Alper GÖRMÜŞ
Başta meşhur 11 No’lu CD olmak üzere Balyoz belgelerindeki “zamanlama çelişkileri” üzerine kaleme aldığım dizinin sonuna geldik.
Geçen yazıda, 11 No’lu CD’deki “zamanlama çelişkileri”nin zorunlu olarak “çete”yi ve “sonradan üretilmiş deliller”i işaret ettiğine dair iddianın taşıdığı zayıflıklar üzerinde durmaya başlamış, bugün devam edeceğimi söylemiştim.
Öncelikle, bütünüyle geçmişe dair bir senaryo yazmak üzere bilgisayarlarının karşısına geçen“çete”nin en dikkatli olması gereken noktada nasıl bu kadar çok “zamanlama hatası” yapabildiğinin üzerinde durmak isterim.
Meşhur “listeler” üzerinden gidelim ve yapılan hatanın niteliksel olarak nasıl bir şey olduğunu daha net olarak görebilmek için konu dışı bir örnek üzerinde duralım...
Diyelim “A” futbol takımından beş kişilik tribün liderleri grubu, gıcık kaptıkları “B” futbol takımının tribün liderlerinden birine bir tuzak hazırlasınlar... Kurguladıkları senaryo, “B”li tribün liderinin “A” takımının oyuncularından birine beş yıl önce bir suikast hazırladığı temel iddiasına dayansın. Bu amaçla, gûya suçlayacakları kişinin bilgisayarından çıkmış bir “A” takımı oyuncuları listesi hazırlasınlar...
Şimdi: Böyle bir planı hazırlayan grubun en fazla dikkat edeceği husus, listenin beş yıl önce “A” takımında oynayan futbolculardan oluşturulmasıdır, öyle değil mi? Fakat ne oluyor? Bizim beş kafadarlar, 11 kişilik listeye iki tane de “A” takımına iki ya da üç yıl sonra transfer edilecek olan futbolcu ekliyorlar.
O kadarla da kalmıyorlar, mesela saldırıdan sonra suikastçının kaçıp sığınacağı “B” takımının tesislerinin sözde “suikastçının elinden çıkmış krokisi” de, takımın daha bir yıl önce açılışı yapılmış tesislerini işaret ediyor.
Şimdi konuya biraz daha yaklaşalım ve 2010’da kaleme aldığım “zamanlama çelişkileri” yazılarımdan birinde başvurduğum daha konuya yakın bir örneği hatırlayalım... Biliyorsunuz, planlarda yasaklanacak gazeteler, gözaltına alınacak gazeteciler falan da var.
Diyelim Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kumpas kuran “sahtekârlar çetesi” bir de “Hapse atılacakHürriyet yazarları” (!) listesi oluşturmuş olsunlar. Unutmayın, 2009’dayız ve 2002-2003’e dair bir senaryo yazılıyor... “Çete” elemanları açıyorlar önlerine 2009’da Hürriyet’te yazmakta olan yazarlar listesini, aralarından 15-20’sini işaretliyorlar... Ve akıllarına bunların 2002-2003’te de Hürriyet’te yazıp yazmadıklarını kontrol etmek gelmiyor... Ve iş mahkemeye düşünce de “darbe sulandırma uzmanları”na gün doğuyor: “Salaklara bak lan, Ahmet Hakan bile var listede!”
Üstelik ellerinde eski tarihli listeler var!
“Çete”nin bu kadar basiretsiz olmasına inanmamızı daha da zorlaştıran bir nokta da şu: Yukarıdaki muhayyel örneklerde, bugünden geriye bakıp beş yıl, 10 yıl önceki dönemlere ait yepyeni listeler hazırlanıyordu...
2009’da oturup 2002-2003’e dair bir senaryo yazan “çete”nin elinde ise zaten 2002-2003 tarihli eski listeler var... Fakat nasıl oluyorsa oluyor, “çete” üyeleri bu listelere sonraki tarihlerde ortaya çıkan, kurulan, ismi değiştirilen birtakım yeni gazeteler, firmalar vb. ekliyor ve daha sonra polise ihbar etmek üzere (yoksa “çete” bizzat polis miydi!) bunları bir yerlere zulalıyorlar.
Hadi, bugünden düne dair yepyeni listeler hazırlanacaksa, yani işe sıfırdan başlanacaksa hata yapılabileceğini kabul edelim... İyi de, elinizde zaten eski tarihli listeler varsa ve siz o tarihlere dair bir senaryo hazırlıyorsanız, niye yenileyesiniz bu listeleri? Bu işte bir parçacık olsun mantık var mı?
İşte beni bu türden mantıksızlıklar mahvetti ve sonunda zamanlama çelişkilerinin muhayyel bir“çete”nin salaklıklarının değil, Balyoz’cuların bilinçli müdahalesinin ürünü olma ihtimaline dayanan kendi “model”imi geliştirdim.
Takdir sizin.
***
‘Oh be’ duygusunun nedeni: Biraz geç kalmadık mı?
Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan’a okurlarından “yığınla” mesaj ulaşmış. Şöyle deniyormuş o mesajlarda:
“12 Eylül’den önce okullara gidemezdik...”, “12 Eylül’den önce çocuklarımız eve sağ salim gelecek mi diye aklımız çıkardı”, “12 Eylül’den önce sokağa çıkamaz durumdaydık”, “12 Eylül’den önce şehirler ikiye bölünmüştü”, “12 Eylül’den önce kurtarılmış bölgeler vardı...”
Bu mesajların hepsinin arkasından da “İyi ki 12 Eylül oldu... Rahat bir nefes aldık... Canımızı kurtardık...” hükmü veriliyormuş.
Ahmet Hakan da bu türden mesajlar gönderen okurlarına şöyle sesleniyormuş:
“Haklısınız: 12 Eylül’den önce durum buydu. Haklısınız: 12 Eylül geldiği gün anarşi durdu. Ama lütfen şu soruyu da getirin aklınıza: 11 Eylül günü durdurulamayan anarşi, bir günde nasıl durduruldu?
“Şimdi o günlere gidelim: 12 Eylül öncesinin bir numaralı gündem maddesi ‘anarşi’ idi... Anarşinin önlenmesi için siyasi iktidarlar, ordudan medet umuyorlardı. Büyük kentlerde sıkıyönetim uygulaması vardı. Sıkıyönetimde askerler işin başındaydı. Yasal her türlü eksikliğin giderilmesi için önlemler alınıyordu. Ancak buna rağmen anarşi önlenemiyordu. Önlenemiyordu çünkü askerler görevlerini yapmıyorlardı. Neden yapmıyorlardı? Çünkü kafaya koymuşlardı: Darbe yapacaklardı.
“Bekliyorlardı: Anarşi biraz daha artsın, ölümler biraz daha çoğalsın, çatışmalar biraz daha alevlensin ki darbe için meşru bir neden ortaya çıksın. Beklediler, beklediler, beklediler. Hepimizin ‘İllallah’ dediği anda darbeyi yaptılar. ‘Oh be’ duygusunun perde arkası budur.”
12 Eylül’ün eksik teşhiri
Bunların hepsi doğru... 12 Eylül’ün gerçek teşhiri işte bu “perde arkası” üzerinden yapılmalıydı...
Yalnız dikkat ederseniz “yapılmalıydı” dedim, “yapılmalı” değil. Çünkü şimdi yapılmasının fazla bir anlamı yok. Artık çok geç.
Ya da şöyle söyleyeyim: Bizim gibi köşe yazarlarının falan şimdi bu faslı açmasının maalesef hiçbir etkisi olmayacak. Belki dava bu yönde ilerlerse ve savcılar bu “perde arkası”nı gösterebilirlerse, o zaman iş değişebilir.
Davanın açıldığı günlerde şöyle yazmıştım:
“Kanaatime göre davanın açıldığı bugün dahi ‘cuntacılar yargılansın’ talebinin arkasında Arjantin, Şili ya da Yunanistan’dakine benzer güçlü bir kamuoyu desteği yok ve bunun baş müsebbibi de 12 Eylül’den hesap sorma talebini on yıllar boyunca yanlış bir zeminde yürüten sol...”
Sol’un 12 Eylül’ü 12 Eylül sonrasıyla mahkûm etmeye çalıştığını, bunun da “eksik bir teşhir”olduğunu düşünüyorum. İddiam o ki, 12 Eylül’ün yanlışlığı, haksızlığı, fenalığı konusunda sokaktaki insanı ikna etmenin yolu 12 Eylül’ü 12 Eylül öncesiyle mahkûm etmekten geçiyordu.
Sol zannetti ki, bu dönemin kaba şiddetini, insafsızlığını teşhir ederse, halk da bu şiddetin sahiplerinden hesap sorulmasını isteyecek... Bu beklentinin karşılık bulmamasının temel nedeni, halkın, 12 Eylül’ün, başka çare kalmadığı için yapıldığına inanmasıydı.
Referandum günlerinde şöyle yazmıştım:
“12 Eylül öncesinde ortaya çıkan kaotik ortam halk üzerinde öyle büyük bir korkuya yol açmıştı ki, insanlar, gelecek herhangi bir şeyin ondan daha kötü olmadığına inanır hale gelmişti. Toplumlar, böyle koşullarda, otoriteyi (‘istikrarı?’) sağlayan kuvvete çok geniş bir kredi tanırlar; o kuvvetin otoriteyi sağlamak için şiddet kullanmasını da meşru sayarlar.
“Bu zincirin (halkta rıza yaratma sürecinin) kırılmasının tek bir yolu vardı: Kendisine kredi verilen gücün bizzat o kargaşanın aktörlerinden biri olduğunun, kargaşaya iktidar için bilerek göz yumduğunun ve kargaşayı kışkırttığının gösterilmesi...
“12 Eylül’cülerin teşhirinde olağanüstü önemi olan bu hakikatin propagandasına hemen hemen hiç itibar edilmedi. Bunun bir sürü nedeni olabilir. Bence asıl neden, böyle yapıldığı takdirde 12 Eylül öncesindeki ‘devrimci mücadele’nin anısının zarar göreceği kuşkusuydu.”
Böyle böyle, geldik bugüne...
Bugün, yukarıda da dediğim gibi dava sürecinde, 12 Eylül’cülerin darbelerinin meşruiyet kaynağı olarak gösterdikleri “12 Eylül öncesi”nin bizzat onlar tarafından yaratılmış bir sahne olduğu gösterilebilir.
Bu yapılabilirse okurları Ahmet Hakan’a mesaj atmaktan vazgeçebilir, aksi takdirde mesajlar devam edecektir..
***
NOT. Yıllık iznimi kullanmak üzere yazılarıma bir süre ara veriyorum.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları

















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025