İhsan DAĞI
Özgürlüklerimizin kullanımı istihbarat birimlerinin raporuna kalmışsa işimiz zor demektir. Yok, eğer istihbarat raporları özgürlüklerimizi kısıtlamak için bir bahane olarak kullanılıyorsa durum çok daha vahimdir.
Cumhuriyeti demokrasiyle tamamlama sürecinde katedilen mesafe dikkate alındığında bu iki seçenek dışında bir yerde duruyor olmalıydık şimdi. Ama Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında bazı ‘sivil’ organizasyonların kısıtlanmasında kullanılan dil kafaları karıştırdı. Ankara’da Birinci Meclis’in bulunduğu Ulus Meydanı’nda yapılacak kutlamaların yasaklanması bildik bir ‘devlet’ uygulamasıydı; demokrasiyle cumhuriyetin buluşmadığı bir döneme ait bir zihniyeti yansıtıyordu. Valiliğin veya hükümetin ‘yassak kardeşim’ demesini anlar, bu zihniyete yorardım. Ne de olsa ‘devlette devamlılık esastır’ gibi bir düstur vardı bu memlekette...
Ancak tuhaf ve endişe yaratıcı olan bu yasağın gerekçesi oldu. Bizzat Başbakan, ‘valiliğin elinde istihbarat var’ diye açıkladı yasağı. İşte bu ‘gerekçe’ endişe verici çünkü biliyorum ki bu gerekçeyle devletin ortadan kaldıramayacağı özgürlük yok. İşin gelip istihbarata dayandırılması bir zihniyete ve devlet geleneğine işaret ediyor. Her konuda ve herkes için istihbarat raporları hazırlanabilir, hazırlandı da yıllarca. Kimisi doğru olabilir bunların, kimi de fabrikasyon. Nasıl ayırt edebileceğiz bunları?
On yıllardır kendi halkına zulmeden Esed rejiminin Suriye’sine verilen isim nedir, hatırlayın; muhaberat devleti... İstihbaratın, devlet yönetiminde kararları şekillendirici ve özgürlükleri kısıtlayıcı bir unsur haline gelmesi hiç de hayra alamet değil. Bu kadar devlet, otorite, gizli bilgi fazla. Ne toplum ne de demokrasi kaldırabilir böyle yüksek dozda devleti...
Siyaseti ve daha da önemlisi özgürlükler rejimini istihbaratın yönetmesine izin verdiğinizde koyu bir ‘güvenlik devleti’ yaratırsınız. Topluma, siyasete ‘güvenlik’ penceresinden bakış kaçınılmaz olarak ‘otoriter’ bir devlete doğru evrilir. Bugün ‘rakipleri’ susturduğunda hoşunuza giden böyle bir devlet, yarın yanındakileri de sindirir. Otoriter devletin ideolojisi yoktur, her renge, kimliğe, ideolojiye bürünebilir. Meşrulaştırıcı zemini de ‘güvenlikçi’ bakıştır. Kâh toplumda tehdit görür, kâh sınırlarında; bazen düşman içtedir, bazen de sınırötesinde. Ama her durumda toplumu ‘disiplin’ altında tutacak bir ‘tehdit’ okuması bulunur. Demokratik cumhuriyet bir ‘güvenlik devleti’ olamaz, istihbaratı ‘susturucu’ bir aygıt olarak kullanamaz. Ama sonuçta Cumhuriyet bayramında bazı Kemalist-ulusalcı grupların Ulus’ta Birinci Meclis önünde gösteri yapmaları, anıtlara çelenk koymaları engellendi. Cumhuriyetin devrim yıllarında o meydana ‘halk’ sokulmuyordu. Cumhuriyet elitlerin, memurların cumhuriyetiydi. Şimdi de bu meydana cumhuriyeti kutlamak amacıyla gelen ‘cumhuriyet seçkinleri’ sokulmadı. Bence yine olmadı...
Elbette biliyorum bunların ‘kimliği’ni. İşte CHP İstanbul il başkanı; ordu mensuplarına hitaben, ‘sizin koruyamadığınız cumhuriyete biz sahip çıkıyoruz’ diyebiliyor. Desin... Bunların ifade ettikleri ‘düşünce’ de bu. İptidai, anti-demokratik, çağdışı, ama olsun. Düşünce ne olursa olsun, ifadesi vazgeçilmez bir hak ve özgürlüktür. 75. yılda 28 Şubat’ı arkalarına alıp memlekette nasıl bir terör estirdiklerini de gayet iyi hatırlıyorum. Ellerindeki bayrakları gözümüze gözümüze salladılar yıllarca her vesileyle. Ama bugün ellerindeki bayrakların, konuşacakları platformların devlet zoruyla alınması da doğru değil. Tıpkı devleti arkalarına alıp herkesi Kemalizm adına itaate ve sadakate zorlamalarının yanlış olduğu gibi. Bırakın bu işi toplumsal dinamikler halletsin. Kemalistlerin bugün ne güçleri var, ne de itibarları. Muhafazakarların ve demokratların ise ‘devlet desteği’ne ihtiyaçları yok. Zaten arkalarına devlet desteğini aldıkları oranda güçleri ve itibarları azalacaktır. Kimsenin devlet gücüne yaslanmadığı bir sivil alanda fikrî ve siyasî rekabet serbestçe cereyan etmeli. Kemalizm ne devlet tarafından topluma dayatılmalı ne de devlet Kemalistleri susturmalı. İstihbarat üzerinden meşrulaştırılan yasakların bizi götüreceği nihai yer ‘ceberrut devlet’tir. Hedefinde kim olursa olsun yeni bir ‘ceberrut devlet’e de bu memleketin ihtiyacı yok... Bu ülkeyi yasaklarla değil özgürlüklerle yönetmeyi bir türlü öğrenemedik.
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları



































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.01.2025
10.05.2024
11.04.2024
8.04.2024
3.01.2024
25.12.2023
13.12.2023
16.10.2023
9.10.2023
17.06.2023