Markar ESAYAN
Yeniye ihtiyaç, eski, toplumun kahir ekseriyetini kuşatma gücünü ve cazibesini yitirdiğinde ortaya çıkıyor. Türkiye gibi totalitarizm-demokrasi düalizmine oturmuş rejimlerde eski cazibesini yitirdiğinde demokrasiye doğru 'sapmalar' potansiyel olarak kenarda bekliyor. Nitekim esas olarak Menderes-Özal ve Erdoğan dönemleri bu iki unsurun biraradalığı sayesinde mümkün oldu.
Kemalizm, ideolojik derinliğe sahip olmayan, özünde 'iktidar kullanma pratiğine' dayalı yüzeysel bir yönetim biçimiydi. Şüphesiz böyle olmak istemezdi ama hem cumhuriyetin kuruluşu, hem de konsolidasyon süreci tarihin 'elverişli' şartlarına denk geldi. Kurtuluş Savaşı esas olarak Yunanlılara karşı verildi ve insan kaybı son 30 yılda PKK sorununda verilen kayıptan daha azdı. 'Yedi düvel' söylemi maalesef bir gerçekliğe tekabül etmiyor. Asıl başarı yedi düvele karşı Mustafa Kemal'in verdiği diplomatik mücadeledeydi ve gerçek şu ki, Rusya ve Batı mücadeleyi 'pauslayacak' bir orta yol üzerinde anlaşmaya çok yatkındı.
Sonrasında ise işte bildiğimiz faşizm dönemi geliyor. Avrupa'da faşizm yükselir ve büyük savaşın ikinci yarısına yaklaşılırken, Kemalistler için Varlık Vergisi, Ağrı ve Dersim katliamları, Trakya Yahudi Pogromu gibi pratikler pek dikkati çekmiyordu. Bunları yapmak için derinlikli bir ideoloji üretmeye de gerek yoktu. Dünya pratiğin teoriye galebe çaldığı bir aciliyet atmosferine teslim olmuştu.
O nedenle Türkiye'de 'eski' de, 'yeni' iddiasında olanlar da ideolojik derinleşme ihtiyacı pek duymadılar. Zaten mühendislikler ithaldi ve iktidarın bunu yapmak için şiddet tekeli ve meşruiyeti vardı. Ta ki 1946 yılına kadar... Savaş faşizmin aleyhine bitmiş, Türkiye Nazi pratikleri ile dikkati çeker olmuştu. Dünya yaşadığı çılgınlığın üzerine düşünme dönemine girmişti ve işte BM kurulmuş, İnsan Hakları hukuku cazip hale gelmeye başlamıştı.
Lakin Türkiye'de pratik iktidar kullanma biçimine sadakat (tembellik) devam etti. Sonuçta yeni iddiasında bulunanlar eskinin yöntemleri ile mücadeleye mecbur kalıyordu. Solcuların devirmeciliği ve Kemalizm'i biraz da buradan kaynaklanıyor. Halkla ilişkiniz olmadığında, iktidarı ele geçirmek kâfi geliyordu ve solun büyük kısmı 'Bolu'ya kadar askerle yürür, sonra paylaşımı aramızda yaparız' havasındaydılar. Devirmeye kalktıkları da askeri vesayet değil, dindarların iktidara taşıdığı meşru hükümetlerdi. Hazin.
O nedenle solun gittikçe ulusalcılaşması ve AK Parti karşısında kişiliksizleşmesi, PKK'nın sırtında bir asalağa dönüşmesi oldukça normal. Halkla ilişki yok, ideolojik bir derinleşme sağlanamamış ve hiç ders almıyorsunuz. Tarih sizi tasfiye ediyor kaçınılmaz olarak.
Son 12 yılın AK Parti restorasyonu da pratik karakterden etkilendi. Aslında AK Parti'ye bu acilcilik dayatıldı. 'AK Parti'nin ilk beş yılı iyiydi, sonra bozuldu' tezi doğru değil. Çünkü Erdoğan'ın 1994 yılından beri önü kesilmeye çalışıldığı gibi, daha 2003 yılında darbe hazırlıkları yapıldığı biliniyor. 'Devletin kontrolünü sağladı ve artık hâkim oldu' dendiği noktada da Türkiye tarihinin görmediği şiddette bir darbeye 17-25 Aralık'ta maruz kalmış.
İşte bu nedenle 12 yılda AK Parti bir günü dahi olağan geçmeyen bir karakterde cephe savaşı vererek ilerledi ve açıkçası bu mücadele muarızlarının savaş taktiğine uyumlu olmak durumundaydı. Acilcilik, gündeliklik ana karakterdi.
İşte Türkiye 30 Mart ve 10 Ağustos seçimlerinden sonra, AK Parti üzerinden daha farklı bir döneme girmenin eşiğinde. İktidar alanlarını ele geçirmekten öte, demokratik rejimin kurumsallaşması için ideolojik derinlik üretmenin ve buna münasip zihniyet sıçraması yapmanın zorunluluğu kavranmış gözüküyor. Erdoğan Türkiye tarihinde hiçbir siyasi liderin almadığı bir riski alarak partinin kurumsal kimlik yaratması ve yeniyi kendisinden başlatmasının kapısını aralıyor. Doğrusu, iki dönem daha başbakan kalarak statükoyu devam ettirmek bir liderin konforuna daha uygun olurdu.
Eskinin miadının dolduğunu tesbit etmek ve ona mesafelenmek özneyi doğrudan yeni yapan bir durum değil. Hala eskinin içinde ve onun bir parçasısınız. İtirazlarınız var ve engellerle karşılaşıyorsunuz. İşte sürecin içinde eskiyi tadil ederken başınıza gelenler ve cevap verme biçiminiz sizi yeni yapıyor. Bu hepimiz için geçerli bir kural.
Dolayısıyla, Gezi krizinde, 17-25 Aralık'ta AK Parti'nin eskiye meydan okuyan pratik siyasetinin de limitine ulaşılmış oldu. Eski-yeni melezlik hali ilk yıllarda bir avantajken, teşkilatın yeniye uyum sorunu, rehavet ve siyasi damar sertliği bu krizlerin öngörülememesine yol açtı. Partiye müdahaleler artık demokratik söylem üzerinden geliyor, meşruiyeti artıyor, çok daha güç savuşturuluyordu.
Bu manada, artık AK Parti'nin de, ülkenin de kendisini Yeni Türkiye'ye adapte etmesi bir zorunluluk olarak kendisini dayattı. Gezi ve 17-25 Aralık bu anlamda şerden hayrın çıktığı bir yüzleşme sağladı.
AK Parti şimdi kurumsallaşma, kabuk değiştirme, kendisini alaturka siyasetten kurtarma iradesini gösteriyor. Erdoğan'ın bu iradesi gerçekten takdire şayan çünkü çok riskli bir iş... Şu ana kadar süreç çok sıkı dokunarak muazzam bir başarıyla yönetildi. Erdoğan ve ekibi bulundukları pozisyonu terk ettiler ve hem kendilerine, hem partiye, hem de Türkiye'ye yeni bir açıdan bakma cesareti gösterdiler. Yaşanan kritik bir Gestalt Switch durumudur.
Erdoğan ve Davutoğlu'nun bunu başarıp başaramayacaklarını kısa zamanda göreceğiz. Bugünkü kongre bunun miladı ve Türkiye için yaşamsal önemde.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları



















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019