Umur COŞKUN
Kürtler – Kürt olmayanlar,
Solcular – solcu olmayanlar
Dindarlar – dindar olmayanlar,
Kimlik aidiyetleri – kimlik aidiyeti olmayanlar…
Bu kırılma hatlarına çeşit çeşit bileşenlerin birbiriyle ilişkisini, bunların bağımsız bireylerle ilişkisini katın, çoğulcu yapıyı; yani, daha şu ya da bu konudaki politik farklılıklara gelmeden bile ne çok kırılganlık bulursunuz. Dürteni de çok olur. Şimdi popüler çatlatmaca denemeleri: Demirtaş’ı sevenler - sevmeyenler; Öcalan’a bağlı olanlar - “arkasından iş çevirenler”.
Yersen…
Yenecek yutulacak gibi değil tabii. Hükümet ve AKP yetkililerinin ve yandaş medyanın servis ettiği gibi, madem Öcalan kendilerinin baş düşman ilan ettikleri Demirtaş’a ve HDP’ye çok kızıyor, neden aylardır tecritte tutuluyor? Neden onun adına asparagas haberler yapılıyor da kimseyle konuşmasına, görüşmesine izin verilmiyor? Daha da önemlisi, bu tecrit yoluyla barış umutlarına bir hançer daha sokulmuş oluyor . Bunu da dikkate almak gerekiyor.
Yetmiyor, sürekli kaşınıyor: “Bir cacık olmayacak solcular yüzünden HDP büyüyemiyor”. “PKK’yi şöööyle esaslıca eleştirmeden, terörle arasına iyice bir mesafe koymadan HDP gelişemez.” En yenisi de şu; “HDP Alevilere kıymet vermiyor, hemen ayrılsınlar.”
Oldu…
İşte öteden beri ve özellikle güncel siyasette kırılmaya çalışılan “potansiyel” fay hatlarına karşın, HDP çoğulculuktan güçlü bir sinerji çıkardı, en etkili demokratik muhalefet odağı olmayı başardı. Barış umudunun sözcüsü ve taşıyıcısı oldu. Ve ne denirse densin, yaratılan ortamın tüm anormalliklerine teslim olmadan, 2015 seçimlerinde büyük başarı kazandı.
NEREDEN ÇIKTI BU HDP?
Biraz geriye gidelim. Sosyalist sol 1980’lerin ikinci yarısından itibaren bir “cephe partisi” imkanını tartışmaya başladı. Yurt dışında yine sosyalist partiler Kürt Özgürlük Hareketi’nin bileşenleriyle yan yana gelmeye çalışarak aynı şeyi tartıştılar. Hatta daha 1988 yılında, Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) birleşerek oluşturdukları, Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nin (TBKP) gizli yapılan kongresinde, “en geniş, sol, demokrat çevrelerle birlikte” bir parti kurulması amacı, kongre kararlarından biriydi.
Bilindiği gibi, bu çalışmalardan murada uygun bir sonuç çıkmadı. 1990’lı yıllarda Sosyalist Birlik Partisi (SBP), Birleşik Sosyalist Parti (BSP) ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) deneyleri, birbirinin ardılı olarak sosyalist solun birleşme çabalarından ibaret kaldı. Aynı dönemlerde, Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkerên Kurdistan - PKK) tarafından 1984 yılında başlatılan silahlı isyanın ve bunun karşısında devletin “düşük yoğunluklu savaş” dediği, fakat bugüne kadar 40 bin insanımızın hayatını kaybettiği, Kürd halkından iki milyon kişinin yerinden yurdundan edilerek göçe zorlandığı, binlerce köy ve mezranın yakıldığı, yüzlerce insanımızın da “faili meçhul” denilen cinayetlerle yok edildiği süreçlerin yer aldığını da hatırlamak gerekir.
Sosyalist solun geniş bir demokrasi öznesi, güçlü bir demokratik muhalefet odağı oluşturma niyeti gerçekten var mıydı, olduğu kadarıyla ete kemiğe büründü mü, bu sorulara olumlu yanıt vermek zor. Bir de hiç söylenmese, böyle ifade edilmese de, kafanın arkasındaki örtük varsayım şuydu: Sosyalistler geniş bir birliktelik sağlayabilirlerse, Kürt özgürlük hareketi temsilcileri de buna eklemlenecek, kimi demokrat kimliklerin de katılmasıyla geniş bir blok oluşturulabilecekti. Hayat bu yönden yürümedi. O beklenen blok, Kürt özgürlük hareketi temsilcileri üzerinden, Kürt siyasetçilerin ağırlık ve inisiyatifleriyle başlayarak gelişti!
HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ
Vikipedi’den okuyalım:
“2011 genel seçimlerinde Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ile 20'ye yakın sosyalist parti ve hareket işbirliği yaparak Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nu oluşturdu. Genel seçimlerde %10 seçim barajını aşamayacağı gerekçesiyle bağımsız milletvekilleri ile meclise girmeyi amaçlayan bu blok 41 ilde 65 bağımsız adayla seçime katıldı. 36 aday seçilmeyi başararak meclise girdi. Partiler bu işbirliğini geliştirerek geniş bir Türkiye muhalefeti örgütlemek üzere çalışmalarına devam ettiler. 2011 yılının Ekim ayında bir kongre düzenleyerek bu işbirliğini genişlettiler. Sosyalist partiler, sendikalar, kadın, LGBTİ ve çevre hareketleri, emek ve hak temelli sivil toplum örgütleri, Anadolu'da yaşayan çeşitli dini azınlıkların temsilcilerinden oluşan, 81 ilden 820 delegenin katılımıyla düzenlenen kongreye Halkların Demokratik Kongresi (HDK) adı verildi.”
Delegesi olmaktan onur duyduğum bu ilk kongre, yanlış hatırlamıyorsam 14 etnik ve kültürel kimliğin selamlama konuşmalarıyla açıldı. Kimileri kendi dilleriyle, bu toprağın dilleriyle yaptılar konuşmalarını. O gün, kongre arası sohbetlerde, ilk kez, “5 milyon oy” lafını kullandığımızı da anımsıyorum.
İşte buralardan geldik, kırılganlığın gücüne.
SAHİCİ İNSANLAR, SAHİCİ SORUNLAR
Ünlü TED Konferansları arasında birinin başlığı da “Kırılganlığın Gücü” (The Power of Vulnerability, TED Talks, Brene Brown). Burada, sahici insanların vicdan sahibi oldukları, utanma, korku duydukları, merhamet, sevecenlik, samimiyet, mükemmel olmadığını bilmek ve başka insanlara bağlanmak gibi duyguları olduğu söyleniyor. İşte sahici insanları kırılgan yapan bu özellikler, aynı zamanda onların güzelliği. Neşe, sevgi ve yaratıcılıkla hayata tutunmalarının esrarı bunlarda.
Sahici insanların özelliklerinden aldığımız cesaretle, HDP’nin dışarıdan dürtülen değil, sahici sorunlarını tanımlamayı deneyebilir miyiz? Bunları sorularla gündeme getirmeye çalışmak, kuşkusuz doğrudan akıl vermeye benzer bir yaklaşıma göre daha gerçekçi olacaktır:
Siyaset – Savaş ilişkisi: “Savaş siyasetin şiddet araçlarıyla devamıdır” diye tekrarlanır, Clausewitz’in ünlü sözü üzerinden. İki yüz yıl öncenin bu değerlendirmesini, günümüz koşulları ve çeşitliliği düşünüldüğünde oldukça yetersiz buluyorum. Kanımca savaş, siyaseti, özellikle de demokratik siyaseti bastırır, üzerine çıkar. “Savaş” derken?... E, herhalde bir devletin kendi topraklarını, dağını taşını bombalaması pek adetten değildir de, tam onu diyorum. Cizre, Nusaybin, Gever, Sur, Silvan örnekleri ortada. Gazze’den beter durumları nasıl tanımlayacağız? Amed, Suruç, Ankara katliamları bu denli sıcakken? Dağlıca, vb., çatışmalar?
İşte bu süreçte HDP tüm Türkiye için demokratik siyaseti hakkıyla sürdürebilecek mi? Nasıl yapacak? Örneğin Silvan’da insanlar en berbat koşullarda, aç susuz, bombalar, kurşunlar altındayken; yasal dayanaksız ama dünya rekoru kıran sokağa çıkma yasağı sürerken, halkın direnişini destekler ve şehir ablukasının sona ermesi için mücadele ederken, bir yandan da Sivas Demir Çelik (Sidemir) işçilerinin hakları için, Akkuyu santralinin, yeni termik santrallerin yapılmaması için, elektriğin artık öncelikle güneşten sağlanması için, sulak arazilerin yok edilmemesi için, kuraklık tehdidine karşı, iklim konferansı, G20 bağlamında, vb., vb., sesini yükseltebilecek mi? Zor ama gerekli. Unutmayalım, IŞİD saldırılarının ortaya çıkması, aynı günlerde yapılan dünya iklim zirvesini önemsizleştirmişti.
Güncel – genel siyaset ilişkisi: Kısa kesmek için tek bir örnek vermek yeterli olabilir. “Seni başkan yaptırmayacağız” bir güncel siyaset sloganıdır. Doğrudur, etkili olmuştur, ayrı konu. Peki, “Büyük İnsanlık” ve “Yeni Yaşam” sloganlarını kullanmayacak, altını doldurmayacak mıyız? Güncel hedefin bunları önemsizleştirmemesini nasıl önleyeceğiz?
Demokratik özerklik: Son 7-8 yılın en önemli siyasi konusu olmasına rağmen, siyasetin tartışmakta çok cimri davrandığı konu… HDP, etnik-bölgesel demokratik özerkliğe mi takılıp kalacak, yoksa tüm Türkiye için, yargısıyla, eğitimiyle, sağlık hizmetleriyle bu yerinden yönetim probleminin çözümleyici şampiyonluğunu mu yapacak? Bölgesel ihtiyaç tabii ki çok yakıcı, ancak doğrudan bölgeye abanmak mı bölge için daha hayırlı, yoksa tüm Türkiye’yi rahatlatacak yoldan ilerlemenin bölgeye daha mı çok faydası dokunur? Ortak vatan konsepti çerçevesindeki demokratik özerklik daha mı anlamlı, yoksa tüm yük Kürd illerine mi yüklenmeli?
Kamıslo, Kerkük, Mahabad, Amed: Bunlar Kürdistan coğrafyasının 4 ülkeye bölünmüş halinin başat kentleri. Kobani şimdi Kamışlo’nun önüne geçti, stratejik olarak… Kamışlo, Cezire kantonunda istirahat ediyor, şimdilik… Kerkük, Bölgesel Kürt Yönetiminin anayasa taslağında “başkent” olarak geçmektedir. Halledilemedi, Irak yönetimi bunu kabul etmiyor, Türkiye de, kentteki Türkmen nüfus nedeniyle diş gösteriyor, IŞİD bir yandan saldırıyor, öyle duruyor. Mahabad, ilk Kürd modern devletinin başkentiydi, şimdi İran Azeri eyaletinin mütevazı kentlerinden biri… Amed (bence Diyarbakır ismi de çok güzel, üstelik “Amed” Kürtçe de değil, kentin tarihi-etnografik isimlerinden en öne çıkanı, ama RT Erdoğan’a inat, Amed daha da güzel) zaten yalnız Türkiye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun star kenti.
Buradan konsepti derinleştirelim. Ünlü Kürd düşünür ve siyasi lideri Kasımlo, bölgede bir Kürd devletinin oluşumunun, dört devletin rızasına bağlı olduğunu söylemişti. Herhalde bu nedenle, öncelikle Kürtlerin yaşadıkları her ülkede eşit ve özgür olmayı hedeflemeleri gerektiğini savunmuştu. 1989’da İran devleti tarafından Viyana’da tertiplenen bir suikast sonucu öldürüldü. Hatta bu suikastte Ahmedi Nejad’ın doğrudan görev aldığı ileri sürülmüştür.
İstanbul, İzmir, Adana, Mersin… Bunlar da tüm dünyada en kalabalık Kürt nüfusu olan iller. Soru şu: Kürtlerin statü talebini bu ve benzeri şehirleri de içine katarak mı değerlendirmek anlamlıdır, yoksa ilk paragraftaki dört ülkenin adı geçen kentlerinin çerçevesinde mi? Buna bağlı bir başka soru, hangisinin mesela Kobani’ye ve tabii ki hepimize hayrı olur? En önemlisi, yaşam hakkını daha etkin hangi yolla savunabiliriz? En ekstrem soru da şu olur herhalde: İstanbul’daki, Ayvalık’taki, Aydın’daki, benzer yerlerdeki Kürtler, kökenlerinin memleketlerine mi dönsünler yoksa?
Demokratik Bölgeler Partisi: Bu yazı kapsamındaki son soruya geliyorum. Haydi bu son soru da benim hayal gücümün ürünü olsun. Şöyle; malum, HDP meclise 59 milletvekiliyle girdi, 3. Parti oldu… Kürt siyasetçilerinin bir bölümü isterlerse, HDP’den ayrılıp mecliste 20+ kişilik bir DBP grubu kurabilirler. Bu en azından teorik olarak mümkün. Yukarıdaki sorulara bağlı olarak, hangisi daha etkili olur? Hayal gücümü işletmeye devam edeyim: İki grup halinde, statü ve genel Türkiye sorunları ayrımında, daha net bir iş bölümü yapılabilir. Tek grubun ise, genel Türkiye seçmeni, halklarımızın ortak vatanı ve TBMM kurul ve kuralları çerçevesinde etkinliği daha kuvvetli olur. Hangi yoldan gidilmeli?
Samimiyetle söyleyeyim: Bu soruların yanıtlarını bilmiyorum. Belki zaten, tek bir doğru yanıtları da yoktur.
Vay be! Yazıya başlarken kırılganlıkların bu düzeyde olduğunu görememiştim. Şimdi lafı bitirirken yazdıklarımdan korkayım mı bilemedim. Kırılabilir mi? Elbette bu da bir ihtimal. O zaman yeniden başlarız, başlanır bir şekilde. Amaa… İnsanlar ölüyor, mümkünse zaman kaybetmeyelim…. Elde edilen birikimi çarçur etmeyelim. Umuyorum HDP kolektif aklı, söz konusu dilemmaları tüm halkların, herkesin en yüksek çıkarı yönünde çözecektir. Sahici bir halk organizasyonun güzelliği de burada zaten, değil mi? Zaaf gibi görünen çoğulculuktan, muazzam bir güç çıkması! Yaşasın kırılganlığın gücü!
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.11.2015