Ali Türer
Dört yıldır devam eden Ergenekon davası kültürel yapımızda giderek belirginleşen fay hattı üzerinde ortaya çıktığından toplumsal bir kamplaşmaya yol açtı.
Geçmişte gerçekleşmiş ya da gerçekleşmemiş darbeler kendilerince “meşru” bir kültürel zeminden güç aldılar. Bu zemin Türkiye Cumhuriyeti’nin askerlerin liderliğinde kurulmuş olması ile yakından ilgili. Siyasal sistem içinde çözülmekte zorlanan bazı sorunların darbelerin açtığı yolda daha kolay çözüldüğünü de kabul etmek gerekir. Örneğin 60, 70, 80 darbelerinin arkasından hep bir eğitim reformu gündeme geldi.
Sistemin çevre ülkeleri ile rekabet edebilecek şekilde açık bir sistem haline gelmesinde, ekonomik ve siyasal yaşamın dönüşmesinde askeri vesayet dönemi içinde yer almasına karşın (bu vesayetin bir bakıma giderek sulanmasına da yol açan) Turgut Özal döneminin önemli bir rol oynadığını kim inkâr edebilir?
Mesleki eğitim ile ilgili atılan köklü adımlarda 12 Eylül’ün arkasından toplanan 10. Milli Eğitim Şurasında (1981) alınan kararların, 1986 yılında çıkarılan Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu’nun önemli payı var. Bugün “Anadolu Kaplanları” olarak adlandıran sermaye gruplarının ortaya çıkışında da 1983’lerden itibaren kentlerde oluşturulmaya başlanan organize sanayi bölgelerinin önemli payı var.
Çağdaş devlete götüren adımları, gelenekten gelen ayak bağlarından kurtuldukça atabiliyoruz. Ancak kabul edelim ki, bu ayak bağlarından kurtulacak adımları da sonuçta ancak geleneğin açtığı yolda bulabiliyoruz. Modernleşmemizin kendine özgü doğası bu! Neden Ergenekon davası gibi onca uğursuzluğu def etmeye dönük bir girişim, bir dizi uğursuzluğu da içinde barındırıyor? Çünkü geçmişimizle bir biçimde malulüz. Siyasal yaşantımızın iki adım ileri, bir adım gerilerden oluşması hep bu yüzden.
Neden bu dava toplumumuzda kamplaşmaya yol açtı?
Çünkü bu davanın taraflarından biri gelecekten kuşku duyuyor, eskinin siyah-beyaz huzurunu arıyor, gelecek tasavvurlarına tümüyle kayıtsız kalamasa da yüzünü geleneğin geçmişe bakan yönüne çeviriyor. Diğeri ise onca belirsizliğine rağmen gelecekten gene de umutlu, geleneğin ayak bağlarından kurtulmak istiyor, henüz geleneğin alışkanlıklarından tümüyle kurtulamasa da, kendi içinde bin bir çatışma yaşasa da yüzünü geleceğe dönüyor.
Yüzünü geçmişe dönüp de Ergenekon Davasının arkasında duranlar şu soruların cevabını bir şekilde vermek zorundalar:
Başlangıçta oyun tümüyle askeri olanın kontrolü altındayken, nasıl oldu da ayağının altındaki toprak yavaş yavaş kaydı, ipler teker teker elinden kurtuldu?
Onca baskı, zor kullanma, şiddet, tehdit nasıl oldu da işe yaramadı?
Faili meçhul ilan edilen onca cinayet, baskın, bombalama, siyasi rakibin üstüne yıkılmaya çalışılan onca terör eylemi, andıçlamalar, fişlemeler, suçlananların bölgelerinde evlerinde ortaya çıkan çuvallar dolusu belge, bulgu, dosya, silah, bomba ne olacak? Yargıçlar affetse de bunlar nasıl unutulacak, nasıl unutturulacak?
Silivri sanıklarının arkasında durup bunca belge ve bulgunun delil sayılamayacağını vaaz edenler; delil karartıcılar, odun yarıcının “hınk deyicileri” bunca cinayet, olay, belge ve bulgunun kimler tarafından üretildiğini ya da yaratıldığını da göstermek zorunda değiller mi?
Bütün bu sorulara cevap bulmadan vicdanlar nasıl rahatlayacak?
Öte yandan yakın geçmişten gelen ayak bağlarından kurtulmaya çalışır izlenimi veren “derin devlet” avcıları da şu sorularını vermek durumundalar.
Daha uzak geçmişin dili, yöntemi, tekniği kullanılarak toplumdaki farklı hak arayışları baskı altında tutulurken; farklı toplumsal kesimlerin inançları ötekileştirilir, yeni mağduriyetler yaratırken; derin devletin yeni biçimlerinin ortaya çıktığına, kadim velayet kültürü içinde kurumsal yapıya yeni bir biçim verilmeye çalışıldığına dair emareler ortadayken çağdaş devlet olmanın yolu nasıl açılacak?
Sözümü Çetin Altan hikâyelerinden esinlenerek yeniden kurguladığım bir hikâye dayanarak vereceğim bir mesajla bitirmek istiyorum.
Ülkenin birinde sürülerine hâkimiyeti ile öğünen iki kurtarıcı çoban varmış. Devlete olan muhabbetleri yüzünden birbiri ile sürekli didişir dururlarmış. Yorgun düştükleri bir gün, çobanlardan biri diğerine: ”Tamam” demiş, “madem devlete benden daha çok âşık olduğunu iddia ediyorsun, sürüne bu kadar güveniyorsun bunu kanıtla” demiş. “Kanıtla ki güzeller güzeli devleti sana bırakayım”. “Nasıl olacak bu?” demiş öbürü. “Sürüne üç gün üç gece tuz yalatacağız” demiş beriki “Bu süre içinde sürün susuz kalacak, bir damla da olsa su içmeyecek. Üç gün sonra kavalı eline alacaksın, sürüyü dereden geçireceksin. Koyunların kavalından çıkan nameye aldanıp bir yudum dahi su içmeden dereyi geçerlerse söz” demiş, “devlet senin”.
Kavalından çıkaracağı nameyle sürüsünün aklını başından alacağına iman etmiş çoban, “tamam demiş”.
Koyunlara üç gün üç gece tuz yalatmışlar, bir damla bile su vermemişler. Büyük gün gelmiş çatmış. Çoban kavalını eline almış, sürüsünün önüne geçmiş. Kavaldan çıkan name öyle yanıkmış, koyunları öyle mest etmiş ki dereninin şırıl şırıl akan sesini bile duymamışlar. Ta ki derenin ortasına gelene kadar, derenin ortasında bir kara koyun, birden kavalın aldatıcı namelerinin arasından ihtiyacı olan gerçeğin o duru sesini fark etmiş. Başını kaldırmış, “koyunlar demiş uyanın, duyduğunuz çobanın devlete aşkıdır, duyduğunuz nameye aldanmayın. Sizin ciğerinizin yanıyor” demiş. “Onun devlete duyduğu aşka, sizin ise suya ihtiyacınız var. Yaladığınız onca tuz aşkına uyanın” demiş. “Etrafınızda şırıl şırıl akan şu berrak gerçeğe bakın, suyunuzu kana kana için, ciğerinizin yangınını söndürün!” demiş.
Çobanların şaşkın bakışları altında koyunlar kara koyunun sesiyle kendilerine gelmişler. Gelmişler de, kendilerine yalatılan onca tuzun acısını derenin ışıl ışıl akan berrak suyunu kana kana içerek bir güzel çıkartmışlar.
Sizce de gerçeğin üstünü örten aldatıcı namelere artık kulak tıkama zamanı gelmedi mi? Yaladığımız onca tuzun acısını, gerçeğin suyunu kana kana içerek çıkartmanın zamanı gelmedi mi?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
23.11.2025
15.11.2025
6.09.2025
18.07.2025
12.06.2025
22.12.2024
3.12.2024
26.09.2024
2.09.2024
5.08.2024