Murat BELGE
Britanya’daki referandumda, iki büyük parti, kendi içlerinde bölündü. Tory’ler (muhafazakârlar) öteden beri AB konusunda gönülsüz, isteksizdir. Ama Cameron başta olmak üzere, “kalalım” tutumunu savundular. Şüphesiz parti destekçilerinin çoğu da onlar gibi davrandı.
Britanyalı, özellikle İngiliz, adalıdır, ayrıca imparatorluk sahibidir. İmparatorluk geçmişte kaldı ama verdiği büyüklük duygusu kolay kolay geçmez. İngiliz, AB gibi “kendi üstünde” otoriteye gelemez. “Önderlik” yapmak üzere “kıtalı” ile yan yan yana gelebilir; ama Amerika’dan başkasının kendine önderlik yapmasından hoşlanmaz - Amerikalı da ne olsa, Britanyalı’nın uzantısı.
Bunlar “ayrılalım” dedi.
Labour, bu Avrupa konusunda daha AB’ci bir tavır alagelmiştir ama bütünüyle öyle değildir. Britanya’nın AB’ye katılmasından bu yana, Labour tabanının AB’ye bakışı çok daha fazla bozulmuştur. Onun için vardığımız bu noktada, verilen oyda, Muhafazakârlar’dan çok Labour tabanının etkili olduğunu söyleyebiliriz.
Britanya’da sanayi durdu, madenler (kömür) kapandı vb. Klasik “proletarya” bitti. Bunun getirdiği çöküntüyü yaşayan kentler, Sheffield, Leeds, Newcastle, Blackpool benzerleri, başlarını AB’den bildiler ve “ayrılma” dediler.
NYT, Sunderland’da, referandum akşamı, bir işçi sınıfı pub’ını anlatıyor. Sunderland da bu göçen kentler arasında. Televizyon sonuçları veriyor: Borsa düşüyor vb. Yaşlı bir işçi, tezgâhı yumrukluyor, “Benim hissem yok! Bankada param da yok! Olanlar düşünsün!” diye bağırıyor. Bütün pub ahalisi onaylıyor.
Böyle bir sahne öncelikle referandumun nasıl bir psikolojik atmosferde cereyan ettiğine ışık tutuyor: İrrasyonel bir öfke ortamı!
Londra’ya gidin, çok canlı. Çok pahalı, ama kimse oralı değil. Işıl ışıl. Kıvıl kıvıl.
Çünkü Avrupa’nın finans merkezi. Şimdi çekilme kararı uygulanırsa bu durum herhalde devam etmeyecektir. Bu, ayrı hikâye.
Ama Britanya’nın her yeri Londra gibi ışıldamıyor. Manchester dokuması, Sheffield çeliği tarihe karıştı gitti. Oralara gidip bakınca hemen gözünüze çarpan bir sefalet manzarası yok. Ama Ken Loach’un filmlerinde önümüze serdiği, varlık nedenini kaybetme psikozu yaygın ve egemen. Britanya işçi sınıfı dünyanın kaybedenleri arasında.
Bu, dünden bugüne olmuş bir şey değil. 1979’da oradaydım. Camden Town’da, bir açık pazar yerinde, yanımdan içkili biri geçti: Sabah saat on bir gibi, adam -belli ki işçi - körkütük. Kurulmuş gibi söyleniyor: “Kahrolsun yabancı göçmenler… Kahrolsun yabancı göçmenler…”
İnsanoğlu başına gelen her kötülük için bir “yabancı” sorumlu arar. Bu adam belli ki işsiz, onun için sabah akşam içiyor ve onu işsiz bırakan yabancılara lânet yağdırıyor. “Polonyalı muslukçu” gelecek ve “İngiliz muslukçu”yu işsiz bırakacak.
Pakistanlı bakkalı ya da onun oğullarını döven İngiliz işçi çocukları “Skinhead”ler de olayı başka bir boyutunu gösteriyor. Öfte, şiddete yol açar hemen.
New York Times’ta bir karikatür vardı: “Ayrılma” kararından sonra iki Britanyalı… Biri soruyor: “Şimdi kime kabahat bulacağız?”
Tam da bu. İki üç cümle ile özetleyecek olursak: Britanya nicedir bunalımda. Eski “Büyük” Britanya değil; kapitalizm de eski kapitalizm değil. Dolayısıyla kaybeden çok, öfke de çok. “Bütün bunlar AB yüzünden oluyor” inancı vardı ve yanlış bir inançtı. Sağdan birileri (Johnson, Farage ve başkaları) bu ruh halini kullandılar ve gerçekdışı iddialar üstünden yürüyen bir kampanya başlattılar. Böylece bu noktaya geldik.
“Haftada şu kadar Avrupa’ya kaptırıyoruz” diye bir iddia. Aslı esası var mı? Yok.
Siyaset âleminde iddianın doğruluğu birinci derece önemli değildir. Bugünlerde Türkiye’de de her gün gözlemlediğimiz gibi, demagojinin kural olduğu bu ortamda “doğruluk” değil “inandırıcılık”tır birinci derece doğru olan. İnsanların inandığı yalan, en az (tekrar, “en az!”) doğru kadar etkilidir. Şimdi bu her hafta Avrupa’ya kaptırılanın ne olduğu ve ne olacağı da bu yalanlar ırmağında geçip gidecek.
Kim “kalalım” dedi? İskoçya ve Kuzey İrlanda. Londra. Aydınlar. Gençler.
Sonuncusu çok önemli. 35’in altındaki her nüfusta “kalalım” diyenler bayağı çoğunlukta. Tabii tersi de geçerli: 35’in üstündeki nüfusun çoğunluğu “ayrılalım” diyor. Kimin gelecekte ağır basacağı üstüne düşünebiliriz; ancak, bugün için, olan oldu.
Yukarıda sıraladığım, kendiliğinden oluşmuş ittifakın ögeleri anlamlı: “İskoçya ve Kuzey İrlanda. Londra. Aydınlar. Gençler.” Bize, içinde yaşadığımız dünya hakkında bir şeyler söylüyor: Conservative Party /Labour Party ayrımı değil bu. Öyle bir ayrımı dikine kesen başka bir bölünme biçimi. Temelleri büyük ölçüde 19. yüzyılda atılan bir “siyasî yelpaze”nin ögeleri değişiyor.
Bizim yakın tarihimizde Avrupa Birliği’ne “katılalım/katılmayalım” tartışması bazı bakımlardan bunu andıran oluşumlar yaratmıştı.
Sağ şöyle, sol böyle tavır almıyordu. (Tabii Türkiye’nin tarihi ideolojisine göre “sağ” ya da “sol”) Partiler de, sınıflar da, kendi içlerinde bölünmüştü.
Bunları gözlemlemenin, dikkate almanın, bu yeni eğilimlere göre yeniden yapılanmanın zamanı çoktan geldi bence. Geldi ve geçiyor. Dünyada böyle: Türkiye’de özellikle böyle: Türkiye’de özellikle böyle çünkü Türkiye direksiyon hâkimiyetini kaybetmiş bir araç gibi, yokuş aşağı, görünmeyen bir yere doğru gidiyor. Böyle bir gidişin üreteceği ayrışma ve kamplaşmaların Britanya referandumu kadar rasyonel olamayacağı besbelli.
Şimdi, Britanya’daki referandumun Avrupa içinde ve dünya çapında etkilerine göz atmanın sırası geldi.
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları

























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025