Gürbüz ÖZALTINLI
İletişim teknolojilerinin devrimsel sıçramasının, siyasal, ekonomik hayatımızda büyük dönüşümler yarattığı hakkında hepimizin bir kabulü vardır herhalde. Bunlar üzerine çokça tartışılıyor. Ama bu değişimin etkileri sadece kamusal rollerimiz ve iş hayatımızla sınırlı değil. Gündelik sivil yaşantımızda edindiğimiz alışkanlıklar; profesyonel ya da kamusal motivasyonlar dışındaki ilişkiler dünyamızda oluşan yeni davranış kodları da en az bu majör değişimler kadar ilgi çekici kanımca.
Hepimiz yeni “iletişim mucizesinin” etkisi altındayız. Yüz yüze görüşme, uzaklıklara ulaşma, duygu iletme, hatta mizah üretmeye kadar yayılan bir “kişisel yenilenmeyle”karşı karşıyayız. İnsanlar olarak değişiyoruz ve bunun ilişkilerimiz üzerinde etkileri var.
Facebook, instagram, twitter gibi sosyal medya ağlarının Türkiye’de kullanımı olağanüstü boyutta. Örneğin sadece Facebook’ta 31 milyon aktif kullanıcıyla dünyada 7. sırada yer alıyoruz. Ayrıca Türkiye Avrupa’nın internette en çok zaman geçiren ülkesi. Bu yaygınlığın aşırı politize bir toplum olmamızla ilişkisi kurulabilir mi bilmiyorum. Gerçekten de isminin başına TC koyanından, kurduğu balıkçılık sitesinin köşesine kalpaklı Atatürk resmi yerleştirmeden rahat edemeyenine; profil resmini rabia işareti olarak seçeninden, bayrak dalgalandıranına kadar sayısız Facebook kullanıcısına rastlıyorsunuz. Twitter ise politik çatışmanın en lümpen düzeylere inebildiği yaygın bir savaş alanı görüntüsü veriyor.
Fakat bütün bunlara rağmen bu mecraların politik motivasyonlar dışında çok yaygın bir kullanım alanı bulduğunu görmek mümkün. Yeni bir iletişim kültürü doğdu.
Neden yanı başımızda oturanla konuşmaktan çok uzaktakilerle yazışıyoruz? Arkadaşımızın gözünün içine bakarak, sesini duyarak, tenine dokunarak, kişisel jest ve mimiklerini izleyerek… Hasılı, canlı ve gerçek bir iletişimin içinden yaşayabileceğimiz duygu aktarımları nasıl oluyor da varlığı bile kuşkulu isimden; bir sayıdan ibaret anonim bir kalabalığın eğreti; formel bir beğeni emojisinin gölgesinde kalıyor.
Yaz boyu, birlikte tatile çıkmış gençlerin kumsallarda yan yana uzanıp, saatler boyu birbirlerine bakmadan ellerindeki telefonları kurcaladıklarını izledim. Deniz kenarında, masa buluşmalarında, pansiyon bahçelerinde bir örnek gülüşlerle selfie çekip paylaştıklarına tanık oldum. Öyle şaşılası bir alışkanlığa dönüşmüş ki bu sanal sosyallik, insanın kanının kaynadığı yaşlarında bile kafasını kaldırıp iki adım ötesindeki diğer cinse kaçamak bir bakış atmanın; göz göze gelmenin çekiciliğini unutturmuş. Kimse orada değil gibi.
Face’e baksanız herkes gülüyor; hiç acı çeken yok. Çiftler mutlu, kadınlar fotomodel. Bekarlar vur patlasın dünyasında… Peki benim o kumsallarda gördüğüm donuk suratlı; suskun; saatlerce eli gözü telefonda olanlar neredeler?
Hadi ben değilim; ama siz, şaşırtıcı sarsıcı düşüncelere, kıvrak mizah duygusuna sahip olabilirsiniz… Fakat, telefonuna saplanmış arkadaşınızla o anonim, sanal kalabalık arasına en fazla beş-on dakika girebilirseniz kendinizi başarılı sayın ve sakin olun derim.
Masanın köşesinde yaptığınız esprilere fazla güvenmeyin mesela… Biraz sonra sofradaki birisinin ekranı burnunuza dayayıp izleteceği, bin kere filan gördüğünüz Cem Yılmaz videosunun etkisiyle rekabet edemezsiniz. Kişisel yaratıcılığın sarsak sevimliliği, yerini, etkisi garantili ustanın Youtube’dan sipariş komikliğine bırakmış gibi geliyor bana. Bir sosyal medya bağımlısının işin ehlini ekrana getirip fiyakanızı söndürmesi an meselesi. Boş bulunmaya gelmez.
Sevgili arkadaşınız eğer sizi dinliyorsa, onun gözlerini yoklayın… Aklının, son koyduğu fotoğrafın kaç beğeni aldığından; uzaklardaki bir arkadaşının o anda ne paylaştığı merakından fazla uzaklaşmış olamayacağını fark edebilirsiniz. İlk fırsatta gözü telefona kayacak, eli ekranı hızlı hızlı kaydıracak; beğeni sayısına, arkadaşının paylaşımına bakacak; belki bir emojiye tıklayacak, onunla da yetinmeyip ışık hızıyla gözleri kapalı yazdığı “cnm ne güzelsin”
Bir de whatsapp grupları var. Pekin ördeklerinden daha hızlı çoğalıyorlar. Grup kuruculuğu üzerine Guinness kategorisi varsa necip Türk milleti oraya adını hemen yazdırır. Ben en son bir meyhanede buluştuğum beş arkadaşımla beraber “29 Ekim kutlamaları” grubunun içinde buldum kendimi. Ayrılmak da olmuyor. Hem de “29 Ekim” den… Gerçi grup arşivinde gülücüklerle kaldırılmış kadehlerden ibaret birbirinin aynı dört fotoğraftan başka bir şey yok. Kutlamacılar aynı hızla unuttular birbirlerini…
Şunu da söylemem iyi olur: Bu konularda erken ve büyük laf etmek çok akıllıca değil. Akıllı telefonlardan önce de mesaj “meselesi” başlamıştı hatırlarsınız. Mesajlara ilgisinden fazla rahatsız olduğum masadaki bir arkadaşa “bu millet nasıl masada geğirmenin ayıp olduğunu zamanla öğrenmişse bu mesaj işini de öğrenir sonunda” gibi ağır bir taş sallamıştım. İlk akıllı telefonu cebime koyduğum günden beri hayatım bu sözün bana yedirilmesiyle geçti.
Çok mu karikatüre benzedi? Bence değil. Kuşkusuz herkeste aynı dozda değil ama yeni hayatımızda bu manzaralar fazlasıyla var. Görünür olmak; popülarite, sanırım insan doğasının karşı koyamadığı bir çekiciliğe sahip. Onun son derece yapay, geçici, zorlama olanını dahi gerçek dünyaya, yaşayan ilişkilere tercih etmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Gerçek hayat herkese popülarite sunmaz; daha çok eşitlerin dünyasıdır. Her gün defalarca yüzlerce insandan ne kadar beğenildiğimizi; takip edildiğimizi; hayranlık yarattığımızı duymayız. Çünkü aslında öyle değilizdir. Kusurlarımızla, sıradanlığımızla, bazen de dertlerimiz ve suratsızlığımızla insanlarda aşırı duygular yaratmadan, kendi halimizde yaşarız. Oysa paylaşım mecraları, bu gerçeğin üstüne büyük bir yalan örttü. Aslında aramızda, büyük, adı konulmamış bir yalan sözleşmesi oluştu. Karşılıklı rüşvet akti de diyebiliriz buna: “Sen beni takip et ve beğen; ben de seni”… Bunu “nezaketen”yapanları tenzih ederim.
Fakat bu o kadar cazibeli ki; öyle derin bir ihtiyaca karşılık geliyor ki; yalan olduğunu düşünmek insanın kendi egosuna ihanete dönüşüyor. Ne kadar sığ olursa olsun; bu riya köpüğü, bizi gerçek ilişkilerin “eksik tatmininden” kurtarıyor. Biz kendimizi gerçekler üzerinden değil, yalan üzerinden “tamamlıyoruz”. Yalnız insanların sanal mecralara daha bağımlı olması da sanırım bunu doğruluyor.
Buna karşılık ben bu durumu yalnızlaşmanın sonucu olarak görenlerden değilim. Günümüz dünyasının cemaatsal yapıları parçaladığı; kimlik referanslarında bocalamalar yarattığı; bizi giderek atomize olduğumuz metropollere yığdığı ve tekinsizlik duygusu yüklediği söylenebilir. Bunun sanal ilişkileri teşvik ettiği de gerçeğin bir parçası olabilir. Ancak, insanın başkalarının hayatına gösterdiği aşırı ilgi ve kendini görünür kılmaya dair duyduğu şiddetli arzu bu yalnızlaşmayla doğrudan ilgili midir; kuşkum var. Çünkü hiçbir sanal bağlantının gerçek ilişkilerin yerini tutabileceğini; insanın yalnızlık ve tekinsizlik duygusunu giderebileceğini düşünmüyorum. İnsanların başkalarının hayatına duyduğu ilgi ve popülarite merakı yalnızlıktan doğmaktan çok, tersi doğru gibi geliyor bana. Yani; bu merakların sürüklenişi içinde insan gerçek hayatında giderek yalnızlaşıyor. Yeni iletişim teknolojileri, galiba fıtratımızda olan bir patolojiyi patlattı. Belki de birbirini tetikleyen daha karmaşık bir psikodinamik söz konusu.
Bunu bir tür uyuşturucu gibi görebilir miyiz? Sanırım evet. Kullandıkça gerçeklerden koptuğumuz; gerçeklerden koptukça daha da bağlandığımız bir uyuşturucu…
Konuşmanın yerini (hiç de daha kolay olmamasına rağmen) yazışmanın alması; yazışma tercih edildikçe onun zorluklarını aşmak için bulunan yöntemler (yazı dilinin konuşma diline dönüşmesi, “diyor” ların yerini “dio” ların alması; dahası, konuşma dilinde de hiç kullanmadığımız kısaltmalara -cnm, slm,nbr, inş- başvurulması) ve emojilerin başlı başına cümle yerine geçmesi… Bütün bunların, düşünme, düşündüğümüzü aktarma, duygusal iletişim ve algı zenginliği, derinliği üzerindeki etkilerini pek bilmiyoruz.
İnternette kısa bir tur atıp konuyla ilgili araştırmalara göz atanlar, hangi kişilik profillerinin sosyal medyada daha fazla zaman geçirdiğini ve nelerle ilgilendiğini öğrenebilirler. Eğer aşırı kullanıcılardansanız okuduklarınız hoşunuza gitmeyecektir.
Yeni bir durumla karşı karşıyayız.
Başımıza ne geldiğini anlamamızda fayda var...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları

















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023