Murat BELGE
“Solun geçmişi” teması üstüne şimdiye kadar T24’te iki yazı yazdım ve ikisinde de o zamanın “Milli Demokratik Devrim” olgusu üstünde durdum. Bu benim düpedüz yanlış bulduğum bir stratejiydi. O yazılarda anlattığım gibi sanki Türkiye’yi değil de kırkların, ellilerin Malezya’sını anlatıyordu. Peki, “doğru”sunu anlatan teori hangisiydi?
“A” yanlışsa bunun karşıtı doğrudur diye, alıştığımız, kolaycı bir düşünce tarzımız vardır. Ama bu da pek doğru bir düşünce tarzı olmadığını söyleyebiliriz. Yani “MDD” yanlıştır diye TİP’e mal edilen “SD”, yani “Sosyalist Devrim” doğru mudur? Bir başka söyleyişle, Türkiye, demokratik bir devrimden bekleyeceğimiz aşamaları tamamlamış bir toplum mudur? O zaman öyle miydi. Şimdi öyle midir? Bence hayır. Ama “SD” diyenlerin hepsi değilse de önemli bir kısmı böyle görüyorlardı.
Şöyle söyleyeyim: “MDD” diyenler yukarıda biraz rastgele söylediğim şekilde, altmışların Türkiye’sini kırkların Malezya’sı gibi görüyor idiyse, bir kısmı da-isterseniz gene “kırkların” diyelim-sözgelişi Danimarka gibi görüyorlar ya da öyle gördükleri izlenimini veriyorlardı.
Çünkü sorun, son analizde, askeri darbeydi; yeni oluşan solun bir edindikleri askeri darbeye biçtiği değerle ilgiliydi. “MDD”nin “D”sini, yani “demokrasi”yi askeri darbeden bekliyorsak, tamam, daha baştan yanlış yoldaydık. Ama bunu ”Türkiye’nin demokratik devrime ihtiyacı yoktur” anlamına gelecek bir tonla söylüyorsak, bu elbette doğru değildi. Türkiye’yi demokratik sorunları olan bir Asya toplumu gibi analiz etmek yanlıştı ama bu sorunları çözmüş bir Avrupa toplumu gözüyle görmek de bundan aşağı kalmıyordu.
Her iki stratejinin de, çevresinde saf tutmuş “eski solcular” vardı-geçmiş deneyimleri temsil edenler. Bu eski solcuların yaşadıklarıyla edindikleri başlıca ders “provokasyon dediğimiz, aslında bir hayli şekilsiz davranıştı. TİP’te “Anan provokasyon olmasın” diyen eski tüfek sayısı sanırım daha kabarıktı çünkü burada bir parti söz konusuydu. Kurulması, yaşatılması böylesine zor olan bir şey. Onu gözümüz gibi sakınmamız gerekiyordu. Dolayısıyla her toplantıda, her tartışmada, “. . . yaparsak provokasyon olabilir” diyecek biri çıkabilir, bu da birçok şeyi yapmaktan vazgeçme sonucunu getirebilirdi.
“Bir eğitim programı düzenleyelim; tarihi materyalizmi anlatalım.” “Çok iyi olur, ama toplumsal gelişmenin son aşaması ‘komünist toplum’; bunu anlatırsak provokasyon olmaz mı?” Bir akşam Mina Urgan’ın evindeydik; Fatma Hikmet İşmen ve Behice Boran vardı. Bir ara anlaşılan havaya girmişiz, şarkı söylemeye başladık. Sıra geldi sözlerini Nâzım’ın yazdığı “Candarma”ya. “Candarma biz, Komünistiz” deyince Behice Hanım “Durun” dedi. “Sosyalistiz denecek.” Yahu, özel bir evde, birbirini tanıyan dört kişiyiz! “Disiplin. Böyle söylemeye alışmalıyız.” İyi ama, komünistiz de . . .
Bence daha vahim olan olgulara gireyim biraz. Altmış sekiz, malum, bütün dünyaya yayıldı. Burada Deniz’ler, böyle fırsat bekliyor. TİP’e bağlı FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu) böyle bir durumda hareketsiz kalamaz. Onlar da katıldı. Polisten saldırı bekliyor; ama Demirel Başbakan ve Demirel zeki. Böyle bir olayda “saldırgan” rolüne girmek istemiyor.
Bu sırada Teknik Üniversite’deki solcu-devrimci öğrenci örgütünün başında Harun Karadeniz var. Harun akıllı ve sorumlu bir kişi. Olanı biteni yakından izliyor ve “darbe” bekleyen cenahtan değil. Ne yapmalı? Teknik Üniversite’de de öğrenciler kaynıyor, katılmak istiyor.
Harun kalktı, Ankara’ya gitti. TİP’in kapısını çaldı. Belleğim şimdi beni yanıltmıyorsa o günlerde Genel Yönetim Kurulu toplantısı da var. Tahmin eder misiniz? TİP Harun Karadeniz’le görüşmedi! Yahu, Mehmet Ali Aybar’ın kendisinin görüşmesi gerekmiyor; birine devredebilir bu işi. Ama işte o “provokasyon” korkusu! “TİP, ‘Siz de katılın! Ne duruyorsunuz?’ demiş.” Derken polis, kovuşturma, soruşturma. Mahkeme!
Harun’un tabanını hareketsiz tutma imkânı zaten yoktu. Karara bağlanması gereken konular daha inceydi. Daha önceleri anlatmıştım: Çetin Özek’in evinde buluşuldu, konuşuldu. Deniz ikna edildi, işgal kalktı. Ama o süreçte İTÜ de işgalini gerçekleştirdi.
Böyle durumlar tekrarlandı, kalıplaştı. Bir yandan ortam geriliyor (Altıncı Filo’nun provokatif ziyaretleri sıklaşmıştı), bu “aktivizm” ile bu “pasifizm” hayatın olağan bir parçası haline geliyordu. Bunun Türkçesi, bir hareketin stratejisini zaten “provokasyon” diye tanımlanabilir bir davranış tarzı üstüne oturtması, öbür hareketin “Sonra provokasyon olur” diye uzaktan bakarak zaten hareket olmaktan çıkmasıydı.
Bir anı daha anlatayım.12 Mart ilan edilmiş, Nihat Erim’in “beyin kabinesi” çalışmaya başlamıştı. Bu hükûmetin ilk işlerinden biri TİP’in kapatılması için Anayasa Mahkemesi’nde dava açılmasıydı. Savcı, “komünistlik yapmak”tan çok “Kürtçülük yapmak” suçundan ötürü kapatılmasını talep ediyordu. Karar aşamasına doğru, benim üyesi olduğum ilçenin başkanı benimle evde görüşmek istedi. “Buyur,” dedim, randevulaştık. “Bu faşizan dönemde ne yapmayı düşünüyorsun?” temasını konuşmak istediğini düşünmüştüm. Yanılmışım. Para istedi. Niye? O ayın kirasını ödemek içinmiş! Yahu, iki üç gün sonra kapanacak parti için bizi durmadan rahatsız etmiş mal sahibine bir kira daha ödemenin anlamı var mı? “Kapatıldık işte! Bunun kabahati de bizde değil.” “Öyle değil” dedi. “Çok sağlam bir savunma yazdık. Ben sonucun beraat olacağından eminim.” “Yahu!” dedim. “Nasıl bir dönemde yaşadığımızın farkında mısın? Askeri darbe bu davayı açtırmış. Bunun beraatle sonuçlanmasına izin verir mi diye düşünüyorsun?” “Bizim orada alet-edevat vardı” dedim. Mikrofon, hoparlör, daha bir yığın şey. Çulsuz sosyalistlerin boğazlarından kesip verdikleri paralarla alınmış şeyler. . . Bunları kurtarmak için ne yaptınız?” Yüzüme dehşetle baktı. Hiçbir şey yapmamışlardı. Çünkü savunma sağlamdı. Beraat edecektik.
“Provokasyon olur” diyenler büsbütün haksız mıydı? Doğrusu bunu da iddia edemem. Ne olursa olsun, ne yapmak zorunda kalırsa kalsın, iktidarını devam ettirmek için bunları yapmayı göze alacaklar bu ülkede her zaman olmuştur. Baksanıza, başı örtülü kadının üstüne işeyen “Geziciler” masalına. “Bunun tanığı filan var” diyen Tayyip Erdoğan “Beni kandırmışlar” diyebilecek mi?
Gelgelelim, bu ülkede (ve bunun gibi ülkelerde) “solcu” olmanın ceremesi bu. “Ben solcuyum” diyecek ve bu kimlikle siyaset yapacaksanız, başınıza bu tip işlerin gelmesini bekleyeceksiniz. Üstelik, yalnız “sağ” güçlerden de değil.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları


























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
25.08.2025
6.08.2025
1.08.2025
28.07.2025
22.07.2025
30.06.2025
16.06.2025