Murat Sevinç
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen Kürt ‘kökenli’ kardeşlerimizi de kapsayacak mı?
Onuncu yazı…
İlk sekiz yazıda hükümet sistemleri, dokuzuncu yazıda Selahattin Demirtaş’ın ‘güçlendirilmiş’ parlamenter sistem önerisi üzerine yazdım. Sıra parlamenter sistemin hangi yollarla ‘parlamenter demokrasiye’ evrilebileceği üzerine düşünmeye geldi.
(Bundan sonraki yazıların çatısını, daha önce bir hocamız için çıkarılan ‘armağan kitap’ için kaleme aldığım bir makale oluşturacak. ‘Ömür Sezgin’e Armağan’ içinde yer alan ‘Bir Anayasayı Nasıl Yapmalı?’ başlıklı yazı, 2014’te yayınlanmıştı. (Mülkiyeliler Birliği) Bazı kısımlarını olduğu gibi alıntılayacağım makalenin çoğu yerini değiştirip/güncelleyip ‘gazete’ için uygun hale getirmeye çalışacağım.)
Bu ve takip edecek yazılarda, öncelikle ‘ne üzerine konuştuğumuz’ ve ‘anayasal sorunların tartışılma şekline’ ilişkin bazı öneriler getireceğim. Bunları, ‘birlikte düşünme daveti’ olarak da kabul etmek mümkün. Siyasi yönleri olan bazı anayasa tartışmalarını (türban, parti kapatma, ilk üç madde gibi) bir kez daha hatırlatıp anayasaların ‘içindeki sözcüklerle’ değil, Mümtaz Hoca’nın ifadesiyle ‘dışındaki hayatla’ anlaşılıp yorumlanabileceğini anlatmayı deneyeceğim.
Yeni bir anayasanın neden, nasıl ve hangi içerikle yapılması gerektiği sorularına farklı yanıtlar verilebilir. Ancak çoğu zaman ne tek tek ‘kişilerin’ ne de verilecek ‘farklı yanıtların’ fazlaca belirleyici bir önemi olur. Çünkü anayasaları asıl olarak belli tarihsel kavşakların koşulları içinde mücadele eden, farklı düzeylerde iktidar sahipleri (ve nihayetinde meclisler) yapar. Burada ‘iktidar’ ile anlatılmak istenen yalnızca bir siyasal parti ya da partiler koalisyonu, hükümetler vs. değil. Asıl mesele bir yerlerde somutlaşan güç birikimi ya da paylaşımı.
Söz konusu ‘güç’ bir dönem belli bir kişiyi, bir başka dönem bazı kurumların birlikteliğini temsil edebilir. Ortaya çıkan anayasa elbette salt egemen ideolojinin değil, ancak büyük ölçüde onun ‘onayladığı’ bir metin olacaktır. Çatışan, yarışan, mücadele eden siyasi önceliklerin, daha güçlü olanın taleplerine yakın bir ‘yerde’ uzlaşması… Muhtemelen hiçbir siyasi oluşumu çok mutlu etmeyen, herkesin kırmızı çizgilerini biraz bulanıklaştıran ama tümüyle ortadan kaldırmayan, günü kurtarmaktan çok geleceğe yönelik denge arayışında, yurttaş çoğunluğunun hiç olmazsa ‘eh peki’ dediği bir yer… Eğer az çok ‘uzlaşmacı’ bir yapım süreci ve metinden söz edeceksek.
Diyelim, birinin önceliği yeni anayasanın öncelikle Kürt sorununu çözmek için yapılması olabilir. Sorunun çözümünü bir ‘zorunluluk’ olarak tanımlayabilir. Buradaki ‘öncelik’ ya da ‘zorunluluk’, kuşkusuz yalnızca bir soruna ilişkin değişikliklere yer veren değil, ancak kesinlikle ‘o’ sorunu da göz önünde bulundurması gereken anayasa hazırlanması gerekliliğini anlatır. Söz konusu öncelik ‘asli iktidarın’ (yeni anayasa yapma yetkisine ve gücüne sahip olan iktidar) kullanılabilmesine yönelik yetkinin varlığı açısından yaşamsal.
Eğer bir başkası bu önceliğe karşıysa, buna karşılık yine de ‘türev kurucu’ iktidarın (yani elinde ‘yeni anayasa’ yapma yetkisi değil, yalnızca ‘anayasa değişikliği’ yapma yetkisine sahip iktidar) ‘yeni’ bir anayasa hazırlayıp kabul edebileceğini savunuyorsa, o zaman başka bir ‘temel sorun’ tanımı yapmalı. Bu konuyu daha sonra ‘ilk üç madde’ ile ilgili yazıda anlatamaya çalışacağım.
Kuşkusuz bu ‘zorunluluk’ halinin, içi doldurulmadığında boş laf olarak kalacak ifadelere iltifat etmeden anlatılması gerekiyor. Örneğin ‘sivil’, ‘demokratik’, ‘herkesi kucaklayan’ vb. anayasa talepleri, içerik tanımlanmadığı sürece bir değer taşımıyor.
Ayrıca bir sosyalist ile koyu milliyetçi ya da katı inanç sahibi bir yurttaşın her kavrama yüklediği anlam farklı olabiliyor. Kuşkusuz söz konusu kavramlar ‘herkesin üzerine yakışanı giyeceği’ şekilde anlaşılamaz. ‘Demokrasi’ denildiğinde kastedileni anlamak için bakılacak bolca örnek sistem, uygulama, uluslararası yargı kararları, zengin bir literatür var.
Sorun şu ki Türkiye’de temel kavramlar, o kavramların somut içerikleriyle bağdaşmaz biçimde anlaşılıp yorumlanabiliyor. Hâlihazırdaki Türkiye’de benim gönül rahatlığıyla ‘faşist’ sıfatını uygun göreceğim kimi insanların kendilerine ‘demokrat’ deyişinde, demokrasi kavramının bir günahı yok!
Bu yüzden “Ben demokrasi talep ediyorum” diyen herkese, sözün Türkiye’de dile getirildiği göz önünde bulundurup mutlaka “Yani ne istiyorsun” sorusunu yöneltmek, bir zorunluluk. Aksi halde aynı terminolojiyi bambaşka talepler için kullananların saçma diyaloglarına tanık olmak kaçınılmaz.
Yıllardır gündeme gelen her bir anayasa konusuyla ilgili çok sayıda akademik yayın var. 1982 Anayasası’nın uygulanmaya başladığı ilk yıllardan itibaren muhtelif kurumlarca anayasa metinleri de önerildi. Ezcümle, bu alanda bugüne dek söylenmeyen bir şey kalmadı gibi. Temel anayasal sorunlar ve farklı düzeylerde çözüm önerileri ortaya kondu.
Ancak bence tüm bu süreçte sorunları açık yüreklilikle ortaya koyarak, ‘yeni bir şeyler’ üzerine kafa yormak yolu pek tercih edilmedi. ‘Şu kurum şu şekilde düzenlenirse gerektiği gibi işler’ kararlığıyla kaleme alınan her öneri ya da yaşanan çoğu değişiklik, ‘o kurumun o şekilde düzenlendiğinde de gerektiği gibi işlemediği’ gerçeğiyle yüzleşilmesine neden oldu. Bunun çok nedeni var elbette.
Bana kalırsa o nedenlerden biri, bir siyasi tercih olarak ‘samimiyetsizlik’. Teşhis ederken, düşünürken, dile getirirken ve uygularken tanık olunan samimiyetsizlik. Türkiye siyasetçisi ne parti yasaklarını, ne YÖK’ü, ne türbanı, ne hükümet sistemini, ne Kürt sorununu, ne inanç meselesini, ne Diyanet’i ‘samimiyetle’ konuştu. Kamuoyunun tartışabilmesi için gerekli olan, ‘etekteki taşların dökülebileceği’ koşullar da yaratılmadı. Sonuç, genellikle karnından konuşanların birbirlerine bir şeyler anlatıyormuş gibi yaptığı bir ortam…
Gelinen yerde, yalnızca türbana özgürlük, kapatılmayan partinin ezilerek tüketilmesi, berbat bir hükümet sistemi… YÖK olduğu gibi duruyor, Kürt sorunu malum.
Hal böyleyken, insanların, ‘biz bu sorunları çözeriz’ diyen ancak çözüm önerilerini kamuoyuyla açıkça paylaşmayan muhalif siyasi partilere yönelik tereddütlerini anlamak mümkün. Zira, on yıllardır herkes o sorunları çözeceğini iddia ederek iktidar oldu ya da muhalefet yaptı.
Bugün (21 Eylül) Gazete Duvar’da İrfan Aktan ‘Köylülerin helikopterden atıldığı iddiası ülkeyi sarstı!’ başlığıyla bir yazı yayınladı. Aktan, Van’da iki köylünün askeri helikopterden ‘düşmesi’ (!) iddiası ve muhalefetin ‘sessizliği’ üzerinde duruyor ve haklı olarak tepki gösteriyor. Hastane raporları, iki köylünün ‘yüksekten düştüğünü’ ve bilinçleri kapalı biçimde hastaneye getirildiğini söylüyormuş.
Nasıl olur böyle bir şey? Daha vahimi, çatladıkapı spor üst lige çıkınca tebrik twitleri döşenen muhalif siyasetçiler (soru önergesi veren HDP’li Tayip Temel ve DEVA Partisi’nden Mustafa Yeneroğlu dışında) bu vahim ‘iddia’ karşısında nasıl sessiz kalabilir? Demokratik bir anayasa vadeden insanlardan söz ediyoruz.
Yeni anayasa yapılır, yapılmaz, şerbetli olur, kurdele bağlanır vs… Bilemeyiz. Ancak “Ülkenin bir bölgesinde yaşanmış ve hekim raporlarına konu olmuş böyle bir rezaleti görmezden gelen muhalefet, demokratik anayasadan ne anlıyor” sorusunu yöneltmek, herhalde hakkımız. O köylüler insan mı, yurttaş mı, eşit mi? Mesele bu?
Sorular çok açık: Muhterem muhalif siyasetçiler, sizler ‘demokratik anayasa’ derken ne kastediyorsunuz? Düşlediğiniz demokrasinin yaşamsal ilkesi ‘eşit yurttaşlık’, sevdiğiniz tabirle ‘Kürt kökenli kardeşlerinizi’ de kapsıyor mu? Siz demokrat mısınız? ‘Evet’ ise neden bu sessizlik? ‘Hayır’ ise demokratik bir siyasal rejimi nasıl kuracaksınız? Yoksa sizin demokrasiden anladığınız bu mu? İyi de, bu ülke öylesini yeteri kadar gördü zaten…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları












































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025