Ali BAYRAMOĞLU
'Zamana zaman vermek' ya da barış için 6 yıl
Beyaz Afrikalılarla görüştüğünüzde, aklınıza gelen ilk soru kaçınılmaz olarak şu oluyor: Ekonomik ve siyasi kaynakları tekeli altında bulunduran yüzde 10'luk beyaz azınlık çözüm fikrine, rejimi değiştirme aşamasına nasıl gelmişti? Bu kritik aşamayı Dave Steward birden çok faktörle açıklıyor.
Frederik Willem de Klerk 1989'da Güney Afrika cumhurbaşkanı olduğu zaman 1993'de Nobel Barış ödülünü alacağını, ertesi yıl makamını hapishaneden çıkardığı ve birlikte ödül aldığı Mandela'ya devredeceğini muhtemelen hayal bile edemezdi. Boerlerin hakim partisi Ulusal Parti'nin lideri Klerk, Güney Afrika'nın yaşadığı barış ve çözüm öyküsünün Mandela'yla birlikte başaktörüdür.
Önceki gün görüştüğümüz Klerk'in cumhurbaşkanlığı döneminde sağ kolu ve kabine şefi olan Dave Steward, Güney Afrika'da çatışmanın çözülmesinde kuvvetli ve kararlı liderlerin öneminin altını ısrarla çiziyordu.
AKLA GELEN İLK SORU
Beyaz Afrikalılarla görüştüğünüzde, aklınıza gelen ilk soru kaçınılmaz olarak şu oluyor: Ekonomik ve siyasi kaynakları tekeli altında bulunduran yüzde 10'luk beyaz azınlık çözüm fikrine, rejimi değiştirme aşamasına nasıl gelmişti?
Bu kritik aşamayı Steward birden çok faktörle açıklıyordu: 'Alternatif yoktu, çatışmalar ülkeyi allak bullak ediyordu, beyazlar olarak hakim konumumuzu sürdüremeyeceğimizi biliyorduk. Ayrıca beyaz azınlık kendileri olmadan siyahların ülkeyi yönetemeyeceğini de biliyordu, değişim olsa da bir tür gücü koruyacaklardı.
MANDELA FAKTÖRÜ
Nelson Mandela başka önemli bir faktördü. Beyazlara güven verecek şekilde davrandı. Ekonomik olarak da apartheid sistemi sürdürülmez noktaya gelmişti. Güney Afrika'ya yönelik yaptırımlar etkili olmaya başlamıştı. Önemli faktörlerden birisi meşruiyet meselesiydi, beyazların içinde farklı eğilimler doğuyordu, Berlin Duvarı'nın yıkılması bu açıdan hayati bir rol oynadı. Reformlar ve müzakereler beyaz kamuoyuna yol aldırdı, öylesine ki, beyazlar içinde hiç bir değişime yanaşmayan kitlenin oranı yüzde 30'lara indi…'
ÇATIŞMANIN KAZANANI YOK
Steward'ın bu açıklamalarını, Türkiye'de siyasi jargonuna tercüme edersek durum şu: 'Tarafların, özellikle hakim tarafın çatışmanın tahribatını ve kazananı olmayacağını görmesi, toplumsal değişim ve meşruiyet, dünya konjonktürü ve dış dinamiklerin yönlendirici etkisi…'
Bu, dünyanın her yerinde böyle oluyor, aynı bugün bizde olduğu, tartışıldığı gibi… (Türkiye'de de değişim karşısında her zaman, ne olursa olsun kesin ret tavrı alan yüzde 30'luk bir 'Türk beyaz' kitlesi olması ve değişimin onlara rağmen, onları da kuşatacak biçimde yaşanması ne kadar ilginç). Toplumlar ağır çatışmaları sırtlarında çok uzun süre taşıyamıyorlar, eninde sonunda konuşarak, müzakere ederek çözme yoluna gidiyorlar.
Güney Afrika'da değişimin böyle bir duyguyla, bir bakış değişiklikliğiyle başladığına şüphe yok.
Klerk'in, cumhurbaşkanı seçildikten bir süre sonra ilk demokratik adımları atmaya karar vermesi bu değişimin işaretiydi. İlk adımlar, Apartheid karşıtı partilerin faaliyetlerine müsaade edilmesi, Mandela'nın serbest bırakılması, sürgünlere dönüş imkanı verilmesi ve Apartheid yasalarından açılan davaları için af çıkarılması oldu.
Kendi dilimizle 'açılım politikaları' diyelim…
ÖNCE HAZIR OLMAK GEREK
Bu politikaları uzun ve karmaşık bir müzakere süreci takip etti. Cap Town'da görüştüğümüz Hakikat ve Uzlaşma Ensitüsü direktörlüğünü yürüten Fanie du Toit, Güney Afrika müzakere ortamını şöyle açıklıyordu:
'Önce hazır olmak gerek. Bizim ortak zeminimiz uzlaşmaydı. Uzlaşma birlikte yaşamaktan, tahammül ederek yaşamaktan farklı bir şeydir. Üç noktada uzlaşma sağlamıştık. İlki karşılıklı bağımlılığın sindirilmesiydi, yani sen kazanırsan ben de kazanırım. İkincisi bir ilkeydi, buna göre herkes mutlaka masada olacak, her mesele mutlaka masaya getirilecekti. Üçüncüsü, barış politikalarının mutlaka herkese değmesi, herkesin bunu deneylemesi, bu politikalardan herkesin yararlanması konusuydu….'
ADIM ADIM ŞEKİLLENDİ
Türkiye'yi düşünüp hemen umutsuzluğa kapılmamak gerek. Fanie du Toit'ın anlattığı bu zeminin bir anda meydana gelmediğini, adım adım ve aşama aşama şekillendiğini özellikle belirtelim.
Nitekim Güney Afrika'da 1990'da başlayan müzakereler ile 1996'da kabul edilen anayasa arasında tam 6 yıl var. Müzekereler ilk faslı oluşturuyor, ikinci fasılda anayasa, son fasılda yüzleşme ve affa işaret eden Hakikat Komisyonları var.
G. AFRİKA'NIN BARIŞ YOLU
Güney Afrika'nın barış yolunu madde madde, özetleyelim:
1. Mandela'nın serbet bırakılmasının ardından Klerk hükümetiyle AUC arasında 1990 yılı içinde ilk üç tur müzakere yapılır. İlk tur müzakereler, kısmi af, apartheid'e karşı mücadele edenlere dokunulmazlık verme ve güvenlik mevzuatını elden geçirme kararlarıyla sonuçlandı. İkinci tur müzakerelerden hemen önce AUC silahlı mücadeleyi durdurduğunu açıkladı ve bu durum anayasaya dair ilk görüşmeleri mümkün kıldı. Üçüncü turda silahlı mücadelenin kesin olarak sona erdiğini bildiren Malan anlaşması imzalandı. 1991'den itibaren ise taraflar görüşmelerde anayasanın ve anayasa hazırlık sürecinin gerektirdiği ilkelerin çalışmasına yoğunlaştılar.
2. Bu çalışmalar esnasında Güney Afrika'da her şeyin yolunda gittiğini sanmamak gerekir. Tersine, ülke 1992-1994 arasında yeni çatışmalarla, yeni bir şiddet dalgasıyla tanışmıştır. Müzakere karşıtı grupların tahrikleri, siyasi boşlukla birlikte başlayan yerel egemenlik kavgaları, özellikle siyah kabileler, yerli halk arası çatışmalar, Zulular ve Bantular arasındaki olaylar, 1992 Haziran'ında 48 kişinin can verdiği Boipatong katliamı gibi vahşetler, müzakere masasındaki tarafların birbirini tedbir almamakla, olaylara seyirci kalmakla suçlamasına kadar gidecektir.
3. Bu güven boşluğu iki kuvvetli liderin Mandela ve Klerk'in yoğun çabaları, siyah ve beyazları teskin ve ikna etmeleriyle, iradeleriyle aşılacaktır. Nitekim 1992 Eylül'ünde, Boipatong katliamının yarattığı endişeyle iki lider bir anlaşmaya varır. Buna göre anayasa, meşruiyet bakımından tüm grupların temsil edildiği seçilmiş bir meclis tarafından hazırlanacak, Milliyetçi Parti ve AUC ise geçici bir hükümet kuracaktı. Bu çerçevede İki parti 1993'te geçici anayasayı hazırlayıp, anayasa mahkemesine onaylattılar.
4.1994'te Mandela başkan seçildi, ulusal birlik hükümeti kuruldu ve meclis anayasa çalışmalarına başladı. Ve bu dönemde normalleşme de devreye girdi ve şiddet olayları önemli ölçüde sona erdi. Tam Temsil meşruiyetine sahip bir meclis anayasayı iki yıl içinde hazırlayacak, 1996'da yeni metin onaylanacaktı. O günden bugüne anayasaya uyuldu, hukuk üstünlüğü sağlanmış ve sivil haklar korunma altında tutuldu. Velhasıl çatışma çözüldü.
Güney Afrika öyküsünün çatışma, müzakere, anayasa faslının özeti bu: Uzun süre, uzun gayret, toplumsal ikna ve meşruluk, birlikte inşa ederek uzlaşma, toplumsal inşanın tüm aktörleri işin içine katması…
UZLAŞMA ARAYIŞI ÖNEMLİ
Dinamikler elbet farklı, ama tüm bunlar bize, 'zamana zaman vermek' gerektiğini, meşruiyet ve katılım meselesinin, gerçek bir uzlaşma arayışının ne denli hayati ve kurucu olduğunu gösteriyor. Belki de bizim barış sürecimizdeki sabır ve yaygın uzlaşma sorunlarına işaret ediyor.
Son fasılda yüzleşme ve affa işaret eden, Güney Afrika deneyiminin ruhunu oluşturuyor, cinayetlerin, katliamların, infazların itirafı, mümkünse affı üzerine oturan Hakikat Komisyonları var. Salı gününe…
Yazarlar
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları


















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
12.02.2026
7.02.2026
5.02.2026
1.02.2026
29.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
10.01.2026