece sekülerleşme zihniyet bağlamı açısından laiklikten koptu. Sekülerleşmenin farklı bir zihniyet altında yaşanabileceği ve bunun dindar kalarak ama din algısını özgürleştirerek yeni bir kişiselleşme yaratabileceği deneyimle anlaşıldı.
Dolayısıyla eskiden tüm Müslümanlar laikliğe karşı iken, bugün İslamcılar artık sekülerleşmeye karşılar ve onu yeniden laiklikle özdeşleştirmek istiyorlar. Bu durum, geçmişte tüm Müslümanların modernleşmeye karşı iken, şimdi İslamcıların bizzat modernliğe karşı olmalarıyla paralel... Ne var ki Türkiye'nin yeni sosyolojik gerçeği, sekülerleşen ve kendi dünyasından bir modernlik üretmek üzere olan yeni bir Müslüman'ı ve dindarlığı haberdar ediyor. Bu toplumsal dalga modernliğin ve devletçi otoriter laikliğin eleştirilebildiği post-modern ve küresel bir tarih aralığında mümkün olurken, geri dönüşü şimdilik olanaksız bir sosyolojik ve zihnî eşiğin geçilmesiyle de sonuçlandı.
İslamcıların anlaması gerek ki, artık 'elimizdeki' Müslümanlar bu ve onların kendilerini dindar kalarak değiştirme dürtüsünü durdurmak zor. Bu durumda sekülerleşmeye ve modern olana karşı çıkmanın bizzat Müslümanlara karşı olmak gibi algılanabileceğini idrak etmekte yarar var.
Orhan Miroğlu'na şifa dileği notu: İttihatçılığın ne olduğu meselesine Hrant'ı da sokup bir de benim bu hafızayı yok saydığımı yazabildiğine göre pekiyi bir ruh halinde olmadığını sanıyorum... Geçmiş olsun Orhan'cığım.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Kemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (2)
25.10.2025 - Kemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (1)
25.10.2025 - Kürt ‘açılımı’nın nedeni Suriye değil, Türkiye!
15.03.2025 - Muhalefet için bir not: İktidar (sanılanın aksine) tutarlı ve başarılı!
20.02.2025 - İktidarın Kürt ‘açılımı’ üzerine bir not
15.10.2024 - Çocuklar anayasa yapabilir mi?
24.09.2024 - Mustafa Kemal’in büyümeyen çocukları
19.09.2024 - Nasıl bir ordu isterdiniz?
10.09.2024 - Yeni İttihatçılık havuzunun bilinçsiz balıkları
2.09.2024 - Seçimlerden kim kazançlı çıkacak?
13.04.2024
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları







































































Ad Soyad Giriniz...
Ulan bayagi heyecanli film. Filmin sonunu soylemek gibi olmasin ama somunda bu yazinin daha 5 yil onceden yazildigi anlasiliyor. Yani adamlar da finci koduna rahmet okutmuslar. Filmin adi "parola yetmez ama evet"!