Murat AKSOY
100. yılını geride bıraktığımız Balkan Savaşları, Türklerin Avrupa'dan çıkması ile son bulurken aynı zamanda 'geç milliyetçilik'le de tanışmalarına yol açtı.
İmparatorlukların farklı etnik kimlik ve grupları bir arada tutmasının anahtarı adalet oldu. Ataerkil bir modele dayanan ve herkesin yerinin belli olduğu modelde, farklılıklar belli bir hiyerarşi içinde ama yan yana yaşadı.
1789 Fransız Devrimi ile birlikte milliyetçiliğin ortaya çıkması; imparatorluklar için sonun başlangıcı oldu. Etnik temelde bir bir ortaya çıkan ulus-devletler imparatorluk çağının sonunu getirdi.
Bizim milliyetçilikle tanışmamız 1800'lerin sonunda oldu. Nihayet 1912 Balkan Savaşları sonucu Avrupa'dan tamamen çekilmemiz ve Balkanlardaki Türklerin Anadolu'ya gelişi, Türk milliyetçiliğinin temeli oldu. Geç milliyetçiliğin en temel korkusu bölünme ve yok edilme idi. Aynı korkuyu Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranlar da yaşadı.
Cumhuriyetin tüm kurumsallaşması ve örgütlenmesi bu korku temelinde oldu. Türkiye'nin milliyetçiliği, Batı'dan farklı olarak ulustan devlete değil, devletten ulusa oldu. Önce devlet kuruldu. Sonra kendisine bir ulus inşa etti. Bu ulus, dinden uzak, aydınlanmış, laik bireylerden ve üst kimlik olarak Türk vatandaşlardan oluştu.
Dinsel bir kimlik olarak Müslümanlık, kültürel kimlik olarak Alevilik, etnik kimlik olarak Kürtlük, Ermenilik yeni ulus-devletin ötekileri oldular. Toplumsal farklılıklar, kamusal alanın ve siyasetin dışında özel alanda kalması istenen folklorik kimlikler olarak görüldüler.
Türkiye Cumhuriyeti'nin sahibi bu yüzden 'halk' olmadı, üretilen 'vatandaş'lar oldu. Bir devlet kuruldu ama farklılıkların zenginliğini temel alan, kamusal alanda herkesin eşit vatandaş olduğu, ortak çıkarları ve sorumlulukları temel alan toplum olamadı. Otoriter zihniyetin yansıması olan bu model, özel alanda herkesi eşitleyen, tek doğrunun olduğu ve yönetenlerin her şeyi bildiği model oldu.
Çok partili hayata geçiş sonrasında siyasetin esas işlevi ise mevcut yapının korunması oldu. 1960 sonrası dünyada başlayan modernliğin krizleri ve küreselleşme, tüm dünyada toplumsal farklılıkların kendilerini kimlikleri üzerinden siyasallaştırma imkânı sağladı.
Alternatif siyasallaşmaların, farklı kimlikleri temsil eden partilerin kamusal birer aktör olmalarına ve kendilerini kurumsallaştırmalarına rejim, Anayasa Mahkemesi kararları ile izin vermedi. 'Komünizm geliyor'dan 'irtica yükseliyor'a uzanan rejim kaygısı, farklılıkları siyasal alandan uzak tuttu.
Bunun en somut sonucu toplumsal kutuplaşmanın siyaset üzerinden sürmesi oldu. Ve bütün bunlar parlamenter sistem içinde oldu. Eğer bugün parlamenter sistemin başarısızlığından söz edilecekse; bu, sistemin başarısızlığından değil tam tersine rejimin sistemi işlememe üzerine kurmasından kaynaklanmaktadır. Yani Türkiye'de parlamenter sistem bugüne kadar işlememiştir.
2000'lerin başında iktidar olan ve on yıllık bir iktidar deneyimini geride bırakan AK Parti döneminde Türkiye gerçek siyasetle tanışmış ancak bu parlamenter sistemin işlemesine yol açmamıştır. Çünkü AK Parti'nin tek başına elde ettiği iktidar, farklı partilere ihtiyaç duymasını azaltmıştır. Bu dönem de, Türkiye'nin toplum olmasını sağlayamadı. AK Parti ile birlikte rejimin ötekisi sayılanlardan muhafazakârlar, farklı ötekilerin de desteğini alarak güçlü bir siyasal aktör oldu.
On yıllık iktidar dönemi toplumsallaşma yerine ne yazık ki, tersine bir ötekileştirme sürecine sahne oldu. Özellikle yerel yönetimler üzerinden işleyen bu tersine ötekileştirme, çoğu kez farklılıkların sistem dışına itilmesi ile sürdü. Bu, AK Parti'nin iradi bir siyasal tercihi olmasa bile pratik böyle işledi.
Kısaca Türkiye aradan geçen 89 yıla rağmen henüz toplum olmadı. Bunu, seçim sonuçlarının coğrafi dağılımlarına bakarak; Kürt sorununun bugün almış olduğu halden; siyasilerin birbirlerine karşı kullandıkları dilden; toplumsal farklılıklar arasındaki gerilimden görüyoruz.
Sivil anayasa arayışları üzerinden oluşan katılım kanalları ve ortaya çıkacak sonuçları açısından Türkiye, toplum olma yolunda önemli bir adım atabilirdi ancak o da olmuyor. Çünkü siyaset, bizatihi yeni anayasanın önündeki en büyük engele dönüşüyor.
Böyle bir Türkiye'yi 'başkanlık sistemi' toplum yapabilir mi?
Eğer başkanlık sistemi ile öncelik siyasi istikrar ile ekonomik gelişme ve kalkınma ise bunu başarabilirsiniz. Ama bu başarı, demokrasinin derinleşmesi ve Türkiye'nin daha fazla entegrasyonunu sağlamaz. AK Parti, eğer tek başına istikrar adına başkanlık sisteminde ısrar eder ve başarırsa; Türkiye'deki farklılıkları toplum haline getirmeyeceği gibi tersine farklılıklar arasındaki mesafeyi de açabilir.
Türkiye için bulunacak 'Türk modeli başkanlık sistemi'; olsa olsa Osmanlı tipi ataerkil ve otoriter zihniyetlerin eklemleşmesinden neşet edecek bir model olabilir ki, bu da Türkiye'yi Yeni Türkiye'ye değil ikinci bir 'tek parti dönemi'ne götürebilir.
twitter.com/murataksoy
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları









































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.02.2019
23.11.2018
20.11.2018
16.11.2018
13.11.2018
10.11.2018
6.01.2018
3.01.2018
30.10.2018
26.10.2018