Yıldıray OĞUR
AK Parti kurucusu, gazeteci-yazar Ayşe Böhürler, AK Parti listelerinden Kayseri’den seçilecek sıradan aday.
Türkiye siyaseti için iyi bir haber bu.
Geçen akşam Habertürk’e çıkan Böhürler şöyle dedi:
“28 Şubat’ı yaşamış birisi olarak Kılıçdaroğlu’na ve temsil ettiği zihniyete hakkımı helal etmiyorum. Bu insanlarla aynı masada ortak olarak oturmayı içine sindirenler olabilir, hazmedebiliyorlarsa herkesin vicdanı kendine…Ben başörtülü biri olarak hakkımı helal etmiyorum. Kılıçdaroğlu’na ve o zihniyete hakkımı helal etmiyorum. Ben AK Parti kurucusu oldum diye, ‘başörtülü biri parti kurucusu olamaz’ diyerek AYM dava açtı. Ben ‘başörtülü hâkim olabilir dedim’ diye bunu parti kapatma davası gerekçesinin içine koydular. Bunu söyleyenler sonuçta Kılıçdaroğlu’ydu. Başörtülülerin Meclis’e girmesine engel olan da Kılıçdaroğlu’ydu…Başörtülü avukatlar baroya dahil edilmedi. Başörtülü avukatların önü daha son 10 yılda doğru düzgün açıldı. Çünkü karşımızda Kılıçdaroğlu ve benzerleri vardı.”
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıllık tarihinin en utanç verici ayrımcılıklarından biri olan başörtüsü yasaklarının mağduru olmuş bir insanın hakkını helal etmemek için yüzlerce haklı sebebi olabilir.
Fakat, herhalde siyasi rekabetin hararetinden kaynaklanan bir dalgınlıkla bu suçlamaların muhatabı biraz karışmış.
Kılıçdaroğlu’nu pek çok şeyle suçlamak mümkün.
Ama 28 Şubat’la suçlamak biraz tuhaf olabilir.
Çünkü 28 Şubat 1997’de Kemal Kılıçdaroğlu, Refah Partili bakan Necati Çelik’e bağlı olan SSK’nın genel müdürüydü.
Genel müdürlüğü sırasında, MGK kararlarını takip eden Başbakanlık genelgelerini diğer tüm bürokratlar gibi uygulamak dışında 28 Şubatçılık yaptığına, insanları fişlediğine dair elde bir veri yok.
Tam aksine; 28 Şubat davası dosyalarından çıkan, 28 Şubat kararlarını uygulamaktan sorumlu Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Değerlendirme Merkezi’nin bir fişleme belgesine göre SSK Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu, “SSK Genel Müdürlüğü’nde bölücü kadrolaşma” başlığıyla fişlenmişti.

Kılıçdaroğlu bu 28 Şubat fişlenmesi iddiası yüzünden dava açtı ve iki yıl önce de artık Başbakanlık kalmadığı için Cumhurbaşkanlığı’ndan 50 bin TL tazminat kazandı.
Yani Kemal Kılıçdaroğlu resmi bir 28 Şubat mağduru.
Tabii ki 2002’den sonra önce CHP milletvekili, ardından CHP’nin grup başkanvekillerinden biri olarak şimdi AK Partililerin hararetle andığı Baykal’ın liderliğindeki partinin başörtüsü, laiklik politikalarının bir parçası oldu.
Özellikle 2008’de Meclis’ten geçen başörtüsüne özgürlük getiren yasayı AYM’ye götüren üç CHP grup başkanvekilinden biriydi.

Ama iki yıl sonra 2010’da CHP genel başkanı olduğunda başka bir siyasi çizgi izlemeye başladı.
Üniversitelerde başörtüsü özgürlüğünü destekleyen bir açıklama yapıp ortamı yumuşatmış, bunun ardından YÖK üniversitelere başörtüsüne izin veren bir talimat göndermiş ve böylece üniversitelerde başörtüsünün önü açılmıştı.
CHP bu normalleşmeye itiraz etmeyerek destek vermişti.
Kılıçdaroğlu’nun bu tavrına CHP içinden de sert tepkiler gelmiş, hatta bu tartışmadan kısa bir süre sonra Kılıçdaroğlu’nun seçilmesinde önemli rol oynayan Önder Sav CHP yönetiminden tasfiye olmuştu.

Peki, Kılıçdaroğlu’nu başörtülü milletvekillerinin Meclis’e girmesine engel olmakla suçlamak mümkün mü?
Meclis’te başörtüsü krizi 1999’da Merve Kavakçı’nın Meclis’e girmesiyle yaşandı. Kılıçdaroğlu bu sırada da hala SSK Genel Müdürü’ydü.
31 Ekim 2013 yılında Meclis’e ilk başörtülü milletvekilleri girerken, Kılıçdaroğlu CHP genel başkanıydı, partisini başörtülü milletvekillerinin Meclis’e girmesine itiraz etmemeye ikna etmişti.
Akşener’in yönettiği oturuma başörtülü vekiller girmiş, CHP adına Muharrem İnce çıkıp konuşmuş, çıkışta partilileri yemeğe götüren Kılıçdaroğlu da “Bugün çok mutluyum. Meclis’te konuşan milletvekillerimize teşekkür ediyorum” demişti.

Gerisi malum.
2019’dan itibaren CHP’nin toplantılarında ve verdiği röportajlarda CHP’nin başörtüsü konusunda hata yaptığını söyledi, özeleştiri yaptı, helalleşme siyasetine başladı, 28 Şubat mağduru bir öğretmeni helalleşmek için ziyaret etti.

En son da medyasını ve partisini karşısına aldı ve CHP Meclis’e başörtüsüne güvence verecek kanun teklifi önerisi verdi.
Böhürler’in hakkını helal etmediği Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü karnesi böyle.
Peki, ya 14 Mayıs’tan sonra muhtemelen birlikte aynı sıralarda oturacağı bazı yeni AK Partililerin karnesi?
Örneğin AK Parti’nin İstanbul birinci bölge altıncı sıradan adayı Hulki Cevizoğlu’nunki?
80’lerde Hürriyet’in Ankara bürosunda gazeteciliğe başlayan ve Özal’a yakın bir gazeteci olarak nam salan Cevizoğlu, özel televizyonların açılmasıyla başlayan çok sesli ortamda Ceviz Kabuğu programıyla ünlü olmuştu.
Ama 1990’ların ortalarından itibaren o da Refah korkusuyla ulusalcı, laikçi, Kemalist bir çizgiye savruldu.
28 Şubat’ta darbeye en çok yaklaşılan gün olan 11 Haziran 1997 günü Genelkurmay’da komutanların Refahyol iktidarını “Gerekirse silah kullanırız” diye tehdit ettiği irtica brifingini izleyen isimlerden biriydi.

Brifing bir basın toplantısı değildi; önceki gün savcı ve hakimlerin, daha sonra üniversite rektörlerinin ve sivil toplum örgütlerinin katıldığı brifingler zaman zaman katılımcıların söylenenleri alkışladığı bir boy gösterisiydi.

Cevizoğlu, o günlerde yaptığı Ceviz Kabuğu programlarıyla da 28 Şubat havasına katkı yapmıştı.
1998’in Ocak ayında postmodern darbe daha sıcakken çıkardığı “28 Şubat – Bir hükümet nasıl devrildi?” kitabında bu anti-Refahyol pozisyonunu sürdürmüştü.
Tankın üzerinde otomatik silahının namlusu bir minareye doğrulmuş bir asker fotoğrafının yer aldığı kitabın kapağında şöyle yazıyordu:
“Ordu nasıl konuşur?”, “Neyi nasıl söyler”, “Eyleminin ipuçları ve yaptırımı nelerdir?”

2001’de emekli general Erol Özkasnak, onun programına bağlanarak “postmodern darbe” yi sahiplenmişti.
2007’de 28 Şubat’ın 10. Yıldönümünde yazdığı yazıda bile bu fikirleri çok değişmiş görünmüyordu:
“Aslında buna ne kadar 10. yılı denebilir, bilmiyorum. Çünkü, bir şeyin yıldönümünün geçerli olabilmesi için onun “var” olması gerekir, “devam ediyor” olması gerekir, “uygulanabilir” olması gerekir, “sahipleniliyor” olması gerekir, vs. Oysa, 10 yıl sonra 28 Şubat kararları için bunlar ne kadar geçerlidir?.. Üstelik “Bin yıl süreceği” iddia edilmesine rağmen.. Bilindiği gibi, 28 Şubat postmodern darbesi, irticanın “birinci tehdit” olarak algılanarak, iktidardaki Refahyol Hükümeti’nin düşürülmesi ile sonuçlanmıştı.1997’de PKK tehdidinin bile önüne geçerek “birinci tehdit” olduğu bizzat Genelkurmay tarafından açıklanmıştı.10 yıl sonra geldiğimiz noktaya bakınız: 8 yıllık zorunlu ilköğretimin dışında uygulanan hiçbir şey yok. 28 Şubat’ın Refahyol İktidarını devirdikten sonra, “işbaşına getirdiği hükümet” bile bu kararlara sahip çıkmadı. Bugün, ortada hiçbir izi kalmayan 28 Şubat’ın, bu yüzden 10. yılı da olamaz.
Olsa olsa “dedikoduları” olur. Zaten o da yapılıyor… 1997’de Genelkurmay’daki ünlü “irtica brifingi”nin sonunda yapılan vurgu aynen şöyleydi: “Bu noktadan hareketle; Atatürk’ün kurduğu modern ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nitelikleri değişmeyecek, değiştirilmeyecektir. Bunlar;
– Tek Millet,
– Tek Vatan,
– Tek Devlet,
– Tek Dil,
– Tek Bayrak olarak ifade edilmektedir.”
Bugün Türkiye’nin geldiği noktada, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uymak zorunda olan DTP adlı sözde siyasi partinin Diyarbakır İl Başkanı, “Kerkük’e yapılan saldırıyı Diyarbakır’a yapılmış sayarız!” diyebiliyor. Hani nerede “Tek Millet” ilkesi? Hani nerede “Tek Vatan” ilkesi?”
28 Şubat’ın ardından ikinci büyük laiklik ve başörtüsü krizi olan 2007 Cumhurbaşkanlığı krizi sırasında da gazetecilik sınırlarını aşan bir aktivizm içinde mücadele etmişti.
Sabih Kanadoğlu, bir makaleyle duyurduğu 367 içtihadını ilk kez Ceviz Kabuğu’nda anlatmıştı.
27 Nisan gecesi Genelkurmay e-muhtıra verirken Ceviz Kabuğu’nda yine Sabih Kanadoğlu vardı:
“Bir makale yazarak, Türkiye’nin siyasi kaderini değiştiren” Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 29 Aralık 2006 tarihinde katıldığı Ceviz Kabuğu programında “367 olmazsa rejim krizi çıkar” uyarısında bulunmuştu.
Kanadoğlu, 27 Nisan 2007 tarihindeki son Ceviz Kabuğu’nda ise yine çok önemli hukuki uyarılarda bulundu. Cumhurbaşkanı seçilenin milletvekilliği Anayasa’nın 110. maddesine göre hemen düşüyor. Bu durumda, Abdullah Gül seçilirse, kendisini anında yargı önünde bulacak. Şimdi buna da “post modern zorlama” diye bakanlar olabilir, tıpkı 4 ay önceki açıklamasına baktıkları gibi. Ancak, üstün nitelikli bir hukukçu olan Kanadoğlu’nun açıklamalarına pek çok Anayasa Hukukçusu tam destek veriyor.”
Kanaltürk’te program yapan Cevizoğlu, türbanlı first lady istemeyenlerin buluştuğu Cumhuriyet Mitingleri’nin de ateşli bir savunucusuydu:
“Cumhurbaşkanlığı ile ilgili hafta sonu Cumhuriyet’in (ve Mustafa Kemal’in) başkenti Ankara’da tarihin en büyük mitingi yapıldı. Tandoğan alanını, Anıtkabir’i ve tüm çevre yolları dolduran yüzbinlerce (milyonu aşkın) Türk, “Çankaya’ya Mustafa Kemal ilkelerine –özde- bağlı biri gelsin” mesajı verdi. Ancak, “cumhurun” mesajı, “cumhurbaşkanı adayları” ve AKP tarafından algılanmadı ve algılanmak istenmiyor. Şimdi çıkıp diyorlar ki, “Başkası da çıkar daha büyük toplulukla miting yapar!..” İnatlaşmaya bakınız.. Toplumu germe çabalarına bakınız. İnatla cumhurbaşkanı olunur mu? Şimdi, “Biz de daha büyük miting yaparız” diyenlere sormak lazım: Saysanız kaç kişi gelir?.”

“Anayasa ve hukukun ne dediği tartışılırken, halkın ne dediği çok kesin ve net. Halk Abdullah Gül’ü Çankaya’da görmek istemiyor. Son Ceviz Kabuğu programında, her zamanki gibi bir izleyici anketi yaptık. İzleyicilerimize “Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını istiyor musunuz?” diye sorduk. Bir haber programında görülmemiş büyük bir rekor kırıldı ve 100 bine yakın (Tamamı 98 bin 262) oy geldi. Halkın yüzde 90’ı “Hayır” dedi. Cumhur’a rağmen, Cumhur’un başkanı olmanın mümkün olmadığı İstanbul Çağlayan merkezli mitingde de görülmedi mi?..
Milyonlarca insan ne dedi, duyan var mı?”
Sadece programları ve yazılarıyla bu başörtüsü karşıtı laiklik gösterilerine destek vermekle kalmamış, Manisa ve Samsun’daki Cumhuriyet Mitingleri’nde bizzat kürsüye çıkıp AK Parti iktidarı karşıtı, laik, ulusalcı ateşli konuşmalar da yapmıştı.
Ama bununla da yetinmemiş, mitinglerin bu rüzgarını arkasına alarak 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde Ankara birinci bölgeden bağımsız milletvekili adayı oldu:
“Biliyorsunuz, uzun yıllardır sizlerle birlikte büyük bir mücadele veriyorduk.Amaç, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerini yaşatmak ve ülkemizin sömürgeleşmesini engellemekti. Milyonlarca insanın toplandığı mitingler de bunun için yapılmıştı. Milyonlarca Türk, “tehlikenin farkındayız”, “gerekeni yapın” derken, bu mesajların parti genel başkanları tarafından anlaşılmadığını –esefle- gördüm.
Şimdi hepsi önünüze gelip, oy isteyecekler. Tüm partilerin genel başkanlarına açıkça sorunuz:
1- AB’ye kesin olarak karşı mısın, değil misin?
2- Erdoğan, Gül, Arınç dışında bir başka AKP’linin Cumhurbaşkanı olmasına 23 Temmuz’da evet diyecek misin, demeyecek misin?
3- Çankaya’ya türbanın çıkmasını istiyor musun, istemiyor musun?
4- PKK’nın bitirilmesi için kesin kararlı mısın, yoksa iki tane fazla milletvekili çıkarmak için bölücülüğü destekleyen kişilere sessizce evet diyecek misin?
Soruları daha da artırabiliriz. Ben bu soruların yanıtlarını, kendi kendime AKP dışındaki partilerin genel başkanlarına sordum. Vicdanımda aldığım yanıt –ne yazık ki- beni doyurmadı. Ülkem için üzüldüm. İşte bu yüzden bağımsız olarak milletvekilliğine aday oldum…”
Az farkla vekilliği kaybetti. ODTÜ yurtlarında ikinci çıktı.
Sonra gazeteciliğe ve siyasete birlikte devam etti.
Önce Ecevit’in istişare heyetinde girdi, sonra Ecevit’in ölümünden sonra Rahşan Ecevit’in kurduğu Demokratik Sol Halk Partisi’nin kurucu genel başkanı oldu.
Birkaç ay sonra istifa etti.
Cevizoğlu’nun o yıllarda büyük bir derdi vardı: Türban:
“Kur’an’ı Kerim’de başörtüsünün olduğu konusunda din bilimciler birleşemedi. “Hımar” sözcüğü, takva örtüsüdür, ya da cinsel organların örtülmesi anlamına gelir deyip, kanıt gösterenler var. Bu tartışma ilahiyatçılar arasında sürüp giderken, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, “Türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasının, Cumhuriyet devrimlerini yok etme çalışması” olduğunu vurguluyor. Kanadoğlu, yapılacak anayasa değişikliğinin buna imkan veremeyeceğini de açıklıyor… Cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal Atatürk, 1926’da, “din üzerinden siyaset yapmanın vatan hainliği olduğuna” ilişkin bir yasa çıkarmıştı. Bugün ise, “avantaj” olarak görülüyor!.”

Tvlere çıkardığı konuklarıyla İslam’da ve Kuran’da türban olmadığını ispatlamaya çalışıyor, başörtüsü yasakçılıklarını hararetle destekliyordu.
Bu konuda CHP’yi ve MHP’yi sert dille eleştiren yazılar yazdı:
“Kitl
Yazarlar
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları





















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025