Ümit KIVANÇ
Kendinden menkul İslâm bilirkişisi Hayrettin Karaman, nihayet, senelerdir bir sürü insanın ağzının içinde gevelediğini ortalık yere tükürüverdi. Karaman diyor ki: Müslüman ile aynı yerde yaşayacaksan, ona tâbi olacaksın; o söyleyecek, sen yapacaksın.
Gerçi bunu daha önce de çeşitli şekillerde dile getirmişti. "Çoğunluk Müslümansa, azınlık ona tâbi yaşamak zorunda" demişti. Fakat gazetesi Yeni Şafak'ta 25 Mayıs'ta yayımlanan manifestosuyla -"Demokrasi çoğulculuk laiklik ve İslam" başlıklı bu yazıya makale, köşeyazısı falan denemez-, hem net tanımlanmış bir uzlaşmazlık çizgisi çekti hem de "mücadele"de hedeflerin açıkça ilân edilebileceği aşamaya gelindiğini duyurmuş oldu.
Karaman, sekülerlik ve laiklik kavramlarını süpürüp atarak işe koyuluyor. Sebep basit: her ikisi de, "Allah'ın dininin müdahale etmediği" alanlar öngörüyorlarmış, oysa"İslâm'da dinin karışmadığı özel ve genel hiçbir alan yok"muş. "Vardır" diyenlere de kızıyor Karaman; "bilmiyorlar" diyor.
İlk büyük güzellik bu noktada karşımıza çıkıyor. "İslâm'daki müdahale/karışma anlayışı" diye tarif ediyor Karaman kendisine göre bir tür ideal durumu temin edecek zihniyeti. Bunu nasıl anlamamız gerekiyormuş? Şöyle: "ilâhî-dinî sınırlama, hüküm koyma, talimat verme, irşad etme şeklinde".
Bunları söyledikten sonra, Hayrettin Bey, İslâmcı siyasetçi ve yazarlarda pek sık rastladığımız çocuk kandırma moduna geçiyor:
...bu müdahale insanların iradelerini, kişiliklerini de ele alıp, ona hakim olup zorla yönlendirme manasında da değildir, ruhban sınıfının müdahalesine benzer bir müdahale de değildir.
Ne güzel!.. İnsan davranışlarını "ilâhî-dinî" düzeyden dayanaklar bularak, yani itiraz edilemez gerekçeler üreterek sınırlıyorsun, ama onu "zorla yönlendirmiş" olmuyorsun. "Hüküm koyuyorsun", herkes uyacak; uymayacaklarsa neden koydun? Ama insanlara "hakim olmuş" sayılmıyorsun. "Talimat veriyorsun" ama bu "ruhban sınıfınınki gibi" müdahale sayılmasın istiyorsun. Bu neyin sarhoşluğudur?
Belki zaferin. Belki bu kadar uzun süren iktidarın. Bilemiyoruz. Şöyle kestirip atıyor Karaman:
İslâm ile sekülerizm ve laisizmin uzlaşan, paralellik arzeden yönleri yoktur. Bunların yan yana gelmesi mümkün değildir.
Emin oluyoruz ki, Karaman'a göre artık bütün hedef ve yöntemleri adlı adınca söylemekte sakınca yok.
Ahlâk'ı çok ararsınız bu kafanın içinde
Şu "yöntem" meselesini aradan çıkaralım. Çünkü orada Karaman'a veya İslâmcılara özgü herhangi bir "ekstra" yok. Bildiğiniz oportünizm, makyavelizm:
İçinde bulunduğumuz şartlar, adım adım İslâm'a giderken bir aracın kullanılmasını zaruri kılarsa, o aracı kullanırız. Bu kavram olur, kurum olur, parti olur... Yalnız burada, mutlaka göz önünde bulundurmamız gereken husus şudur: Bu aracı kullandığımızda, daha mükemmele ulaştırıyor mu, yoksa onun yerine geçip yolunu ebediyyen kapatıyor mu? Şayet kullanılan araç, ikinci adıma yol açıyorsa, bence o aracın kime ait olduğu önemli değildir. Yani Grek, Roma, Amerika, Kara Avrupası, Aydınlanma öncesi ve sonrası, kilise, havra gibi herhangi bir yere ait olabilir. O araç kullanıldığı zaman, amaca ulaşma açısından karşılaşılan netice önemlidir. Eğer o araç, bizi amacımıza doğru götürüyorsa, kapıların arka arkaya açılmasını sağlıyorsa, mecburiyete binaen onu kullanabiliriz. Zaruret o aracı meşru kılar.
İşte, tam "suyundan da koy" vaziyetleri. Karaman'ı belki de açıksözlülüğünden ötürü kutlamalıyız. Uyar-uymaz ölçüsü de yok. Neticeye bakın, diyor.
Ancak kendisinin aklî melekeleri, baştan inanıp kararını verdiği şeyleri üstümüze ilâhî hakikatler olarak boca etmeye yetiyor da, sahiden akıl-mantık ve izan gerektiren işlerde sanırım bir "araç" olarak "mükemmele götürmüyor". Zira, "araç kime ait olursa olsun" dedikten hemen sonra, "demokrasi, parti ve çoğulculuk" kavramlarının "kime ait" olduğunu sorgulamaya girişiyor ve bunların "bünyemize yabancı"lığına işaret ediyor:
Öncelikle demokrasiye, partiye ve çoğulculuğa menşeinden bakmalıyız. Bunlar nereden gelmiş? Hangi kültür ve medeniyet ortamının mahsulleri? Bunların beşeri ve beşer üstü vasıfları nelerdir, ilahi menşee mensubiyeti var mıdır? Yoksa beşer aklı ve nefsinin eseri midirler? Ve bu ne derece terbiye görmüş aklın ve nefsin eseridir? Selim akıldan mı yoksa kirlenmiş, şartlanmış akıldan mı sadır olmaktadır? Yani evvela menşeinin tespit edilmesi gerekmektedir. Buradan, bünyemize yabancı olup olmadığını anlayabiliriz.
Eh, bu soruların cevapları belli olduğuna göre, varmamız gereken sonuç, sözkonusu kavramların-kurumların "bünyemize yabancı" oldukları. Hani aracın bizi mükemmele, yani "adım adım İslâm'a" götürüp götürmemesi önemliydi, kime, nereye ait olduğu önemli değildi?
Esas önemli olmayan, buradaki mantıksal çelişki. Çünkü amaç bu kavramları reddetmek. Nasıl olduğu fark etmez. Karaman, oradan sallıyor, buradan vuruyor, yeter ki inananlar demokrasiden, çoğulculuktan soğusun. Ve az önce söylediğini unuttuğu için, kolayca, bu "bünyemize yabancılık" meselesini anlatmaya girişiyor.
Giriştiği bu işte, muhtemelen bütün Müslümanları şaibe altında bırakacak bir tahakküm toplumu teorisi yapıyor. Bu teorinin tamamen kendi uydurması, ucube bir varsayıma dayanıyor oluşu bu noktada önem taşımıyor.
Çoğulculuğun çürük temeli
"Çoğulculuğun temelinde," diyor Karaman, "hak ile batılın, doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün göreceliği ve eşitliği vardır. Bu ise İslâm'ın özüne aykırıdır." Böyle bir çoğulculuk tarifi yapıp bunu İslâm'ın "özüne aykırı" bulduğunuzda şunu söylemiş oluyorsunuz: Bir tek doğru vardır, bir tek iyi vardır, İslâm kendinden başka iyi ve doğru kabul etmez.
Bu, Karaman'ın söylediklerini aşırıya vardırmak falan değil, sakın ha. Kendisi de zaten bunu açıklamaya ve temellendirmeye çalışıyor. Diyor ki: Batı, "A ile B davranışını... din ve ahlâk açısından değerlendirmez. Birine iyi, diğerine ise kötü demez." Karaman "iki husus"u ayırt ediyor: biri "özgürlük vermek", ikincisi "değerlendirmek". Çoğulculuk,"farklılara" özgürlük verirmiş, hak verirmiş, ama "tercihleri din ve ahlâk bakımından değerlendirme dışı tutar"mış. Tabiî ki Karaman'ın ne istediğini tahmin etmek kolay: Her farklı görüş ve tavır sahibini yargılamak; onun deyişiyle "değerlendirmek".
Bakın, Karaman'ın "İslâm" diye tarif ettiği şeyin hükmü altında yaşıyorsak hayatımız nasıl cereyan edecekmiş:
İslâm... insanlara din ve vicdan özgürlüğü verir. Fakat bu özgürlük küfür, günah ve ayıp istikametinde kullanıldığında bunu olumsuz bir değerlendirmeye tâbi kılar. İman, dindarlık ve ahlâk istikametinde kullanılan irade ve hürriyetin eseri (iman, fazilet...) her zaman için üstün olur. Diğeri ise adi olur, bayağı olur; terk edilmesi gereken bir şey olur.
Bu kadar basit. İslâm adına hükmedenin iyi dediği iyidir, kötü dediği "terk edilmesi gereken bir şey"dir. Fakat niyeyse Karaman lafın burasında insafa geliyor. "İslâm"ın "adi" ve "bayağı" kimselere karşı zor kullanmayacağına bizi inandırmaya çabalıyor:
İslâm bunu zorla terk ettirmez; ama terk edilmesini ister, bu yönde teşvik eder. İnsanların akibetinin iyi olmasını istediği için iman istikametine yöneltmeye çalışır.
Benim akıbetimin nasıl olacağına dair bütün karar ve eylemlerin bana ait olduğu gibi bir "husus"u Hayrettin Karaman'a anlatmaya kalkışamam şüphesiz. Baksanıza onun bana hükmetmek istemesi tamamen benim iyiliğim için! Ancak böyle bir yazıya koyduğu şu son paragrafı kendisine yazdıran psikolojiyi çözmeye çalışabilirim:
Çoğulculukla din ve vicdan hürriyetini, (farklı inançtan insanların bir toplum teşkil etmelerini, temel haklardan yararlanarak bir arada yaşamalarını) birbirine karıştırmamak gerekir.
Nedense içimden şunları söylemek geliyor: Korkmayın, iktidarda olan sizsiniz. "Biz nasıl diyorsak öyle yaşayacaksanız" yazısı yazdınız diye kimse size bir şey yapamaz. Sübaba, sigortaya lüzum yok. Biz ne anlatmaya çalıştığınızı gayet iyi anlıyoruz. Her fırsatta üstünde "moloz aracı" yazan kamyonetleriyle caddeye fırlayıp insanları terörize ederek masa-sandalye toplayan Beyoğlu Belediyesi elemanları, zaten sizin sözlerinize ihtiyaç bırakmadan anlatıyorlar "gönlünüzden geçeni". Hükmü siz koyacaksınız, talimat vereceksiniz, sekülerlik zaten İslâm'la bağdaşmıyor, kimse bunu dile getiremeyecek vs. Bunları insanların gözüne gözüne sokarken, bir yandan da İslâm'da "din ve düşünce hürriyeti"nin bulunduğunu iddia etmeniz ise sadece bize sizin ahlâkınız hakkında fikir veriyor.
Nazikçe söyleyeyim: Umduğunuz gibi olmayacak. Biz, yani her türden "adi"ler ve "bayağı"lar, direneceğiz. Ve siz, tahakküm etmeden, kendinizi seçilmiş, ayrıcalıklı, hükmetme hakkına sahip sanmadan, başkalarıyla birlikte yaşamanın yollarını bulacaksınız.
http://riyatabirleri.blogspot.com.tr/2014/05/islam-bilirkisisinden-tahakkum.html#more
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları

















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024