Ekrem DUMANLI
Hafta içinde internete düşen konuşmalar siyaset-medya ilişkisinin ne kadar feci boyutlara ulaştığını gözler önüne serdi.
Başbakan Erdoğan, Adalet Bakanı’nı arayarak Doğan Grubu’nun sahibi Aydın Doğan hakkında mahkemeleri etkilemeye yönelik sözler sarf ediyor. Doğan’ın beraat etmesinden dolayı sitemkâr bir dille Bakan Bey’den hesap soruyor. O da vaziyeti kurtarmaya çalışırken korkunç bir mazerete sığınıyor ve “O hakim Alevi...” diyor. Vahim!
Daha vahimi de var: Başbakan, davaya üst yargıda müdahale edilmesini istiyor. Demokratik bir ülkede bir başbakan bir medya grubu üzerine bu kadar baskı kurabilir mi? Tabii ki hayır; ancak bunu siyasetçilere gel de anlat. Nitekim Başbakan Erdoğan, konuşmaları kabul etti ve kendini şu sözlerle savundu: “Bundan daha doğal ne olabilir!” Bu itiraf sayesinde bir gerçek daha ortaya çıkmış oldu: Grubun üst düzey yetkilileri haklarını aramak için görüşme yaptığında onlara pişkin bir üslupla “Biz değil; size baskı yapan cemaat!” deniyordu. Aydın Bey’in kurmaylarına fısıldanan ‘yargıdaki cemaat’ yalanı Başbakan’ın fütursuz ikrarı sayesinde resmen tuzla buz oldu. Kim bilir daha neler ortaya çıkacak ve anlaşılacak ki, kendi icraatlarına kalkan yaptıkları hayalî ‘yapı’ siyaset için maskeleme ve perdeleme metodundan başka bir şey değil...
Başbakan, internete düşen bu konuşmaya ‘montaj’ demedi. “Ne var bunda!” pervasızlığı ile kabullendiği konuşmanın adalete nasıl doğrudan müdahale olduğunu umursamadı. Neyi umursuyor ki? Halkın oyunu. Başka hiçbir ölçüsü kalmamış sanki. O yüzden katıldığı bir TV şovunda (‘program’ diyemiyorum ona) Alevi lafının montaj olduğunu, öyle bir şey konuşmadıklarını iddia etti. Oysa daha iki saat önce bir başka TV kanalında eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin de canlı yayın konuğu idi. “O hakim Alevi...” dediğini ikrar etmişti. Başbakan, Sadullah Bey’in Hatay Belediye başkanı adayı olduğunu, Hatay’da Alevi seçmenin bulunduğunu, internetteki ‘montaj’ın bu nedenle yapıldığını iddia ediyordu. Oysaki birkaç saat evvel Sadullah Bey, bu sözü söylediğini ancak kötü bir kastı olmadığını, amacını aşmışsa Alevi vatandaşlarından özür dilediğini söylüyordu.
Bu hadise bize bir gerçeği ispat ediyor: Başbakan Erdoğan, hadiseleri kafasında kurguluyor, olayları başka mecralara kaydırıyor ve kendi ürettiği senaryoya herkesin inanmasını istiyor. Gezi olaylarından bu yana kurgusal inanç seanslarıyla kitleleri kendine meczubane bağlamaya çalışıyor. Tabii bu arada insanları ötekileştiriyor, kutuplaştırıyor.
Başbakan’a ait olduğu iddia edilen diğer bir ses kaydı, başka bir medya grubuna yapılan baskıyı da deşifre etmiş oldu. Demirören Grubu’nun sahibi, Başbakan ile telefonda görüşüyor. O günlerde Milliyet Gazetesi “İmralı zabıtları”nı manşet yapmış, PKK lideri Abdullah Öcalan ile İmralı heyeti arasındaki konuşmalar kamuoyuna mal olmuştu. Başbakan, Milliyet’in patronuna öfke saçıyor, ağzına geleni söylüyor; hatta hakaret ediyor. O kadar ileri gidiyor ki 76 yaşındaki Erdoğan Demirören, konuşmanın sonunda ağlıyor ve görüşme hıçkırıklar eşliğinde sona eriyor. Hangi demokratik ülkede bir başbakan medyaya bu kadar müdahale eder, baskı yapar? Konuyu bilenlerin “Daha bu ne ki! Aranan ve azarlanan köşe yazarlarından işten atılması için talimat verilenlere kadar bir yığın rezalet yaşanıyor bu ülkede...” dediklerini tahmin ediyorum. Bir de doğrudan talimat gelince -inanmadıkları olayları bile- haber yapan ve haram helal tanımayan gönüllü emir kulları var; onları tarih tek tek yazacak bir gün...
Dönelim mevzumuza: Başbakan, hıncını alamamış olsa gerek ki kamuoyu önünde de konuyu gündeme getirmiş ve “Batsın böyle gazetecilik!” diye kükremişti. Sonra ne oldu? Gazete önce Hasan Cemal ve bazı gazetecilerin kellesini iktidara teslim etti. Ardından da gazete genel yayın yönetmeni Derya Sazak, baskılara dayanamayıp istifa etmek zorunda kaldı.
Bugünlerde kitap raflarını Sazak’ın yeni çıkan kitabı süslüyor ve ismi de, “Batsın Böyle Gazetecilik!” Doğru. Medyanın iktidar oyuncağı haline getirildiği bir dönemde gazetecilik nasıl yapılacak ki? Bu baskıların gönüllü köleleri bile var olduğuna göre sözün bittiği yerdeyiz. Haram yollarla kurulan havuz medyası her gün yalan uydurarak, iftira atarak iktidarı sonsuza kadar taşıyacaklarını vehmediyor, hem kendilerine hem de iktidar sahiplerine zarar veriyor. Aklı başında biri de kalkıp “Yahu bu memleket üçüncü dünya ülkesi olmaya doğru gidiyor...” diyemiyor. Hal böyle olunca iktidardaki tekebbür, Himalaya Dağları’nı aşıyor, yalan üzerine siyaset bina ediliyor.
Fikrin namusu, düşüncenin şerefi üzerine kurulu gazetecilik, temel hak ve özgürlükler konusunda bu kadar pısırık kalacaksa ve kirli ilişkiler birilerinin ayaklarında pranga olmaya devam edecekse evet batsın böyle gazetecilik! Peki ya yalan ile talan arasına sıkışmış siyaset? Toplumun bütün kesimlerine ağza alınmayacak hakaretler ederek her gün nefret suçu işleyen siyaset... Şayet siyaset bu kadar zehirli bir dil kullanacaksa, hırsızlık bu kadar arsızlığa dönüşecekse, zulüm, başına adalet tacını takacaksa o da batsın demek gerekmiyor mu?
Yeni 28 Şubat daha zalim
Bugün yaşanan zulmün 28 Şubat’tan geri kalan yanı bulunmamakta; hatta çoğu var, azı yok. 28 Şubat, savcıların eliyle ve medyanın desteği ile yapılmıştı. O gün iddia edilenlerle bugün söylenenleri yan yana getirin, yeni 28 Şubatçıların daha zalim olduğunu göreceksiniz. Buyurun size birkaç örnek:
28 Şubat’ta Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında Savcı Nuh Mete Yüksel ne söylemişse bugün Başbakan Erdoğan da aynısını meydanlarda tekrar ediyor. Nuh Mete Yüksel, hayalî bir örgüt şeması çizmiş, o şemanın tepesine Hocaefendi’nin adını yazmış, altta da Hizmet Hareketi’ne destek veren ne kadar kurum varsa onları sıralamıştı. Hocaefendi’ye “dünya imamı” yakıştırması yapan zihniyet her sektör için bir de ‘imam’ uydurmuştu.
Şimdi Başbakan, aynen bu iddiaya sığınmış. Güya Hocaefendi “kâinat imamı” imiş. Yani tek kelimelik fark! Biri dünya imamı demişti, öbürü kâinat imamı diyor! Merak ediyorum, hukuken çürütülmüş bu düşünceleri Başbakan’a kim veriyor? Yahu bu iddialar 8 senelik mahkeme sürecine tabi tutuldu ve Hocaefendi, bu saçma iddialardan oybirliği ile (oyçokluğu değil) beraat etti, o beraat üst yargı tarafından (yine oybirliği ile) onandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itiraz edince Genel Kurul’dan da beraat kararı perçinlendi.
O kadim dosyalara dönüldüğüne göre; ya 2004’te Başbakan Erdoğan’ın imza attığı MGK kararına sadık bir şekilde hükümet ‘cemaati bitirme’ emrini yerine getiriyor ya da suç bulamadığı için eski çöplüklerden yeni malzeme bulmaya gayret ediyor.
Eski 28 Şubatçılar ‘cemaat’i MGK kararlarıyla yok etmeye yeltendi; yeni 28 Şubatçılar da aynısını yaptı ve utanacaklarına övünüyorlar. Eskiler dershane kapatmayı akledemedi; ama eğitim kurumlarına müfettişler vasıtasıyla baskı kurdu. Yeni 28 Şubatçılar dershane kapattı; bu ayıp onlara yeter aslında. Ne var ki o yüz kızartıcı fiillerini meydanlarda höyküre höyküre anlatıyorlar. Eski 28 Şubatçılar yeşil sermaye diye bir şey uydurdu, muhafazakâr şirketleri yaftaladı ve onlarla alışveriş yapılmamasını tavsiye etti. Yeni 28 Şubatçılar banka batırma gibi korkunç bir eyleme teşebbüs etti, çocuklarınızı filan okula göndermeyin, falan gazeteleri almayın gibi çapsız söylemlerin arkasına sığındı...
Daha saymama gerek var mı? ‘İslamcı’ 28 Şubatçılar ‘laikçi’ 28 Şubatçılardan daha saldırgan, daha acımasız çıktı. Eskileri o devranın bin yıl süreceğini sanmıştı; şimdiler bu devrin kıyamete kadar devam edeceğini vehmediyor. Demek ki hiç ders çıkarmamışlar. Oysa zulüm asla kalıcı olamaz. Hele bu topraklarda, hele bu topraklarda...
PANORAMA
“Sürgün İnek” diye bir film var vizyonda. 28 Şubat’ı anlatıyor. Ama nasıl bir anlatım... Kara mizah gibi en zor metotlardan birini kullanan Sürgün İnek, insanların elinden tutuyor ve onları olağanüstü dönemlerin absürt çehresi ile karşı karşıya getiriyor. Film yapımcıları kırk yıl düşünse bu filmin zamanlamasını bu kadar denk getiremez. Tam da yeni 28 Şubat yaşanırken, eski 28 Şubat’a hiciv gözüyle bakmak izleyenler için harika bir fırsat. Filmde ideolojik bir soğukluk yok; tam tersine güldürürken düşündürüyor, düşündürürken insanı sorumlu olmaya davet ediyor. Hâlâ izlemedinizse fırsat kaçmış sayılmaz, mutlaka görmek lazım...
YouTube’u seçimlerden sonra yasaklayabiliriz diyor Başbakan Erdoğan. Facebook’u da seçim sonrası yasak listesine koymuş çoktan ve bunu ilan ediyor resmen. Herhalde sırada Twitter da vardır. Görünen o ki, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ayyuka çıkınca hukuken arınma yolunu seçmeyerek bambaşka bir mecraya sürüklenen iktidar, internete topyekûn bir yasak getirerek ülkeyi kendi içine hapsetmek istiyor. 30 Mart sonrasında Kuzey Kore olma yolunda adımlar atmayı düşünen iktidarın demokrasiden vazgeçtiği, muhaberat devleti yolunda yürüdüğü artık kesinleşti. Yeni Türkiye düzeni baskılar üzerine bina edilecek ama unutulan bir nokta var: Parti devletine ne Türkiye razı olur ne de dünya...
Yazarlar
-
Mehmet TEZKANBabamın hasta yatağında bana son sözleri: Kötü günler geliyor kendini koru 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYaşanacaklara dair olası senaryolar 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları







































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015