Ümit KIVANÇ
Öyle anlaşılıyor ki, memleketimizin, sorunlarıyla boy ölçüşmeye kalktığında gülünç duruma düşen kısır siyaset ortamı bir değişim ihtimalini daha kapı dışarı etmek üzere. Kapıldığımız ruh kurutucu, zihin köreltici baskı rejimi girdabından kurtulabilmemiz umudu, bu şartlarda ne yazık ki uzaktaki cılız ışık hâlâ. CHP’deki sarsılma cendereyi de sarsmaya elverecek mi yoksa bu gelişigüzel, sertçe basılmış frenin yarattığı sarsıntıdan mı ibaret, göreceğiz. En azından yönelim, eğilim olarak varlığıyla ortama azıcık denge ve basiret getirmesi umulan “merkez sağ” beklentisiyse, genel, küresel, dönemsel koşullardan çok memleket havasının etkisiyle uçuşup toz oldu, boşluğa savruldu.
“İYİ Parti”nin derme çatmalığı cin fikirlilik mahsûlü adından belliydi. Fakat, buraların okur-yazarı, gazetecisi şusu busu olarak, sözkonusu memleket havasını ne kadar solumuş, takım elbiselerin, tayyörlerin içinde vitrin mankenleri bulunsa daha anlamlı işler döneceği hususunda ne kadar tecrübe edinmiş olursak olalım, insan bir noktada koca koca kadınların adamların ne yaptıklarını biraz olsun bildiklerini vehmedebiliyor. İYİP, şu mâhut Altılı Masa macerasından bile kof çıktı.
Sistematik milliyetçi-ırkçı pompalama politikasının gereği olarak, milyonlar dökülerek yapılan televizyon dizileriyle maddeye kavuşup etiket, afişet, duvar yazısı vs. suretinde gündelik yaşantımıza katılan IYI amblemini bayrak edinmesi gerçi sözkonusu partiyi oluşturanların siyasî kökeninden beklenmeyecek bir geniş çember çizecekleri vaadiyle bağdaşmıyordu; yine de çok insan sanırım bu tercihi bir tür yükselen dalga üstüne oturma niyetine bağladı; o günlerde ne revaçtaysa ona rağbetin avantajından yararlanma uyanıklığı olarak gördü. Yoksa, İYİ Parti yerine, amblem ve sancak edinmek suretiyle adlandırılmaya heves ettikleri şeyi geçirip KAYI Partisi dendiğinde, mazallah İYİP anında KAYIP’a dönüşüveriyordu zaten.
Lider Meral Akşener’in başlangıçtaki tutumu, partinin ne olduğu ve ne olabileceğine dair ciddî yanılsamalar yarattı. Sanıldı ki, MHP ortamına her daim gölgesini düşüren karanlık geçmiş ve sokak kabadayılığına düşkünlüğün, buna bağlı olarak, halen süren karanlık ilişkilerin yarattığı toplumsal kargaşa tehdit ve tehlikelerinin dışında, kavgasız dövüşsüz, “temiz” bir milliyetçi hat inşa edilmek istenmektedir. Kurt siyasetçi “Asena” figürü bu kuşatılmışlıktan çıkma harekâtı için gayet münasiptir. Alenîleşmiş kirli işlerin şaibelerini taşımayan, ağzı bozuk olmayan, düzgün konuşan, şık takım elbiseli ekiple “özü sözü bir” kadın liderin birlikte verdiği görüntü, o çok özlenen “merkez sağ”ı nostaljik hayalet olmaktan kurtaracaktır. Hem “merkez sağ” gerektiği ölçüde milliyetçileşecek -daha nasıl milliyetçileşecekti, orası ayrı muamma- hem de laiklik (“açıklık”) nedeniyle hâlihazırdaki egemen yerli-millî şahlanışa iştirak edemeyen, bir kısmı hâlâ CHP sularında yabancılık çekerek dolaşan, en az berikiler kadar yerli-millî zevat kendine daha rahat edeceği yeni yuva bulacaktır.
Akşener’in vaat ettiği, kısaca, elinde oklava ve tepsiyle Ertuğrul Gazi’nin ruhunun benliğini ele geçirmesini umarak, televizyon karşısında, divan üstünde zıplayarak yerli-millî usûlde proaktif meditasyon yapan insanımızı güçlendirilmiş, yenilenmiş parlamenter rejime katmaktı. Eline sahici kılıçla kalkan da geçirse kendi kaderini şekillendiren gelişmeleri etkileme şansından yoksun bu insanın getireceği oyla, yüksek katlarda iş gören varlıklı, imkânlı, güçlü zevatı tavlamaya yarayacak “yeni merkez sağ” iddiası birleştiğinde, memleket şartlarında doğal olarak iktidara yaklaşılacaktı.
Velhâsıl İYİP’ten yeni birşeyler bekleniyordu, ama buraya kadar göz attığımız hikâyede yeni sayılabilecek yegâne unsur, Diriliş Ertuğrul gibi dizilerle gerçeklikten “iyice” koparılmış ahalinin Tiktok görüntüleriydi. Bir bakıma eğlenceliydiler de.
Meral Akşener’in aklı başında tavırları ve ne söylediğini bilir havası başlangıçta elbette etkili oldu ve partinin ne idüğü hakkında şüphe yaratan birtakım çıkıntılıkların arızî sayılmasını -çünkü bir yandan da böyle görmek isteniyordu- kolaylaştırdı. Akşener ayrıca, cümle düşmana bayrak açmış, sözünü sakınmayan cesur kadın imajıyla da, muhaliflerini her fırsatta aşağılayan, kendinden saymadığı herkese hakareti alışkanlık haline getirmiş iktidarın karşısında, muhalif kesimin bir kısmına basbayağı iyi geldi.
Fakat giriş taksimini izleyen bölümde ortada ne makam ne âhenk ne herhangi bir melodi kırıntısının bulunduğu ortaya çıktı. En derin hassasiyetle o tarafa kulak kabartan bile gönlünü şen edecek en ufak tınıya rastlayamadı. İYİP kampından gelen, herkes tarafından işitilebilir ilk yüksek ses, masadan kalkan birinin çektiği sandalyenin cayırtısı oldu. Akşener birden, “yeni merkez sağ” vaadini bünyesinde cisimleştirmiş ya da aslında herhangi bir vaadi temsil eden bir siyasetçi gibi değil, ’90’larda devletin karanlık-kirli âleminde ikbal arayan, vazifeli toy politikacı rolüyle sahnede belirdi. Tartışılması bile abes ki, Akşener’in meşhur masadan kalkma ve tekrar oturma eylemi -bilahare CHP binası önündeki toplaşma esnasında takındığı hal ve tavrın da pekiştirdiği- apaçık sabotajdı ve başarıya ulaştı.
Seçimlerden sonra ise, Kayı sancağı altında nasıl basit, bildik, süflî işlerin döndüğünü öğrenmeye başladık. “Yeni merkez sağ” hayali tel tel dökülüyor.
Peki böyle bir hayalin kurulmasının mâkûl sebebi var mıydı?
Köşeyazarınız bir defa daha hayatın bütün gerçeklerini kesin dille, inkâr edilemez şekilde ilan etmek üzere huzurlarınızda, muhterem okurlar: Yoktu. Çünkü artık merkez sağ diye bir şey yok, ezcümle merkez sağ olduğu gibi, nazikçe “aşırı sağ” diye adlandırılan faşizan rotalara oturdu, “yollar yürümekle aşınmaz”ın Süleyman Demirel’i bugün gelse ancak Maraş Katliamı akşamındaki siyasetçi rolünde sahneye çıkabilir. Öbür rol oyun dışı kaldı.
Fakat buradaki konumuz dünyada merkez sağ denen melanete ne olduğu değil, yerli-millî sahnede cereyan eden tragedya: İYİP-KAYIP oluşumunun, sancağı mancağı da bir tarafa atan kısrak silkinişiyle âdetâ “ben o değilim, ben o değilim!” haykırışları arasında kısacık siyasî ömrüne son vermeye atılışı.
Acaba, diyorum, muhteremler, Akşener ve partisi yola çıkarken, onların geleceğine dair düşünülürken, umulurken, kendileriyle ilgili bazı ufak tefek ayrıntılar ihmal mi edildi? Meselâ, devletin toplum içine uzanan karanlık kolu olarak iş gören siyasî örgütlenmenin başına geçmeye kalkıştığı, başaramadığı, bunun üzerine mecburen ayrı yol çizmek zorunda kaldığı yeterince hesaba katılmadı mı? Meral Akşener, Tayyip Erdoğan ve AKP üst kadrosunun devlet ve MHP ile koalisyon kurarak iktidar sürdürme hesaplarına takılmasa, MHP’nin lideri olmayı başarsaydı, kendisinden -şartlarımızda olabildiği kadarıyla- hukuklu, adaletli parlamenter rejimin “yeni merkez sağ”ı olması beklenebilecek miydi? Türlü dümenle engellenip dışarıda kalmasa, şu anda MHP’nin neresinde ne yapıyor olacaktı? MHP’yi merkez sağ mı yapacaktı?
Ya İYİP’te toplaşan siyaset kadrosu? Onlar gerçekte ne umuyorlar, ne vaat ediyorlardı? Acaba çekirdekte yeralan esas özlem ve beklenti, köhnemiş MHP’nin yerine geçmek miydi? E, Üç Hilal’den önce Kayı Sancağı vardı, haliyle. Milliyetçiliğin kozmopolit ve fazla din soslu Osmanlı yollarına sapmamış hali hem “Kürt faktörü”nü siyasetten bütünüyle dışlama vaadini daha bir sağlam, hakkınca temsil edemez miydi?
Bunları söylerken, yoğurda üflüyorum bir yandan, değerli okurlar, siz de üfleyin. Sebebi çok da, başlıca biri, bütün bunların da aslen vehimden ibaret olabileceği, sancak altında toplaşan zevatın bir bölümünün de iktidar sayesinde yolunu bulma dışında fazla karmaşık hedeflerinin bulunmayabileceği ihtimali. Şimdi fark ediyorum ki, aslında basbayağı “merkez sağ” unsuru bulunabilir işin içinde. Zira merkez sağ dediğiniz bundan başka nedir ki?
Hele AKP ile kader birliği ettikten sonra MHP’ye yaklaşamayan, CHP’nin sola-tabiî esas olarak “Kürtlere”- meyletmesi ihtimalinin ufukta gözükmesinden bile huzuru kaçan, zaferler kazanmış, topraklar ele geçirmiş birkaç padişah hariç Osmanlı fikrinden ve mensubiyetinden hoşlanmayan, buna karşılık Orta Asya ve -her yönüyle!- Ergenekon kavramlarına yakınlık duyan, sorsanız kendini “Cumhuriyetçi” olarak tanımlayacak seçmenler İYİP’i bağırlarına basmaya hazırdılar. Sendikasız, grevsiz, itirazsız ekonomi de sunabileceğini düşünerek bu partiye iyi gözle bakan ve onda az buçuk gelecek gören bir iş insanları kesimini de Akşener heveslendirebilmişti galiba.
Heyhat! Cümlemizle oyun oynamış, hepimize hakaret ve ihanet etmiş “namuslu bürokrat”la birlikte, “özü sözü bir” cesur kadın savaşçı da belki hatıra eşyası olarak değer edinebileceği minik heykelciğe dönüşmek ve müzeye girenlerin pek yüz vermediği rafta yerini almak üzere. Yanındaki takım elbiselilere bir şey olmaz. O zevat her zaman her yerde kendine yer bulabilir.
Hep beraber tencereler, tavalar edinip, elde kılıç, divan üstünde hoplamaları belki hepimiz için daha iyi olurdu.
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları

















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024