Ferhat KENTEL
Malatya, Ayazağa, Muğla-Dalyan... Ortalıkta bir nefret selidir gidiyor... Bunların her birinin mutlaka kendine özgü sebepleri vardır; her birini ayrı ayrı ele alıp, kafa yormakta yarar vardır. Ancak her halükârda, her birinde ortak bir taraf var; her birinde “provoke” olduğu söylenen birtakım “vatandaşlar” var.
Ve mutlaka bu “işlerin” “organize” bir tarafı da vardır ve fayda sağlamayı uman, daha “derin” hesapları olan birileri de vardır. Yani “provokasyon” vardır.
Ancak burada mühim olan soru şu: Neden ve nasıl bu provokatör efendiler, bu kadar kolaylıkla provoke olabilen “vatandaş” olarak tanımlanan güruhlar bulabiliyor ve onları harekete geçirebiliyorlar?
Öyle anlaşılıyor ki, nefret eden vatandaşlar, üzerlerine saldırdıkları, linç etmeye çalıştıkları öteki insanların her birinin ortak bir “öz”e tabii ki “kötü” bir öze sahip olduğuna dair tam anlamıyla ikna olmuş durumdalar. Bu ikna olma hâli, bazı özellikleri bakımından kendisi gibi olmayan her türlü farklı insana karşı beslenen “yabancı düşmanlığına” ya da bunun bir nebze daha ileri aşaması olarak “ırkçılığa” tekabül eder ve ırkçılık kendinden olmayanın yok edilmesi arzusunu besler.
Yani, iyi niyetli ve saf bir şekilde dile gelen “bizde Allah’a şükür ırkçılık gibi şeyler yoktur”güzellemesi ve avunmasına rağmen, güzel ülkemizde Kürtlere, Ermenilere, Yahudilere, Alevilere karşı “ırkçılık” var. Ama aynı zamanda nefret nesnesi doğrudan bir etnik köken ya da ırk olmasa da, farklı kültürel ve sınıfsal tezahürlere, cinsel yönelimlere, siyasal tercihlere karşı da ırkçılığın şablonunun birebir adapte olduğu nefret etme durumları da var. Ve başörtülülere, Sünni dindarlara, eşcinsellere, köylülere, sokak çocuklarına vs. karşı duyulan nefret de ırkçılıkla benzer bir şablondan besleniyor.
Ancak ortalıktaki bu nefretin ırkçılıktan ve farklı ırkçılık tezahürlerini yeniden üreten şablondan kaynaklandığını söylemek maalesef pek bir işe yaramıyor. Bu yaşadıklarımıza nerelerden geçerek geldiğimize biraz daha incelikli bakmak gerekiyor.
Türkiye’de geçmişten bugüne, merkeziyetçi ve otoriter devlet yapısı, kendisini yeniden üretebilmek için sürekli olarak “tehlikeli öteki” fikrini kullandı; farklı toplumsal kesimler, devletin gazabından kendilerini koruyabilmek için, devletle birlikte sözkonusu “ötekilere” karşı korku ve önyargılarını ve siyasal kutuplaşmaları beslediler.
Geçmişte de, bugün de ne siyasal kutuplaşmalar ne de kültürel kutuplaşmalar eksik oldu. Tehlikeyi, şiddeti, idamları, linçleri, katliamları unut(a)mayan bir toplumun bireyleri arasında da “provokasyon” her zaman mevcut oldu. Her zaman potansiyel korkuları varolan insanlar, kendi “inandıkları” dünyanın ve onun sembollerinin doğru veya yanlış sarsıldığını hissettikleri anda “güvenliklerini” yeniden tesis etmek üzere kolayca “provoke” oldular; yaktılar, yıktılar, kestiler ve bugün de “provoke” olmaya devam ediyorlar.
Öte yandan, bu “zor politikalarıyla” çarpılmış, travmalara uğramış toplumun gündelik hayatta yaşadığı hikâyelerin izini sürmek de belki “kendi üzerimize düşünmek” için daha fazla imkân sunabilir.
Mutlak ayrışmalar hiçbir zaman olmamış olsa da, eskiden içinde yaşadığımız “cemaat” yapıları artık yok. Bugün de farklı şekillerde ve yeniden üreyen cemaatler olsa da, artık çok daha “iç içe” geçmiş durumdayız.
Mesela eskiden sahurda davul çalmak, herhâlde Müslüman mahallesini “birlikte” hareket etmeye çağıran, yılın belli bir döneminde düzeni yeniden güncelleyen, uyumu “özendiren” / “dayatan” sembolik bir ritüel olarak düşünülebilir. “Davul” o zamanki “kolektif inancın rengi”ydi. O inancın rengini veren unsurlar arasında davuldan başka, mesela bayram öncesi kadınların birlikte hazırladıkları ve mahallenin fırınlarında pişirttikleri baklavalar da vardı. Ya da HıristiyanlarınPaskalya yortularında rengârenk boyadıkları yumurtalar vardı. Ve buna, şimdi “nostalji edebiyatı” gibi gelecek olan bütün renkleri ekleyin...
Şimdi inancın rengi değişti. Çünkü artık mahalle yok. Artık mahalleler iç içe geçti; artık davulu başkaları da duymaya başladı ve kaybolan mahallelerini umutsuzca yeniden inşa etmeye çalışan insanlar var. Ve bu inşa etme çabası içinde inancın rengi de değişti.
Yeni renkleriyle inanç da artık bir güç aracı. Gücü sağlamak için, korkan insanlar inancı yeniden tahkim ediyorlar. Aslında doğru dürüst inanmıyorlar bile... İnanç adı altında, kendi korkularını yenebilecekleri, içi boş ama dışı cilalanmış savaş aletleri inşa ediyorlar.
» Bir özel not ve rica:
Geçtiğimiz ay içinde Bakırköy Kadın Cezaevi’nden “Görülmüştür” mühürlü bir mektup aldım.İstanbul Şehir Üniversitesi’nde sosyoloji yüksek lisansı yapmak isteyen bir tutukludan. Sürekli yanımda dolaştırdığım ve aradan geçen bu kadar süreye rağmen bir türlü cevap veremediğim mektubu şimdi de bulamıyorum. İşin daha da kötüsü mektup sahibinin adını da hatırlamıyorum ve tabii ki çok mahcubum... Bu notu görenler arasında bana mektup yollayan arkadaştan haberdar olanlar, ona haber iletebilirlerse ve kendisinin benimle yeniden irtibat kurmasını sağlarlarsa minnettar olacağım.
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları


















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020