Şahin ALPAY
Türkiye, askerî-bürokratik vesayet düzenini geride bıraktığına, seçilmiş hükümetlerce yönetim anlamında demokrasiyi yerleştirdiğine inanmaya başlamışken, seçilmiş hükümetin özgürlükleri boğmaya yönelmesiyle karşı karşıya.
Türkiye’de 1950’lerin başında iç ve dış baskılar nedeniyle benimsenen çok partili düzen, özgürlüklerin kısıtlı olduğu ve askerî-bürokratik vesayet altında olan bir demokrasiydi. Dizginler, esas olarak, Kemalizm’e ve ayrıcalıklarına bağlı, kendilerini vatanın ve halka karşı korunması gereken devletin sahibi olarak gören askerlerin elindeydi.
Askerler, “Atatürk ilke ve inkılapları”nın, yani başında oldukları vesayet düzeninin tehlikede olduğu gerekçesiyle çok partili düzene farklı şekillerde dört defa müdahale ettiler; her defasında vesayet düzenini tahkim ettiler, güçlendirdiler. Bu tahkimatın en zecri olanı yeni bir anayasa ve 600 dolayında yeni kanunla 12 Eylül 1980’de iktidara gelen ve yaklaşık üç yıl iktidarda kalan TSK komuta heyeti tarafından yapıldı. 1982 Anayasası’nın lafzının neredeyse yarısı o günden bugüne değişikliğe uğratılmışsa da, yurttaşların birey ya da grup olarak haklarına değil devletin çıkarlarının korunmasına öncelik veren “ruhu” yerinde duruyor.
Şurası bir gerçek ki, 2002’de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Türkiye’nin 1999’da üyeliğe aday kabul edilmesiyle başlayan Avrupa Birliği’ne katılım sürecini desteğine alarak, anayasa ve yasa değişiklikleriyle Kopenhag kriterlerinin benimsenmesi yönünde, önemli adımlar attı. Bu adımlar AB’den katılım müzakerelerinin başlatılmasıyla karşılık buldu. (AKP iktidarının bu yoldaki reformlarına destek veren aydınları “kullanışlı aptallar” olarak niteleyenler, zekâlarından şüphe etmeli.)
Askerî vesayet yanlıları, otoriter Kemalist ilkelerine aykırı ve ayrıcalıklarını tehdit eder nitelikte buldukları reformları baltalamak için doğrudan askerî darbe girişimlerinde bulundular; bir yargı darbesiyle AKP’yi kapattırmaya çalıştılar. AKP iktidarı, oynadığı siyasî rolün TSK’nın saygınlığına ve meslekî sorumluluklarına zarar verdiğine inanan askerler dâhil, demokrasinin yerleşmesinden yana olan büyük çoğunluğun desteğiyle bu tehditleri bertaraf etti. Bir yandan ekonomik büyümeyle ortalama yurttaşın hayat standardındaki gelişme, öte yandan askerî vesayetin hukuken olmasa da fiilen sona ermesi, 2011 seçimlerinde AKP’ye oyların yaklaşık yarısını kazandırdı. 2011 seçimlerinin Türkiye’de demokrasi açısından anlamı, AB kriterlerinde ifadesini bulan, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasinin iki temel ilkesinden birinin, yani seçilmiş hükümetler tarafından yönetim ilkesinin yerleşmekte olduğuna işaret etmesiydi.
Ne var ki, seçilmiş hükümet hızla, işaretleri 2011 seçimlerinin hemen öncesinde görülmeye başlayan bir keyfîlik ve otoriterleşme eğilimine girdi. “Atatürk ilke ve inkılapları”nın savunulması gerekçesine dayandırılan yukarıdan aşağıya keyfî ve otoriter yönetimin yerini, “milli irade”ye dayandırılan şekli aldı. Başbakan Erdoğan, 2023’te ‘Türkiye’yi dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri yapacağım’ iddiasıyla, ‘yasama ve yürütmenin ayağıma dolanmadığı türden Türk usulü başkanlık sistemi istiyorum’ dedi. Putin’e özenmeye başladı. (“Erdoğan, Putin mi olmak istiyor?” başlıklı yazım Zaman’da bundan üç yıl önce 8 Şubat 2011’de yayımlandı.)
TRT, hükümetin borazanı haline geldi. Özel medyanın bir kısmı, hükümetin vereceği ihalelere bağımlı patronlar aracılığıyla Başbakan’ın emrine girdi. Eleştirel yazarlar işlerinden kovulur oldu. Başbakan, kendisine bağlı medyada neyin yazılıp yazılmayacağından hangi kamu ihalesini kimin alacağına varıncaya kadar bütün kararları tekeline aldı. Sayıştay denetimleri kısıtlandı. Başbakan’ın kızdığı işadamlarının üzerine maliye müfettişleri gönderilmeye başlandı. Başbakan giderek kendini çoban, halkı sürü gören, kendini devletle özdeşleştiren bir tavır içine girdi. Her gün kaç çocuk yapacakları dâhil yurttaşların yaşam tarzlarına müdahale eder, muhalifleri azarlar, tehdit eder oldu.
2013 yazında İstanbul, Taksim Gezi Parkı’nda başlayıp yurt sathına yayılan kitle gösterileri, keyfîleşen ve otoriterleşen AKP yönetimine karşı yükselen muhalefetin ilk işaretlerini verdi. Dershaneleri kapatma girişimi, AKP iktidarının sivil toplumu da baskı altına alma arayışının işaretiydi. 17 Aralık 2013’te başlayan en az 5 bakanı, hükümete yakın işadamları ve bürokratları, Başbakan’ın aile yakınları hakkında iddiaları içeren büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması ise, AKP iktidarının sadece otoriterleşmekle kalmayıp, Cumhuriyet tarihinin en ağır yolsuzluk suçlamasına uğrayan hükümeti olduğunu ortaya koyuyordu.
17 Aralık’tan bu yana AKP hükümetinin, “paralel devlet” yalanını bahane olarak kullanarak, yolsuzluk soruşturmasını örtbas etmek amacıyla aldığı idarî ve yasal önlemlere tanık oluyoruz: Bu önlemler yüzlerce savcı, yargıç ve polis memurunun görev yerlerinin değiştirilmesinden Adlî Kolluk Yönetmeliği’ne, HSYK Kanunu’ndan yapılan değişikliklerden internet yasasında yapılan değişikliklere kadar uzandı. Bu adımlar sadece Türkiye’nin özgürlükler ve haklar alanında son on yıldaki kazanımlarını ortadan kaldırmayı değil, bizzat seçilmiş hükümetlerce yönetim anlamında demokrasiyi de tehdit eder hale geldi.
İşin özü şu: Türkiye, askerî-bürokratik vesayet düzenini geride bıraktığına, seçilmiş hükümetlerce yönetim anlamında demokrasiyi yerleştirdiğine inanmaya başlamışken, seçilmiş hükümetin özgürlükleri boğmaya yönelmesiyle karşı karşıya. Şimdi keyfîleşen ve otoriterleşen bir başbakana ve çevresindeki siyasi kariyerini ona bağlamış bir kliğe karşı özgürlük ve hukuk devleti mücadelesi veriliyor. Türkiye, bu mücadeleyle özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yerleştirmeden hiçbir temel sorunu, ne laiklik ne de Kürt sorununu çözebilir. AKP’nin sorumlu üyelerinin de bu gerçeği görme zamanıdır, çünkü gidişat ülkenin olmadığı gibi partinin de hiç hayrına değil.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları

































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.06.2023
21.12.2020
6.02.2020
18.11.2020
30.09.2020
24.09.2020
20.07.2020
8.05.2020
29.04.2020
21.04.2020