Hasan CEMAL
Haberlere göz atıyorum,
boğulur gibi oluyorum.
Dokuz HDP milletvekiline hapis yolu
açılıyor:
Fatma Kurtulan, Garo Paylan,
Hüda Kaya, Meral Danış Beştaş,
Hakkı Saruhan Oluç,
Serpil Kemalbay Pekgözegü,
Sezai Temelli,
Pero Dündar, Pervin Buldan...

Bir başka HDP milletvekili
Ömer Faruk Gergerlioğlu
hakkındaki hapis cezası
Yargıtay tarafından onanmış.
Kısacası HDP'ye dönük siyasal kırım
hızla ilerliyor. Başta Selahattin Demirtaş
olmak üzere birçok HDP milletvekili,
belediye başkanı, parti yöneticisi
zaten çoktan beri demir parmaklık
arkasında yatıyor. 6 milyon oyu olan
bir parti fiilen kapatılıyor, içi boşaltılıyor,
sadece bir "tabela" haline
getirilmek isteniyor.
Demokrasi diyorsak, hukuk diyorsak,
özgürlük diyorsak, HDP'nin yanında
durmalıyız. 6 milyon oyu olan
bir partinin yok edilmesine
karşı çıkmalıyız.
Adı çıkmaz sokak olan çirkin bir oyun
bu ülkede çok oynandı.
Ama daha çok acı ve gözyaşından başka
bir şey ne yazık ki getirmedi.
Garo Paylan, Hüda Kaya, Fatma Kurtulan, Meral Danış Beştaş, Hakkı Saruhan Oluç,
Serpil Kemalbay Pekgözegü, Sezai Temelli, Pero Dündar,
Ömer Faruk Gergerlioğlu, Pervin Buldan...
Günlüğümün sayfaları
arasında dolaşırken
27 yıl önceye dalıyorum.
Diyarbakır, 1994 yılı Mart ayı.
O günü unutmam.
1994'ün Mart ayı.
Öğleden sonra televizyon
haberlerini izliyorum.
Görüntüler irkiltici.
DEP milletvekili Orhan Doğan,
ensesinde bir polisin eli,
ite kaka TBMM'den çıkarılıyor,
bir araca bindirilip gözaltına alınıyor.
Bu fotoğrafı hiç unutmadım
Dokunulmazlıkları kaldırılan DEP'li
milletvekillerine, (Leyla Zana, Hatip
Dicle, Mahmut Alınak, Selim Sadak,
Sırrı Sakık, Orhan Doğan,
Zübeyir Aydar, Ahmet Türk)
hapis yolu açılırken, bu Orhan Doğan
fotoğrafı da belleğime çakılıp kalıyor.
Ertesi gün gazetedeki köşemde,
TBMM'nin demokrasi adına
kötü bir sınav verdiğini yazmış,
böyle bir kararın şiddet ve terörle
mücadeleyi güçlendirmeyeceğini,
Türkiye'yi dışarıda sıkıştıracağını,
Güneydoğu'da halkla devletin arasını
daha beter açacağını belirtmiştim.
Leyla Zana, Orhan Doğan eller kelepçeli...
Düşünüyorum, ne yazacak tarih?
Orhan Doğan'la sohbetlerimizde
hep barışı aramıştık.
Hep silahların sustuğu günlerin
özlemini çekiyordu.
"İnsanlığın birleştirici gücü"ne
inanan bir insandı.
İnsanlığın birleştirici gücü!
Gündüz Vassaf'ın
"Tarihi Yargılıyorum" isimli
son kitabında geçiyor:
Tarihimize bakıp aramızdaki
farklılıkları abartırken,
bizi birleştiren insanlığımızın
hayret verici gücünü, teker teker
ve hep birlikte neye muktedir
olduğumuzu yadsıyoruz.
Acaba insanlığımıza sarılsak,
Kürt sorunu yaşanır mıydı?
İnsanlığımıza sarılsak,
bu kadar şiddet yaşanır mıydı?
İnsanlığımıza sarılsak,
Orhan Doğan'lar onca yıl
demir parmaklık arkasında yaşar mıydı?
Milletvekili dokunulmazlıklarının
siyasal nedenlerle kaldırılması
demokrasiye sığmaz.
Günlüğümün sayfaları
arasında dolaşırken
yine 27 yıl öncesi...
Diyarbakır, 21 Mart 1994
İki yıl öncesine göre ne kadar farklı!
Kansız, sakin geçen bir Nevruz...
Diyarbakır Polis Evi'nin
sekizinci katında upuzun bir masa.
İki yanında devlet sıralanmış:
Olağanüstü Hal Bölge Valisi
Ünal Erkan, Diyarbakır Valisi
İbrahim Şahin, Diyarbakır'ın
SHP'li Belediye başkanı Turgut Atalay,
Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar,
7. Kolordu Komutanı Korgeneral Metin
Sağlam, Jandarma Asayiş Komutanı
Korgeneral Hasan Kundakçı,
İkinci Taktik Hava Kuvvetleri Komutanı
Korgeneral Ergin Cilasun,
bölge MİT Başkanı, DGM savcıları,
vali muavinleri...
Bir de ben, gazeteci, Ünal Erkan'ın
torpiliyle bu ilginç masadayım,
dikkat kesilmiş olarak...
Akşam yemeği. Upuzun dikdörtgen
masanın iki ucunda iki televizyon.
Bir yandan rakılar yudumlanıyor,
bir yandan elde kumanda aleti
değişik kanalların televizyon haberleri
izleniyor. Bir ara Mehmet Ağar telefonla
Show TV'nin akşam haberlerine katılıyor.
Nevruz'un bu yıl olaysız geçmiş
olmasından herkes memnun...
Nevruz'dan bir gün önce Diyarbakır'a
geldim. Bardaktan boşanırcasına yağmur.
Terminalin önündeki ilk taksiye kapağı
attım. Saçı sakalı birbirine karışmış
şoförün ilk sözü:
"Asayişten misin abi?"
"Hayır gazeteciyim. Nedir bu hava böyle?"
"Millet tedirgin abi. Gündüz vakti
şehir merkezinde bombalama oldu.
Çok takviye polis geldi Diyarbakır'a.
Karanlık basar basmaz herkes evine çekildi.
Millet suskun."
"Niye suskun ki?"
"Diyor ki: 'Sen benim milletvekillerimi
(DEP'lileri) tutukladın.' Onlar da diyor:
'Ben devletim.' Mesela Ahmet Türk.
Aşiret reisiydi ama sevilen insandı.
Millet sıkıntılı abi. Yüzde elli değil,
yüzde yüz sıkıntılı. Gönül ister
ki kardeşçe yaşansın."
Bir meslektaşım saymış.
Son dört günde on sekiz kişi
ölmüş Diyarbakır'da.
Anlatıyor:
Akşam beş dedi mi herkes kaçıyor
sokaktan. Zira beşle yedi arası
infaz saati...
Kim vurduya gidebilirsin.

Faili meçhul cinayet hikâyeleri korkutucu!
Laf lafı açıyor, dinliyorum:
Muşspor pazar günkü maç için
otobüsle Diyarbakır'a geliyor.
Lice girişinde, tepedeki karakolda
durduruluyor. İstiklal Marşı'nı
söylemeleri isteniyor.
Önce tek tek, sonra koro icrası...
Karanlık basmaya başladığı için
uygulama sonuna kadar gitmemiş...
Bir iki oyuncunun solosundan sonra
Muşsporlular yeniden yola koyulmuşlar.
Takım kaptanı yakınıyormuş,
"Yahu vali beye söylesek de, bu marş
olayından bu sefer kurtulsak.
Yoksa karanlığa kalacağız."
İki yanında "devlet"in sıralandığı
masaya bakıyorum.
Nevruz'un olaysız geçmesinden dolayı
herkesin yüzü gülüyor. En çok da,
"Bölücü örgüt artık olay, eylem koyamaz
hale getirildi" yorumu kulaklara çalınıyor.
Nevruz'un sakin geçmesine dudak büken
televizyon haber ve yorumları rahatsızlık
yaratıyor. Cizre'de Nevruz'u
köy korucularının da kutlamış olmasına
işaret eden haberler şöyle eleştiriliyor masada:
Unutmayın ki birkaç yıl öncesine kadar
o korucular Cizre'de sokağa çıkamıyorlardı.
Ya da bacaklarından ağaca asılıyorlardı.
Masayı dinliyorum, lafa fazla karışmadan...
Eleştiriliyor Turgut Özal.
Zamanında "bölücü örgüt"ün üzerine
devletin bütün şiddetiyle gitmesini önlediği
ve PKK'yı "bir avuç eşkıya" diyerek
önemsemediği için...
Turgut Özal
Moraller iyi.
PKK'ya özellikle son bir yıl içinde
"büyük darbeler" indirildiği belirtiliyor.
Bir komutanın sözleri:
"Ölü ele geçen bölücü teröristlerin fotoğraflarını,
filmlerini fazla vermiyoruz. Çünkü dış
kamuoyunda hoş karşılanmıyor."
PKK'ya vurulan darbelerin sonuçlarını
bir komutan şöyle açıklıyor:
"Örgüte katılımın azalması...
Örgütle ilgili istihbaratın artması...
Lojistik desteklerine büyük darbeler
indirilmesi... Koruculuğa talebin artıyor olması..."
Bir komutanın sözleri:
Yöre halkı devletten yana.
Ayrılmayı kesin olarak düşünmüyor.
Böyle olmasa, otuz yedi tane
ordu da kursan bir şey yapamazsın.
Tam bu sırada Kemal Burkay'la,
Almanya'da sürgünde yaşayan
Kürt liderle Show TV'de bir konuşma yayınlanıyor.
Üst düzeyde sivil bir devlet yetkilisi öfkeleniyor:
Bölücü örgütle mücadele edilirken
böyle şeyler yapılamaz.
Önce bu örgütü çökerteceksin,
sonra başka şeyleri düşünürsün.
Bu aşamada yapmaya kalkarsan,
sonu gelmez, çorap söküğü gibi gider.
Önce terörle mücadele...
Resmî devlet görüşünün özeti.
Bir komutanın, bölgede "devletten yana,
devlete karşı güçler" tahlili yaparken şöyle
bir cümlesi belleğimde iz bırakıyor:
Anladım onun Türk olduğunu...
Çünkü dedim ki gözlerinden
hıyanet okunmuyor!
Masada sık sık Başbakan Çiller'in adı
geçiyor. Çiller, terörle mücadelede güvenlik
kuvvetlerine, askere açık çek vermiş havası
esiyor. Üst düzeyde sivil bir güvenlik
yetkilisinin sözleri:
DEP milletvekillerinin
dokunulmazlıklarının kaldırılması
ve tutuklanmaları... Çiller'in başını
çektiği bu gelişmeden dolayı
güvenlik kuvvetleri çok memnun oldu.
Moralleri iyileşti.
Yöre halkı da böylece devletin
gücünü görmüş oldu.
DEP'le ilgili bu kararı eleştirenler
buranın, bu bölgenin
gerçeklerinden habersiz...
DEP'le ilgili kararı gazetedeki köşemde
eleştirenlerden biri de bendim.
Yani masadaki devlet yetkilisinin deyişiyle,
"Bölgenin gerçeklerinden habersiz" bir
gazeteci, Hasan Cemal...
DEP milletvekillerinin Mart ayı başında,
dokunulmazlıklarının kaldırılıp
TBMM'den alınarak doğruca
hapse atılmalarını eleştirmiştim.
Sabah gazetesinin birinci sayfasındaki
köşemde 4 mart 1994'te çıkan yazımın
özeti şöyleydi:
Demokrasi adına kötü bir sınav verdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi.
Milletvekili dokunulmazlıklarının
siyasal nedenlerle kaldırılması
demokrasiye sığmaz.
Meclis'in içinde ve çevresinde güvenlik
barikatları kurmak ve dokunulmazlığı
kaldırılan milletvekillerini apar topar
gözaltına almak bir talihsizliktir.
Adı parlamenter demokrasi olan
bir rejimin parlamentosunda
böylesine görüntülere tanık olmak
ve hele parlamento üyesi olarak bunları
onaylamak, geçiştirmek, görmezlikten
gelebilmek ya da böylesi olaylara
tahammül edebilmek de bir
başka talihsizliktir.
DEP ve Refah milletvekillerinin siyasal
gerekçelerle dokunulmazlıklarının
kaldırılması, Türkiye'de
istikrara fayda değil zarar veriyor.
PKK'yla mücadelede hedef küçülmüyor,
büyüyor. Nedense sürekli olarak
hedef toplulaştırılmasına gidiliyor.
Legal-illegal, şiddet-fikir hiç ayırt
edilmiyor. Her şey aynı kabın içine
konuyor. Bu da içte ve dışta
PKK'nın elini güçlendiriyor.
Devletin iç odaklarında sanıldığının
aksine Meclis'in bu kararı
Güneydoğu'da devleti halkın
gözünde güçlü kılmayacak.
Öyle bir görüntü aldatıcıdır.
Yöre halkı nezdinde PKK'nın
değirmenine su taşınmış oluyor.
Türk-Kürt düşmanlığını körüklemek
isteyenlerin eline de yeni bir koz geçiyor.
Bir noktayı daha belirtmek istiyorum:
İktidarda olsun muhalefette olsun
sosyal demokratların da
iyi bir sınav verdikleri söylenemez.
Çoğunluğunun kaçak güreştiğini
vurgulamak bir gerçeği saptamak olur.
(1994'de SHP, DYP ile koalisyon ortağı olarak
iktidarda, CHP ve DSP muhalefetteydi.)
Ama bir de Erdal İnönü örneği var.
Baştan beri son derece demokrat
bir tutum sergilemiş ve
dokunulmazlıkların kaldırılmasına
karşı çıkmıştır.
Erdal İnönü
TBMM Anayasa
Komisyonu'nun kararına Sayın
İnönü'nün koyduğu muhalefet
şerhlerinden ikisini özetle köşeme alıyorum:
"İlke ve pratik açılarından dokunulmazlıkların
kaldırılmasının yanlış olduğuna inanıyorum.
İlke açısından:
Her zaman savunageldiğim ilke,
düşünce özgürlüğünün, demokrasi ve
daha genel olarak insan yaşamının
temel bir niteliği olduğudur. Bu
bakımdan düşünce suçu diye bir şeyin
demokrasilerde olmaması gerektiğini,
zararlı fikirlerin de söylenmesinden
korkulmamasını, zararlı fikirler
söylenmeden, hangi fikirlerin doğru ve
yararlı olduğunun anlaşılamayacağını,
bu yapılmadan sağlıklı fikirlerin
toplumca içtenlikle benimsenemeyeceğini
her zaman ve her fırsatta öne sürdüm.
Dokunulmazlıkların kaldırılması
önerilen milletvekillerinin
sözle ve yazıyla açıkladıkları fikirlerine
hiçbir şekilde katılmıyorum.
Ama milletvekillerinin bu yanlış fikirleri
söyleme olanağını zorla ortadan
kaldırırsak, bu fikirlerin yanlışlığını
vatandaşlarımıza gönül rahatlığıyla
kabul ettiremeyiz.
Pratik açıdan:
Hepimizin ortak amacı olan vatanın
bütünlüğünü koruma davasına bu
dokunulmazlıkların kaldırılması nasıl
katkı yapar? Yararları mı, zararları mı
daha fazla olur? Zararın yarardan daha
çok olacağını görüyorum.
İstanbul Milletvekili Hasan Mezarcı'nın
birçok konuşması, başta büyük Atatürk
olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'ni
kuranların fikirlerine ve amaçlarına
karşı bir anlayış içinde olduğunu
gösteriyor. Böyle bir anlayış
benim siyasal görüşlerime
taban tabana zıttır.
Ancak bu fikirlerin yanlışlığını
göstermek, milletvekili
dokunulmazlığını kaldırmakla olmaz.
Demokrasinin temel niteliklerinden
biri olan düşünce özgürlüğü,
tamamıyla karşısında olduğumuz
fikirlerin bile söylenmesine izin
vermekle kendini gösterir.
Bu nedenle İstanbul Milletvekili Hasan
Mezarcı'nın dile getirdiği ters fikirler
yüzünden dokunulmazlığının
kaldırılmasına karşı oy verdim."
Bu yazımın çıktığı gün,
Erdal İnönü telefon edip yazımdan
dolayı beni kutlamış ve teşekkür etmişti.
Kürt sorunu notları devam edecek...
Kürt sorunu notları 1 | Gare katliamı... PKK'yı suçluyorum, kınıyorum, iktidarı da sorumlu tutuyorum ve silahlar artık susmalı diyorum
Yazarlar
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT15 yıldır değişmeyen zihniyet, karartılan meclis 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları

























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.04.2025
3.03.2025
28.02.2025
20.02.2025
13.02.2025
28.11.2024
12.11.2024
24.10.2024
27.08.2024
20.04.2024