Yüksel TAŞKIN
Türkiye 1990’ların zorlu siyasal mücadelelerinin ortasında bile Siyaset Meydanı gibi programlarda saatlerce tartışırdı. Pandora’nın Kutusu açılmıştı. Herkeste kendi cenahını anlatma harareti vardı, yoğun bir anlaşılma arzusu vardı.
Pek çok insan Kürt meselesini, İslamcıları, Kemalist aydınları, Alevilerin var olduklarını bu programlarda tanıdıkları yüzlerden öğrendi.
Bugün medya organlarına, özellikle ana akım televizyonlara baktığımızda, bazı erkeklerin “tartışıyor gibi” yaptıklarına şahit oluyoruz. Üstelik “her görüşten bir erkeğin” olmasına da özen gösteriliyormuş gibi bir durum söz konusu.
Bu da demektir ki, hiç tartışılmıyor algısından da rahatsızlık duyuyor bazı toplum mühendisleri. Tartışılıyor gibi yapılsın ama esas meselelere dokunamayan bir öz sansürcülüğü kabullenenler tartışsın.
Gariptir bu durum Türkiye gibi ülkeleri tanımlamak için önerilen “Rekabetçi Otoriterlik” tanımıyla da çok uyumlu. Rekabetçi otoriter rejimlerde seçimler yapılıyor, muhalefetin seçimleri kazanma şansı, iktidara eş olmasa da, mevcut. İktidar bu seçimleri kazandıktan sonra devleti sadece kendi partisine yakın kadrolarla yönetiyor. Yargı, eğitim, medya ve ekonomi aktörleri baskı altına alınıyor. Ama seçimler, partiler, STK’lar mevcut. Kuramsal olarak seçimler yoluyla iktidarı almak da mümkün…
Televizyonlardaki “yapılandırılmış” tartışmalar da aynen böyle. İktidara yakın olanlar, sayısal olarak üstünler. Nitelikleri tartışılır olsa da. Eğer kendisini sansürlemeyen bir muhalif ekrana alınırsa, iktidara yakın olanların sayısı arttırılıyor. Eğer “muhalif” tartışmacılar, zaten öz sansür refleksiyle geliyorlarsa, bu durumda çok fazla müdahaleye gerek kalmıyor.
Medya da rekabetçi otoriterliğin mantığını birebir ele veriyor: Hürriyet varmış gibi davranıp, iktidarın kırmızı çizgileri içerisinden konuşmaya itilmeyi normalleştiriyor.
Anlaşılan bu abartılı tedbirleri alanlar, özgür tartışma ortamından endişeleniyorlar. Bu da hegemonik bir iktidar söylemi üretemediklerini gösteriyor. Seçimlerde bu kadar yüksek oy alan bir partinin, sürekli olarak iktidardan düşme korkusu yaşamasını başka türlü nasıl anlamalı?
Diyelim iktidarı meşru yollardan değil, darbe ve benzeri yollardan düşürmek isteyenler var. Evet bu yolu tercih edenlerin olduğunu biliyoruz. 2007’de iktidar, bu tür hevesleri olanlara karşı nasıl bir söyleme başvurmuştu? “Askeri vesayete özenenlere karşı ileri demokrasi” diye özetlenebilecek bir tavır takınılmıştı.
2011’den sonra bu kapsayıcı ve tam da bu nedenle hegemonik olabilecek duruş terk edildi. Bunun nedenlerine, o söylemin samimi olup olmadığına girmek istemiyorum.
15 Temmuz darbe girişiminden sonraki “Yenikapı Mutabakatı” da daha baştan inandırıcı olmaktan uzaktı. İktidar mutabakattan şunu anlıyordu: “Bütün tezlerime ve aceleyle giriştiğim, iyi düşünülmemiş tasfiye politikalarıma destek verirsen mutabakata uygun davranırsın. Davranmaz, itiraz edersen, FETÖ’cüsün.”
15 Temmuz’dan sahici bir mutabakat çıkabilir miydi? Elbette sivil anayasa yapmak için bir masanın etrafına yeniden oturmakla başlanabilirdi. Daha önce ilgili Meclis Komisyonu, 70’e yakın maddede mutabakat yakalamıştı. Bu çalışma kaldığı yerden devam ederdi. Darbe yaşamış ülkelerin siyasi partileri, “hep benim dediğim olsun” tavrından uzak dururlardı.
Kuvvetler ayrılığı daha da güçlendirilir, etkin yürütme, denetim yapabilen güçlü yasama ve bağımsız yargıya dayalı sahici bir “sivil anayasamız” olurdu.
Ama tercih bu yönde yapılmadı. “Kazanan hepsini alır” mantığına dayalı, gücü tek adamda toplayan bir anlayışla “Başkanlık” bile denemeyecek bir sistem karşımıza getirildi ve hızla geçirilmek isteniliyor.
Bu yol kutuplaşma yoludur. Buradan kapsayıcı, dolayısıyla özgüvenli bir iktidar çıkmaz. Bu yanlış teşhis, sorunlarımızı daha da kangrenleştirir. Yanlış bir hayat, doğru yaşanmaz. Bu yol hegemonya krizini daha da derinleştirir.
Tam da bu nedenlerle, farklı kesimlerden insanların bu gidişata itiraz etmeleri gerekiyor. Bunu yaparken, iktidar partisi mensuplarına ve seçmenlerine de hitap etmeye gayret göstermeleri, reaksiyonerliğe, nefret diline asla kapılmamaları gerekiyor.
Bugün özgür kamusal tartışmaya ekmek kadar, su kadar muhtacız. Bunu yapmaya çalışanlar, bazı alanlardan dışlanıyor olabilirler. Ama sabırlı karıncalar misali, söyleyecek sözümüz varsa söylenecek mecraları da inşa etmeliyiz. Bu çabalar, sahici bir kamusal tartışma ortamının inşasını da mümkün kılacaktır.
Bugün kıyıya itilen, görünüşte “marjinal” medya oluşumları, geleceğin sağlam kurumları olmaya adaydır. Bu ülke için bu çabayı omuzlamaya değer…
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları













































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
20.04.2024
15.12.2019
26.07.2019
18.12.2017
27.09.2017
19.09.2017
10.08.2017
27.07.2017
10.07.2017
26.06.2017